Bahara uygun yumuşak melodilerle gidiyoruz bu ara. Yılın en güzel aylarından Nisan’ın ortasına geldiğimiz şu günlerde istedim ki gerek ezgisiyle gerek anlamıyla huzur veren bir parçayı inceleyelim. Alman rock grubu Scorpions’ın 1990 yılında çıkan “Crazy World” albümünün en bilinen iki parçasından biri “Send me an angel” bu tanıma uyduğu için de bu bölüm onunla karşınızdayım. Evet, bahar rehavetinden nasibini fazlasıyla almış olan “Duydun mu” başlıyor.
Parça, grubun gitaristi ve kurucusu Rudolf Schenker tarafından bestelenmiş. Sözlerse bugün hala “Still loving you” diyen o güzel sesinin kulaklarımızda olduğu, grubun vokalisti Klaus Meine’ye ait. Parçanın bir özelliği, aynı albümdeki ünlü “Winds of change” ile birlikte çıktıkları döneme damga vurmaları. Ancak, “Winds of change” o günün dağılan doğu blokuna yönelik siyasi bir parçayken, “Send me an angel” insanın iç yolculuğuyla ilgili sözlere sahip.
Evet, “Send me an angel” insan varoluşunun kırılganlığına dair, içinde biraz aydınlanma biraz umut olan, insan olma deneyimi üzerine düşündüren bir parça. Sözler dinleyiciyi kendini sorgulamaya ve keşfetmeye davet ediyor. Bazı yönleriyle klasik gelse de sözlerde geçen birkaç kavram özellikle belli yaşı geçmiş dinleyici için yıllarca olduğundan daha derin anlamlar ifade edebilir. En iyisi sözlere gelelim.
Sözlerdeki hikâye bilge biriyle anlatıcı arasında geçiyor. Bu noktada, “Duydun mu”da konuk ettiğimiz şu ana kadar üçüncü bir parçanın sözlerinde ‘bilge’ birine rastladığımızı not edelim. Daha önce Toto’nun “Africa”sı ve Elvis Presley’in “Can’t help falling in love”ında da bilgelere başvuruluyordu. Ne işe yarayacağını bilmediğim bu bilginin ardından sözlere geçebiliriz.
Bilge adam dedi ki,
“Sadece ışığın şafağına bu yoldan yürü,”
Yıllar geçip giderken rüzgar yüzüne esecek,
İçinden, en derinden gelen bu sesi duy,
O kalbinin çağrısı,
Gözlerini kapat,
Karanlıktan çıkış yolunu bulacaksın.
Girişte karanlık ve belirsizlik havası var. Belli ki bir yön bulma çabası söz konusu. Bilge adam anlatıcıya hangi yoldan nereye yürüyeceğini söylüyor. Yıllar geçtikçe yüze vuran rüzgâr bu yolda ilerlerken karşılaşılan engeller. Ayrıca, bu yıllarca sürecek uzun bir yolculuk.
Anlatıcının yol boyunca ona eşlik edecek rehberiyse kendi iç sesi olarak gösterilen kalbinin çağrısı. Bilge adam, bunu inançla yapması halinde gerçekten de karanlıktan çıkış yolunu bulacağını öne sürüyor. Daha basit şekilde tanımlamak gerekirse, anlatıcının aydınlanması ve sonuçta daha olgun bir noktaya vardığı bir hayat yaşaması bu yolun ödülü olabilir.
Burada nakarat devreye giriyor. Şöyle…
…
Yani;
İşte buradayım,
Bana bir melek gönderir misin?
İşte buradayım,
Sabah yıldızının ülkesinde.
Melek gönderilmesi isteği bir koruyucu arayışını gösteriyor. Çünkü anlatıcı bir şeyin farkında. Bu zorlu yolu yalnız geçmesi mümkün değil. İlahi kattan müdahaleye ihtiyaç var. Bunu kabullenmiş. ‘Sabah yıldızının ülkesinde’ olma durumu, güneş doğmadan hemen önce beliren ve sabah yıldızı adı verilen gezegen Venüs’ü işaret ediyor. Bu an karanlığın hem en yoğun olduğu hem de ışığın en yakın olduğu an. Dolayısıyla nakaratta karanlıktan aydınlığa geçiş umudu hakim diyebiliriz. Kuşkusuz, burada fiziksel bir durumdan ziyade metafiziksel bir seviye, bir mertebeden bahsediliyor.
Sözlerin devamında…
Bilge adam dedi ki,
“Fırtınanın gözünde yerini bul,
Yol boyunca gülleri ara,
Ama dikenlere dikkat et.”
“Sadece elini kaldır ve tılsımı ara,
Söz edilen yere giden kapıyı bul,
Yalnızca kendine inan.”
diyor.
Bilge adama göre kişinin kendini keşfetmesi ve geliştirebilmesi fırtınanın tam ortasında mümkün. Fırtına, hayatın kaotik doğasını simgeliyor. Böyle bir ortamda huzura ulaşmak zor olabilir. Ancak, kişinin orada bulunmasının anlamını kavraması önemli. Yorumcular, akrep burcunun hayatın zıt ikiliklerini seven doğasını hatırlatarak grubun ismine vurgu yapıyor. Sözlerdeki güller ve dikenleri de bu ikiliklere bir örnek. Tüm bu metaforun arkasında şöyle bir amaç var gibi… Hayatın karmaşıklığını olduğu gibi kabul edersek o karmaşıklık kadar getirdiği güzellikleri de fark edebiliriz.
Ayrıca, bilge adamın elinizi kaldırın, tılsıma uzanın, kapıyı bulun şeklindeki tavsiyeleri irade ve inanç gerektiren eylemler. Yorumcular, sözlerdeki ‘sözü edilen yerden’ kastın, kişinin kendini gerçekleştirdiği nokta olduğunu belirtiyor. En derin değişimler içten gelenler olduğu için bu noktaya varmak kişinin kendi iradesine ve inancına bağlı.
Parçayla ilgili birkaç da not var.
“Send me an angel”in akustik versiyonu grup tarafından, Moskova’nın o günkü adıyla Lenin, bugünkü adıyla Luzhniki Stadyumu’nda 12-13 Ağustos 1989’da düzenlenen ve birçok ünlü rock grubunun katıldığı Müzik Barış Festivali’nde yüz bin kişiye söylenmiş. Bu, Rusya’da SSCB sonrası düzenlenen ilk rock müzik festivaliymiş ve Soğuk Savaş’ın sonlanmasına yol açan müzik hareketi olarak anılıyormuş. Tabi organizatörler sonuçta komünist sistemin dağılmasından sonra ilk kez buram buram kapitalizm kokan bir müzik etkinliği olduğu için çizmeyi aşmak istememiş ve “Rock Festivali” yerine “Barış Festivali” demişler.
Parçanın kaydı esnasında Münih’ten otuz çocuğun parçaya koro halinde eşlik etmesi planlanmış. Ancak, yapımcının bunu fazla teatral bulması nedeniyle bu plan hayata geçirilmemiş.
Parçanın single kapağında bulunan yanan melek tasviri birkaç sene sonra metal grubu Black Sabbath’ın “Cross Purposes” isimli albümünde kullanılmış. Bununla birlikte, bu çakışmadan dolayı iki grup arasında bir ihtilaf yaşandığına dair bir bilgiye rastlamadım.
Son olarak, “Send me an angel”ın Gordon Matthew Thomas Sumner, yani Sting’in Scorpions repertuarında olup da en beğendiği parça olduğunu da ekleyelim.
Müziğin birçok işlevi var. Bunlardan birisi de dinleyiciye bir kapı açmak, onu bir konuya başka bir açıdan bakmaya teşvik etmek olsa gerek diye düşünüyorum. “Send me an angel” böyle bir parça.
İnsanoğlu kim bilir kaçıncı kez kendi saf kötülüğüyle yüzleştiği oldukça zorlu bir zamandan geçiyor. Doğruyla yanlışın birbirine karıştığı, güçlünün haklının önüne geçtiği, kuralların menfaatlere göre eğilip büküldüğü kaotik dünyada doğal olarak kendini yalnız hisseden insan güvenebileceği bir yol göstericiye ihtiyaç duyuyor. Bu fırtınada herkes içinden çıktığı kültüre ve inancına göre bir dala tutunmaya çalışıyor. “Send me an angel” o dalın ne olduğunu söylemiyor ama ‘melek’ diyerek sembolize ettiği yardımın insanın içinden geldiğini anlatıyor.
İnsanoğlunun saf kötülükle sınandığı bu zamanda en azından hiçbir kötülüğün sonsuz olmadığı tesellisini hatırlatalım ve bu haftayı da burada noktalayalım…