Bu ‘yumuşak içimli’ folk şarkısını duymayalı çok olmuş muydu? Muhtemelen olmamıştır. Çünkü aradan geçen 38 sene boyunca gündemden düşmedi. Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Tracy Chapman’ın kendi adını taşıyan 1988 tarihli ilk albümünün ünlü parçası “Fast car” geçerliliğini koruyan sözlere sahip. Sanatçının ortaya çıkışından parçanın dünya çapında üne kavuşmasına kadar ilginç tesadüflere, öyle bir şey varsa tabi, sahne olan “Fast car”ın hikâyesini merak edenler için “Duydun mu” başlıyor.
Tracy Chapman enteresan bir sanatçı. Ünlülerde alıştığımız türden tepkilere ve alışkanlıklara sahip değil. Ortaya çıkışı bizim filmlerdeki keşfedilme senaryolarına benziyor. Tufts Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisiyken bir gün okulun cafe’sinde “Fast car”ı seslendiriyor ve aynı okulda öğrenci olan müzik yayıncısı Charles Koppelman’ın oğlu Brian Koppelman performanstan etkilenerek Chapman’ı babasıyla tanıştırıyor. Böylece Tracy Chapman Electra Records’la anlaşıyor.
Şirket “Fast car”ı önce albümde istememiş, ardından sözlerde kısaltma talep etmiş ama o her parçasını bir hikâye olarak gördüğünden duruşundan taviz vermeyince şarkı sanatçının istediği gibi albümde yer almış. İyi ki de öyle olmuş…
Peki parça ne anlatıyor?
“Fast car” kimi için yoksulluk döngüsünü kırma yolunda umut dolu bir mücadeleyi, kimi için bizi aşağı çeken ve yönümüzü bize dikte eden koşulların aslında kaderimiz olduğunu anlatan bir parça. Sözler genç bir kızın erkek arkadaşının arabası üzerinden alkolik babasından kurtulma ve kendine bir hayat kurma umudunu anlatan bir kaçış öyküsü.
Zaman kaybetmeden sözlere bakalım.
Parça, anlatıcının ruh haline dair ipucunu hemen elde ettiğimiz sözlerle başlıyor.
Hızlı bir araban var.
Herhangi bir yere bilet istiyorum,
Belki bir anlaşma yaparız,
Belki birlikte bir yerlere varabiliriz,
Her yer buradan daha iyidir,
Sıfırdan başlamakla kaybedecek bir şeyimiz yok,
Belki bir şeyleri başarırız,
Benim kendimi kanıtlayacak hiçbir şeyim yok.
Hayat karşısında yenilgiye uğramış olan kız, ‘hızlı araba’ sahibi olan erkek arkadaşıyla bir kırılma anı yaşıyor. Birlikteyken, sahip olduğu hiçlikten çıkıp bir yerlere varabileceklerini umuyor. Ardından teklifi geliyor.
Senin hızlı bir araban var,
Benimse bizi buradan çıkartacak bir planım,
Ben bir markette çalışıyorum,
Az da olsa para biriktirmeyi başardım,
Çok uzağa gitmemize gerek kalmayacak,
Sınırı aşıp şehre karışacağız,
Sen de ben de iş bulabiliriz,
Ve sonunda yaşamanın ne anlama geldiğini görebiliriz.
Kızın erkek arkadaşı işsiz. Sözlere bakılırsa bu plana katabileceği tek şey hızlı arabası. O hızlı araba mecazi anlamda onun mevcut hayatından kaçmasının bir yolu olarak gösteriliyor.
Sözlerde ilerledikçe kızı bu duruma getiren koşulları öğrenmeye başlıyoruz. Eğitimsiz, anne yok, sorumsuz bir babaya bakmak zorunda. Tuzağa düşmüş hissediyor ve çaresizce kaçış yolu arıyor. Şöyle diyor…
Görüyorsun, babamın bir sorunu var,
O alkolsüz yapamıyor, durum bu,
Vücudunun çalışmak için çok yaşlı olduğunu söylüyor,
Ama vücudu böyle görünmek için de çok genç,
Annem onu bırakıp gitti,
O, hayattan babamın verebileceğinden fazlasını istiyordu,
Birinin onunla ilgilenmesi gerektiğini söyledim,
Bu yüzden okulu bıraktım, öyle yaptım.
Ardından erkek arkadaşını uyarıyor…
Hızlı bir araban var,
Bizi buradan uçurup götürecek kadar hızlı mı?
Bir karar vermemiz gerekiyor,
Ya bu gece buradan ayrılacağız ya da böyle yaşayıp, öleceğiz.
Parçanın nakaratı aslında kızın içindeki özlemi anlattığı için sözlerin en çarpıcı yeri. Şöyle diyor nakaratta…
…
Yani…
Hatırlıyorum, arabanla gidiyorduk,
O kadar hızlıydık ki, sarhoş gibi hissetmiştim,
Şehrin ışıkları önümüzde seriliyordu,
Ve omzuma sardığın kolun çok güzel hissettirmişti,
Ve ait olduğum hissine kapılmıştım,
Ve birisi olabileceğim hissine kapılmıştım.
Kız o an arabada giderken nihayet normal bir insan gibi hissediyor ve bu da ona içinde bulunduğu zor durumun üstesinden geleceği umudunu veriyor. Bütün istediği ‘biri’ olmak ve ‘birine ait’ hissetmek. Ancak, sözlerin devamı bunun mümkün olup olamayacağını sorgulatıyor. Çünkü işler pek planlandığı gibi gitmiyor. Kız bir markette kasiyer olarak çalışırken erkek arkadaşı hala işsiz. Kız yine de umudunu koruyor. Sevgilisinin iş bulacağına, kendisinin terfi alacağına, bir banliyöde büyük bir ev satın alabileceklerine inanıyor.
Sözlerin devamında ve sonunda hikâye başka bir yere evrilir. Aradan zaman geçmiştir ve artık “hızlı araba” umudun metaforu olmaktan çıkıp, alay konusuna döner. Şöyle der…
Senin hızlı bir araban var,
Benimse tüm faturalarımızı ödeyen bir işim.
Adam barda geç saatlere kadar içmekte, arkadaşlarını çocuklarından çok görmektedir. Kız hep daha iyisini ummuştur ama hayat onu annesiyle babasının girdiği açmaza sokmuş, adeta başladığı yere döndürmüştür. Artık hiçbir planı yoktur, bir yere gitmeyi düşünmez ve sevgilisine şöyle seslenir…
Hızlı arabanı al ve sürmeye devam et.
Sözlerin sonu gerçekten güzel. Hayal kırıklığı ve pişmanlık kızı yeniden umutsuz bir duruma sokmuştur. O yüzden başlangıçta erkek arkadaşına hitaben ‘biz’ olarak kurduğu öneri paragrafını şimdi ‘sen’ olarak kurar ve şöyle der…
Hızlı bir araban var,
Seni buradan uçurup götürecek kadar hızlı mı?
Bir karar vermen gerekiyor,
Ya bu gece buradan ayrıl ya da böyle yaşayıp, öl.
Parçayla ilgili notları aktaralım.
Tracy Chapman, “Fast car”da, büyüdüğü Clevland’da gördüklerinin izleri olduğunu söylüyor. “Tek başına annem tarafından büyütüldüm. Sadece insanları izledim, mücadele eden bir toplulukta bulundum. Herkes gerçekten sadece bir, çok çalışıyordu, iki, işlerin daha iyiye gideceğini umuyordu.”
Bu arada hızlı araba sadece bir simge. Tracy Chapman’ın hızlı arabası olmamış. Sözlerdeki kişiler de kendisi ve sevgilisi değilmiş. Sözlerde ebeveynlerinin başlangıç noktası yanlış olduğu için düzgün gitmeyen evliliğini anlatıyormuş. “Annemin lise diploması yoktu ve babam ondan birkaç yaş büyüktü. Sahip olduğu eğitimle, kendisine sunulan fırsatlarla hayalini kurduğu hayatı kurmak zordu… Bir anlamda, birlikte daha iyi bir şansa sahip olacaklarını düşünerek bir araya geldiklerini düşünüyorum,” diyor.
Bir diğer not, albümden iki sene önce, 1986 yılında bir gece Chapman parçayı çalışırken yanındaki mini dacshund cinsi köpeği, ilk söylediği “Senin hızlı bir araban var,” cümlesini duyduktan sonra her zamankinden daha enerjik bir hale bürünmüş. Bu da sanatçının dikkatini çekmiş. Ne dersiniz, acaba köpek bu parçanın onun hayatını değiştireceğini hissetmiş miydi?
Tracy Chapman’ın bir özelliği de ilgi odağı olmaktan hoşlanmaması. Bu nedenle konserler, röportajlar ve hatta sosyal medya ona göre değil. Sosyal medya hesaplarını yapımcısı yönetiyor. Şarkılarındaki sadelik kişiliğinden gelen bir sanatçı. Sadelik demişken… Parçanın video klibi de sade. Klipte, Tracy Chapman karanlık bir ortamda şarkı söylerken ve nadiren kameraya bakarken görülüyor.
Chapman’ın dünya çapında tanınması tesadüfen “Fast car” sayesinde olmuş. Albümün çıkışından iki ay sonra 11 Haziran 1988’de Chapman, Nelson Mandela’nın Wembley Stadı’ndaki 70. Doğum Günü Anma Konseri’nde sahne almış ve planlandığı gibi üç şarkı söyleyerek çekilmiş. Ancak, programın sürpriz konuğu Stevie Wonder sahneye çıkmadan önce klavyesinin disket sürücüsünün kaybolması üzerine ayrılmış. Paniğe kapılan organizatörler orada öylece oturan Chapman’ı iki parçayla boşluğu doldurması için ikna etmişler. O iki parçadan biri “Fast car”mış ve sadece konserdeki 72 bin kişi değil, naklen yayınlandığı için tüm dünyada milyonlar parçaya bayılmış. Konserden önce 250 bin olan albüm satışı konserden sonraki iki haftada 2 milyona ulaşmış. Özetle, Tracy Chapman bir öğleden sonrada tanınmayan bir şarkıcıdan bir dünya starına dönüşmüş.
Parçanın birçok cover’ı yapılmış. En dikkatimi çeken iki tanesi Bon Jovi ve Luke Combs tarafından yapılanları oldu. Özellikle Luke Combs bence parçayı gerçekten iyi yorumlamış.
Son bir not… “Fast car”ın müzik platformu Spotify’daki dinlenme sayısı 2025 yılı başında bir milyarı aşmış.
Bu bölümde, dünyanın neresinde olursa olsun milyarlarca insanın normal, evet sadece normal bir hayat sürme isteğinin dahi fazla olduğunu söyleyen bir parçayla birlikteydik. Aradan 38 yıl geçmiş ama sözlerin hala güncel olması bence bir trajedi. Çünkü insanlar hala ‘bir yerlere ait biri’ olarak normal bir hayat sürebilmek için birçok engeli aşmak zorunda.
Toplumlara dayatılan gündemle günlük hayatın gündemi ne kadar farklı. Kitlelerin günlük hayata dair sade ve sıradan taleplerini düşününce, zirvelerdeki güç mücadeleleri, uluslararası gerilimlerin ortaya çıkışı ve vardığı nokta bana bambaşka bir gezegenden musallat edilmiş gibi geliyor. Sadece normal bir insan gibi yaşamayı istemek bu kadar lüks olmamalıydı.
Haftaya yeni bir parçayla birlikte olmak dileğiyle hoşça kalın sevgili “Duydun mu” takipçileri.