Le Vent Nous Portera – Noir Desir

Le Vent Nous Portera – Noir Desir

Cengo . Bölüm-57 . 11:30
0
0

Fransız rock grubu “Siyah Arzu”, yani Noir Desir 2001 tarihli “Des Visages Des Figures” albümündeki bir parçada genel müzik çizgisinin dışına çıktı ama öyle bir çıkış oldu ki, çeyrek yüzyıl geçmesine rağmen dinlemeye doyamıyoruz. Peki parça insanoğlunun kadim sorusuna yanıt bulabiliyor mu? Tam olarak ne anlatıyor? Belki daha da önemlisi, grubun solisti Bertrand Cantat bu parçanın zirvenin de zirvesinde olduğu sırada neden en sevenleri tarafından bile dışlandı? “Duydun mu” bu hafta da sizlerle.

Single
Albüm
Noir Desir
Bertrand Cantat
Serge Teyssot
Büyük Ayı Takımyıldızı
Bas Klarinet
Alkosh Szelevenyi
Manu Chao
Kadına Şiddete Hayır
Marie Trintignant

Parçayı incelerken kullandığım ve bir işin en önemli, ince, can alıcı yeri anlamında kullanılan ‘püf noktası’ tabiri nereden geliyor biliyor muydunuz? Bilmeyenlere anlatayım.

Çinisiyle meşhur bir memlekette bir çini ustasıyla çırağı arasında geçen hikâyede, zaman içinde çinilere nasıl şekil verileceğini öğrenen çırak kendi atölyesini açmak için ustasının yanından ayrılmış. Ne var ki fırına sürdüğü çinilerin hepsi çatlıyormuş. Çırak, ustasına olanları anlatmış. Ustası bir sefer de birlikte çalışmalarını istemiş. Sıra çömleği fırına vermeye gelince usta araya girip çömleği inceledikten sonra bir yerine püf diyerek üflemiş, sonra da “Bu işin püf noktası budur, eğer çömleğin üzerinde minicik bir hava kabarcığı kalırsa çömleği çatlatır, o yüzden fırınlamadan önce üfleyip söndürmek gerekir” demiş.

Püf noktası tabiri de oradan çıkmış.

Bu hafta iyimser karamsarlık olarak adlandırabileceğim Fransızca bir parçayla karşınızdayım. Bordeaux’lu rock grubu Noir Desir’in (Türkçesi Siyah Arzu) 2001 tarihli “Des Visages Des Figures” (Yüzler Şekiller) albümünün kült parçası “Le vent nous portera”yı mutlaka duymuşsunuzdur. “Rüzgâr bizi alıp götürecek” anlamına gelen bu parçada öyle bir anlam var ki, insanı gerçekten binlerce yıllık kadim bir soruyla baş başa bırakıyor. Ölüm bir son mudur? Evet, kadim soruların podcasti “Duydun mu”ya hoş geldiniz.

Noir Desir aslında, tarzı ve üretimi ne kadar beğenilirse beğenilsin en sevenlerinin bile terk ettiği bir grup. Oraya sonra geleceğiz.

Aslında sade bir gitar melodisi ve minimalist bir düzenleme üzerine kurulu olan parça, grubun genel çizgisi olan rock sound’uyla belirgin bir tezat oluşturuyor. Ancak bu parça için bir istisna yapılmış. Yeni albümleri üzerinde çalışmaya başladıkları 2000’lerin başında Fas’a yaptıkları bir prova gezisi sırasında solistleri Bertrand Cantat grup arkadaşlarına bir melodi çalmış. Grup üyeleri başlangıçta “la petite” (küçük olan) olarak adlandırdıkları bu temayı hemen benimsemiş. Grubun diğer kurucusu gitarist Serge Teyssot-Gay o anı, “Elimizde muazzam potansiyele sahip bir şeyimiz olduğunu hemen anladık,” diye hatırlıyor.

Parçanın sözlerini yazmak iki yıla yakın bir zaman almış. Sözlerde en genel ifadeyle kader fikri üzerine kafa yoruluyor. Her şeyin nihayetinde görünmez bir güç tarafından taşınarak yok olduğunu veya dönüştüğünü söylüyor. Rüzgâr zamanı, unutulmayı ve hatta bireyleri aşan o görünmez gücü simgeliyor. Ta taaaa… Geldik mi gene zaman kavramına!

En iyisi sözlere geçelim.

Sözler şöyle başlıyor…

Yoldan korkmuyorum,
Görmeliyiz ve tatmalıyız,
Bel kıvrımlarındaki dolambaçlardan,
Ve her şey yoluna girecek,
Rüzgâr onu alıp götürecek.

Yol hayatı temsil ediyor. Fransızcada nehirlerin yaptığı kavis bel kıvrımı olarak gösterilmiş. Yorumculara göre burada mademki hayattayız o halde ondan korkmak yerine onu öğrenerek ve tadına vararak yaşamalıyız mesajı var. Ayrıca, iyimser bir hava söz konusu. Çünkü her şey yoluna girecek, rüzgâr her şeyi alıp götürecek. Hiçbir şey sonsuz değil. Göremediğimiz o güç her şeyi yok edecek. Sözler burada gördüğümüz mantık üzerine kurulmuş. Her kıtanın sonunda şunu vurguluyor…

Yani;

Rüzgâr onu alıp götürecek,
Her şey yok olup gidecek,
Rüzgâr bizi taşıyacak.

Her şey o görünmeyen güç tarafından yok edilecek ya da rüzgârın taşımasından anladığımız kadarıyla başka bir şeye dönüştürülecek.

Sözlerin devamında dikkat çeken dizeler de şöyle…

Büyük Ayı’ya gönderdiğin mesaj,
Bu yarışın izlediği seyir,
Şefkatli bir okşama veya kurşun yağmuru,
Geçmiş günlerin sarayı,
Omuzda asılı genetik,
Atmosferdeki kromozomlar,
Galaksilere giden taksiler.

Sözlerde geçen ve ilgisizmiş gibi duran bu kavramların Noir Desir’in sevdiği bir anlatım tarzı olduğunu belirtelim. Büyük Ayı ve doğarken seçemediğimiz genetik mirasımız koskoca alemde ne kadar küçük olduğumuzu ve sürüklendiğimizi vurguluyor. Şefkatli bir okşama veya kurşun yağmuru ise önümüzdeki hayatın olası uç noktalarını hatırlatıyor. Galaksilere giden taksiler, atmosferdeki kromozomlar bilimsel ilerlemeye dikkat çekiyor. Ancak, bunların hepsi de rüzgâr tarafından alınıp götürülecek.

Görüldüğü gibi, parçanın genelinde iki belirgin kavram var… Geçicilik ve kader. Bu da bizi bir kabullenişe götürüyor. Ne kadar ilerlersek ilerleyelim veya ne kadar zaman geçerse geçsin kaderimizi yaşıyoruz ve hikâyenin sonu belli. Melankolik bir tema olmakla birlikte yorumlarda, dinleyicilerin çoğuna yaşanmışlıklardan pişmanlık duymadan ve hiçbir yaşanmışlığın kalıcı olmadığının farkında olarak yola, yani hayata devam etmenin önemini çağrıştırdığı ifade ediliyor. Ve tabi ki rüzgârın hepimizi taşıyacak olması da ölümün bir son olmayabileceğini akla getiriyor.

Bertrand Cantat’ın şu sözleri konuya olan yaklaşımı özetliyor aslında… “Bu şarkı, yavaş yavaş kaybolan ama bir tür iz bırakan şeylerle ilgili. Rüzgâr bizi aşan, kontrol edemediğimiz şeydir.”

Parçayla ilgili notlara geçelim.

Le vent nous portera”nın çok akılda kalıcı bir video klibi var. Parçanın mesajını vermede oldukça etkili bir klipten bahsettiğimizi söyleyebilirim. Rebecca Hampton’un oynadığı klipte bir anne 10-11 yaşlarındaki oğluyla sahile gelir. Anne kitabını okurken oğlan da kumdan kale yapmaya başlar. Her şey normal gibidir ama aniden ortaya çıkan kum fırtınası işleri değiştirir. Anneyle oğlu arasındaki irtibat kesilir. Çocuk kaleye sığınır, anne fırtınada sürüklenip kaybolur. Klibin sonunda fırtına geçmiş, hava sakinleşmiştir ama çocuk yalnızdır.

Parçadaki Büyük Ayı Takımyıldızı sözlere tesadüfen geçmiş değil. Bertrand Cantat, Büyük Ayı’nın, Fransa’nın batı kıyısında bulunan Gironde bölgesindeki ıssız bir evden gökyüzünü gözlemlerken aklına geldiğini açıklamış.

Parça boyunca duyulan karakteristik gitar sesi, o dönemde gruba yakın olan İspanyol kökenli Fransız halk şarkıcısı Manu Chao tarafından çalınmış. Sanatçı ve grup arasındaki bu iş birliği tamamen stüdyoda doğaçlama olarak gerçekleşmiş. Şöyle… Parça zaten mikslenmişken Bertrand stüdyoda Manu Chao ile karşılaştı ve onun tarzına yakın bir gitar teması eklemesini istemiş. Bundan birkaç ay sonra Manu Chao avukatı aracılığıyla 75.000 Euro’luk bir fatura yollamış ve şarkının satışlarından %2’lik pay talep etmiş. Noir Désir ise bu talebi bugüne kadar net şekilde reddetmiş.

Parçada duyduğumuz ve benim şahsen bayıldığım üflemeli çalgı sesi bir bas klarnetten geliyormuş. Grup, bu enstrümanın şarkıya eklenmesi konusunda Macar sanatçı Akosh Szelevenyi’yi çalışmalarına davet etmiş. Parçanın gerçekten adı gibi ‘rüzgârla akıp giden’ havası bas klarnetin gitara eşlik etmesindeki mükemmellik sayesinde olmuş.

Ve parçaya, gruba bakışınızı değiştirmesi muhtemel son bir not… 27 Temmuz 2003’te Litvanya’da Bertrand Cantat, partneri olan oyuncu Marie Trintignant’ın ölümüne sebep olmuş. Cantat, film çekimleri için orada olan sevgilisini takip etmek için Litvanya’ya gitmiş. Bir akşam, alkolün de etkisindeyken otel odasındaki tartışmaları sırasında ona sert bir şekilde vurur. Komaya giren kadın birkaç gün sonra hayatını kaybeder. Cantat sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Litvanya’da bir yıl hapis yattıktan sonra cezasının kalanını çekmek üzere Toulouse’a gönderilir.

Olaydan dört yıl sonra 2007’de iyi halden dolayı serbest bırakılır. Bu durum Fransa’yı ikiye böler. Onun kişiliğiyle şarkılarını ayıranlar bir tarafta, kadına şiddet uygulayan birinin bu grupta olmasını kabul etmeyenler bir tarafta. Ancak, Noir Désir için işler iyi gitmez, iç gerilimler yaşanır ve grup Aralık 2010’da dağılır ve arkasında şu soruyu bırakır…

Bir sanat eseri kendi başına konuşabilir mi, yoksa onu sanatçısının biyografisiyle değerlendirmek mi gerekir?

Bu bölümde, asıl püf noktası melodisi ve sözleri arasındaki harika uyum olduğunu düşündüğüm bir parçayla birlikteydik. Hayatın istikrarsızlığını kabul ederek, başka bir deyişle hayatın akışına direnmeyi bir tarafa bırakarak yaşama seçeneğinin anlatıldığı bir parça. “Le vent  nous portera” bizi ‘kader’ kavramını düşünmeye itiyor. Onun karşısında çaresiziz. Biliyorum, buradan yola çıkınca zorlu sorularla karşılaşıyoruz ve sözlerde buraya girilmiyor ama rüzgârla temsil edilen zaman kavramının bildiğimiz tüm iyi şeyleri de kötü şeyleri de toza çevireceğini söyleyerek dinleyeni kendine getirdiği kesin.

Parçanın sözlerinin bana göre en özgün yönüyse zamanın bizi taşıyan rüzgâra benzetilmesi. Bu da en azından sözlerin yazarının ölümden sonra başka bir hayatın başladığına inandığını gösteriyor olabilir.

Zaman zaman düşünürüm. İnsanlığa level atlatacak muazzam bir bilimsel sıçrama olmazsa bundan yüz sene, haydi uzun ömürlü olacak bebekleri de eleyelim, 150 sene sonra bugün yaşayan kimse olmayacak. Etrafa bu kadar kötülük saçanlar bu döngünün dışında kalmak için nereden nasıl bir garanti almış olabilirler dersiniz? Yoksa kötülük de onların kaçamadıkları kaderleri mi?

Je n’ai pas peur de la route
Faudrait voir, faut qu’on y goûte
Des méandres au creux des reins
Et tout ira bien

Le vent nous portera

Ton message à la grande ourse
Et la trajectoire de la course
A l’instantané de velours
Même s’il ne sert à rien

Le vent l’emportera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera

La caresse et la mitraille
Cette plaie qui nous tiraille
Le palais des autres jours
D’hier et demain

Le vent les portera

Génétique en bandoulière
Des chromosomes dans l’atmosphère
Des taxis pour les galaxies
Et mon tapis volant dis

Le vent l’emportera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera

Ce parfum de nos années mortes
Ceux qui peuvent frapper à ta porte
Infinité de destins
On en pose un, qu’est-ce qu’on en retient?

Le vent l’emportera

Pendant que la marée monte
Et que chacun refait ses comptes
J’emmène au creux de mon ombre
Des poussières de toi

Le vent l’emportera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera

Bölüm zaman çizelgesi:

  • 00:00 Parça nasıl ortaya çıktı?
  • 00:00 Sözlerde ne var?
  • 00:00 Geçicilik ve kader
  • 00:00 Harika bir video klip
  • 00:00 Uyanığa bak!
  • 00:00 Muhteşem bas klarinet
  • 00:00 Her türlü şiddete hayır!
  • 00:00 Sonuç olarak
  • 00:00 Püf noktası nereden gelir?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Title
.
0
0

Fransız rock grubu “Siyah Arzu”, yani Noir Desir 2001 tarihli “Des Visages Des Figures” albümündeki bir parçada genel müzik çizgisinin dışına çıktı ama öyle bir çıkış oldu ki, çeyrek yüzyıl geçmesine rağmen dinlemeye doyamıyoruz. Peki parça insanoğlunun kadim sorusuna yanıt bulabiliyor mu? Tam olarak ne anlatıyor? Belki daha da önemlisi, grubun solisti Bertrand Cantat bu parçanın zirvenin de zirvesinde olduğu sırada neden en sevenleri tarafından bile dışlandı? “Duydun mu” bu hafta da sizlerle.

Single
Albüm
Noir Desir
Bertrand Cantat
Serge Teyssot
Büyük Ayı Takımyıldızı
Bas Klarinet
Alkosh Szelevenyi
Manu Chao
Kadına Şiddete Hayır
Marie Trintignant

Parçayı incelerken kullandığım ve bir işin en önemli, ince, can alıcı yeri anlamında kullanılan ‘püf noktası’ tabiri nereden geliyor biliyor muydunuz? Bilmeyenlere anlatayım.

Çinisiyle meşhur bir memlekette bir çini ustasıyla çırağı arasında geçen hikâyede, zaman içinde çinilere nasıl şekil verileceğini öğrenen çırak kendi atölyesini açmak için ustasının yanından ayrılmış. Ne var ki fırına sürdüğü çinilerin hepsi çatlıyormuş. Çırak, ustasına olanları anlatmış. Ustası bir sefer de birlikte çalışmalarını istemiş. Sıra çömleği fırına vermeye gelince usta araya girip çömleği inceledikten sonra bir yerine püf diyerek üflemiş, sonra da “Bu işin püf noktası budur, eğer çömleğin üzerinde minicik bir hava kabarcığı kalırsa çömleği çatlatır, o yüzden fırınlamadan önce üfleyip söndürmek gerekir” demiş.

Püf noktası tabiri de oradan çıkmış.

Bu hafta iyimser karamsarlık olarak adlandırabileceğim Fransızca bir parçayla karşınızdayım. Bordeaux’lu rock grubu Noir Desir’in (Türkçesi Siyah Arzu) 2001 tarihli “Des Visages Des Figures” (Yüzler Şekiller) albümünün kült parçası “Le vent nous portera”yı mutlaka duymuşsunuzdur. “Rüzgâr bizi alıp götürecek” anlamına gelen bu parçada öyle bir anlam var ki, insanı gerçekten binlerce yıllık kadim bir soruyla baş başa bırakıyor. Ölüm bir son mudur? Evet, kadim soruların podcasti “Duydun mu”ya hoş geldiniz.

Noir Desir aslında, tarzı ve üretimi ne kadar beğenilirse beğenilsin en sevenlerinin bile terk ettiği bir grup. Oraya sonra geleceğiz.

Aslında sade bir gitar melodisi ve minimalist bir düzenleme üzerine kurulu olan parça, grubun genel çizgisi olan rock sound’uyla belirgin bir tezat oluşturuyor. Ancak bu parça için bir istisna yapılmış. Yeni albümleri üzerinde çalışmaya başladıkları 2000’lerin başında Fas’a yaptıkları bir prova gezisi sırasında solistleri Bertrand Cantat grup arkadaşlarına bir melodi çalmış. Grup üyeleri başlangıçta “la petite” (küçük olan) olarak adlandırdıkları bu temayı hemen benimsemiş. Grubun diğer kurucusu gitarist Serge Teyssot-Gay o anı, “Elimizde muazzam potansiyele sahip bir şeyimiz olduğunu hemen anladık,” diye hatırlıyor.

Parçanın sözlerini yazmak iki yıla yakın bir zaman almış. Sözlerde en genel ifadeyle kader fikri üzerine kafa yoruluyor. Her şeyin nihayetinde görünmez bir güç tarafından taşınarak yok olduğunu veya dönüştüğünü söylüyor. Rüzgâr zamanı, unutulmayı ve hatta bireyleri aşan o görünmez gücü simgeliyor. Ta taaaa… Geldik mi gene zaman kavramına!

En iyisi sözlere geçelim.

Sözler şöyle başlıyor…

Yoldan korkmuyorum,
Görmeliyiz ve tatmalıyız,
Bel kıvrımlarındaki dolambaçlardan,
Ve her şey yoluna girecek,
Rüzgâr onu alıp götürecek.

Yol hayatı temsil ediyor. Fransızcada nehirlerin yaptığı kavis bel kıvrımı olarak gösterilmiş. Yorumculara göre burada mademki hayattayız o halde ondan korkmak yerine onu öğrenerek ve tadına vararak yaşamalıyız mesajı var. Ayrıca, iyimser bir hava söz konusu. Çünkü her şey yoluna girecek, rüzgâr her şeyi alıp götürecek. Hiçbir şey sonsuz değil. Göremediğimiz o güç her şeyi yok edecek. Sözler burada gördüğümüz mantık üzerine kurulmuş. Her kıtanın sonunda şunu vurguluyor…

Yani;

Rüzgâr onu alıp götürecek,
Her şey yok olup gidecek,
Rüzgâr bizi taşıyacak.

Her şey o görünmeyen güç tarafından yok edilecek ya da rüzgârın taşımasından anladığımız kadarıyla başka bir şeye dönüştürülecek.

Sözlerin devamında dikkat çeken dizeler de şöyle…

Büyük Ayı’ya gönderdiğin mesaj,
Bu yarışın izlediği seyir,
Şefkatli bir okşama veya kurşun yağmuru,
Geçmiş günlerin sarayı,
Omuzda asılı genetik,
Atmosferdeki kromozomlar,
Galaksilere giden taksiler.

Sözlerde geçen ve ilgisizmiş gibi duran bu kavramların Noir Desir’in sevdiği bir anlatım tarzı olduğunu belirtelim. Büyük Ayı ve doğarken seçemediğimiz genetik mirasımız koskoca alemde ne kadar küçük olduğumuzu ve sürüklendiğimizi vurguluyor. Şefkatli bir okşama veya kurşun yağmuru ise önümüzdeki hayatın olası uç noktalarını hatırlatıyor. Galaksilere giden taksiler, atmosferdeki kromozomlar bilimsel ilerlemeye dikkat çekiyor. Ancak, bunların hepsi de rüzgâr tarafından alınıp götürülecek.

Görüldüğü gibi, parçanın genelinde iki belirgin kavram var… Geçicilik ve kader. Bu da bizi bir kabullenişe götürüyor. Ne kadar ilerlersek ilerleyelim veya ne kadar zaman geçerse geçsin kaderimizi yaşıyoruz ve hikâyenin sonu belli. Melankolik bir tema olmakla birlikte yorumlarda, dinleyicilerin çoğuna yaşanmışlıklardan pişmanlık duymadan ve hiçbir yaşanmışlığın kalıcı olmadığının farkında olarak yola, yani hayata devam etmenin önemini çağrıştırdığı ifade ediliyor. Ve tabi ki rüzgârın hepimizi taşıyacak olması da ölümün bir son olmayabileceğini akla getiriyor.

Bertrand Cantat’ın şu sözleri konuya olan yaklaşımı özetliyor aslında… “Bu şarkı, yavaş yavaş kaybolan ama bir tür iz bırakan şeylerle ilgili. Rüzgâr bizi aşan, kontrol edemediğimiz şeydir.”

Parçayla ilgili notlara geçelim.

Le vent nous portera”nın çok akılda kalıcı bir video klibi var. Parçanın mesajını vermede oldukça etkili bir klipten bahsettiğimizi söyleyebilirim. Rebecca Hampton’un oynadığı klipte bir anne 10-11 yaşlarındaki oğluyla sahile gelir. Anne kitabını okurken oğlan da kumdan kale yapmaya başlar. Her şey normal gibidir ama aniden ortaya çıkan kum fırtınası işleri değiştirir. Anneyle oğlu arasındaki irtibat kesilir. Çocuk kaleye sığınır, anne fırtınada sürüklenip kaybolur. Klibin sonunda fırtına geçmiş, hava sakinleşmiştir ama çocuk yalnızdır.

Parçadaki Büyük Ayı Takımyıldızı sözlere tesadüfen geçmiş değil. Bertrand Cantat, Büyük Ayı’nın, Fransa’nın batı kıyısında bulunan Gironde bölgesindeki ıssız bir evden gökyüzünü gözlemlerken aklına geldiğini açıklamış.

Parça boyunca duyulan karakteristik gitar sesi, o dönemde gruba yakın olan İspanyol kökenli Fransız halk şarkıcısı Manu Chao tarafından çalınmış. Sanatçı ve grup arasındaki bu iş birliği tamamen stüdyoda doğaçlama olarak gerçekleşmiş. Şöyle… Parça zaten mikslenmişken Bertrand stüdyoda Manu Chao ile karşılaştı ve onun tarzına yakın bir gitar teması eklemesini istemiş. Bundan birkaç ay sonra Manu Chao avukatı aracılığıyla 75.000 Euro’luk bir fatura yollamış ve şarkının satışlarından %2’lik pay talep etmiş. Noir Désir ise bu talebi bugüne kadar net şekilde reddetmiş.

Parçada duyduğumuz ve benim şahsen bayıldığım üflemeli çalgı sesi bir bas klarnetten geliyormuş. Grup, bu enstrümanın şarkıya eklenmesi konusunda Macar sanatçı Akosh Szelevenyi’yi çalışmalarına davet etmiş. Parçanın gerçekten adı gibi ‘rüzgârla akıp giden’ havası bas klarnetin gitara eşlik etmesindeki mükemmellik sayesinde olmuş.

Ve parçaya, gruba bakışınızı değiştirmesi muhtemel son bir not… 27 Temmuz 2003’te Litvanya’da Bertrand Cantat, partneri olan oyuncu Marie Trintignant’ın ölümüne sebep olmuş. Cantat, film çekimleri için orada olan sevgilisini takip etmek için Litvanya’ya gitmiş. Bir akşam, alkolün de etkisindeyken otel odasındaki tartışmaları sırasında ona sert bir şekilde vurur. Komaya giren kadın birkaç gün sonra hayatını kaybeder. Cantat sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Litvanya’da bir yıl hapis yattıktan sonra cezasının kalanını çekmek üzere Toulouse’a gönderilir.

Olaydan dört yıl sonra 2007’de iyi halden dolayı serbest bırakılır. Bu durum Fransa’yı ikiye böler. Onun kişiliğiyle şarkılarını ayıranlar bir tarafta, kadına şiddet uygulayan birinin bu grupta olmasını kabul etmeyenler bir tarafta. Ancak, Noir Désir için işler iyi gitmez, iç gerilimler yaşanır ve grup Aralık 2010’da dağılır ve arkasında şu soruyu bırakır…

Bir sanat eseri kendi başına konuşabilir mi, yoksa onu sanatçısının biyografisiyle değerlendirmek mi gerekir?

Bu bölümde, asıl püf noktası melodisi ve sözleri arasındaki harika uyum olduğunu düşündüğüm bir parçayla birlikteydik. Hayatın istikrarsızlığını kabul ederek, başka bir deyişle hayatın akışına direnmeyi bir tarafa bırakarak yaşama seçeneğinin anlatıldığı bir parça. “Le vent  nous portera” bizi ‘kader’ kavramını düşünmeye itiyor. Onun karşısında çaresiziz. Biliyorum, buradan yola çıkınca zorlu sorularla karşılaşıyoruz ve sözlerde buraya girilmiyor ama rüzgârla temsil edilen zaman kavramının bildiğimiz tüm iyi şeyleri de kötü şeyleri de toza çevireceğini söyleyerek dinleyeni kendine getirdiği kesin.

Parçanın sözlerinin bana göre en özgün yönüyse zamanın bizi taşıyan rüzgâra benzetilmesi. Bu da en azından sözlerin yazarının ölümden sonra başka bir hayatın başladığına inandığını gösteriyor olabilir.

Zaman zaman düşünürüm. İnsanlığa level atlatacak muazzam bir bilimsel sıçrama olmazsa bundan yüz sene, haydi uzun ömürlü olacak bebekleri de eleyelim, 150 sene sonra bugün yaşayan kimse olmayacak. Etrafa bu kadar kötülük saçanlar bu döngünün dışında kalmak için nereden nasıl bir garanti almış olabilirler dersiniz? Yoksa kötülük de onların kaçamadıkları kaderleri mi?

Je n’ai pas peur de la route
Faudrait voir, faut qu’on y goûte
Des méandres au creux des reins
Et tout ira bien

Le vent nous portera

Ton message à la grande ourse
Et la trajectoire de la course
A l’instantané de velours
Même s’il ne sert à rien

Le vent l’emportera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera

La caresse et la mitraille
Cette plaie qui nous tiraille
Le palais des autres jours
D’hier et demain

Le vent les portera

Génétique en bandoulière
Des chromosomes dans l’atmosphère
Des taxis pour les galaxies
Et mon tapis volant dis

Le vent l’emportera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera

Ce parfum de nos années mortes
Ceux qui peuvent frapper à ta porte
Infinité de destins
On en pose un, qu’est-ce qu’on en retient?

Le vent l’emportera

Pendant que la marée monte
Et que chacun refait ses comptes
J’emmène au creux de mon ombre
Des poussières de toi

Le vent l’emportera
Tout disparaîtra
Le vent nous portera