Bu bölümde uzun aradan sonra yeniden “Bir” diyeceğiz. Bu kez İrlandalı rock grubu U2’nun ‘bir’ini inceliyoruz. Metallica’nın “One”ında olduğu gibi milyonda birlik bir olasılıktan mı bahsediyoruz yoksa bu ‘bir’ başka mı? Merak edenler ve on dakikasını ayıranlar için “Duydun mu” başlıyor.
Grubun 1991 “Achtung Baby” albümünün yayınlanmasından bu yana bir klasik haline gelen “One”, beklenmeyen popülariteye ulaştı. Hatta U2’yu dağılmaktan kurtardı. Çünkü grup, 1980’lerdeki başarılarının ardından bir tıkanma yaşıyordu ve yola nasıl devam edileceği hususunda 4 üye bir bölünme içindeydi.
Bu durum onları yenilik arayışına itti. Arayışları onları 1990 sonunda Berlin’e götürdü. Duvar yeni yıkıldığı için Berlin o sıralar ilham verici bir ortama sahipmiş. Ancak bu değişiklik, başlangıçta istedikleri gibi sonuç vermemiş. Grubun vokalisti Paul Hewson’ın (Bono), “One’ın ironisi şu ki, o zamanlar grup birbirine çok yakın değildi. Stüdyonun tam ortasına kendi duvarımızı örüyorduk,” sözleri durumu açıklıyor.
Evet, belli ki grup dağılma işaretleri vermekteymiş. Ta ki “One”a kadar!
Parçanın ortaya çıkması bir tesadüf. Grup stüdyoda, daha sonra “Mysterious ways” olacak bir başka parça üzerinde doğaçlama yaparken gitarist Dave Evans (Edge) akustik gitarla farklı bir akor dizilimi denemiş. Herkes bu yeni dizilimi beğenmiş ve birlikte çalmaya başlamışlar. Melodi 15 dakika içinde ortaya çıkmış.
Parçanın anlattıklarına gelince… Orada da rivayet muhtelif.
Anlatayım o halde. Temelde Berlin’de o sıralar hissedilen karmaşık ve çelişkili duyguları, yani kırgınlık, karşılıklı bağımlılık, birlik ve uyumsuzluğu ele alıyor. Bono ana fikir için şöyle diyor… “Bu bir araya gelmekle ilgili bir şarkı ama ‘Hepimiz birlikte yaşayalım’ şeklindeki eski hippi fikri değil. Aslında tam tersi. ‘Biz biriz ama aynı değiliz’ diyor. Hatta geçinmek istediğimizi bile söylemiyor ama bu dünyanın ayakta kalabilmesi için birlikte geçinmek zorunda olduğumuzu, başka seçeneğimiz olmadığını hatırlatıyor.”
Sözlerde öfke, yaralı olma hali, sıcaklık ve uzlaşma isteği seziliyor. Anlatı kimler arasında ve ne için geçiyor belli değil. Grup üyelerine göre parça aralarındaki bölünmeden, iki Almanya’nın birleşmesine, hippilerin birlik fikrine duydukları şüpheden bir baba-oğul ilişkisine kadar birçok şeyden etkilenmiş.
Edge sözleri “Ağır şeyler yaşamış iki insan arasında acı, çarpık, zehirli bir konuşma,” olarak tanımlamış. Bono dindar bir baba ile oğlu arasındaki ilişki olabileceğini söylemiş. O dönemde Edge eşinden ayrılma sürecindeymiş ve Bono’nun en yakın arkadaşı uzun süreli bir ilişkinin sonuna gelmiş. Boşanmalar, ayrılıklar, grup içindeki uyumsuzluk ve Almanya’nın yeniden birleşmesinin hepsinin sözlerde etkisi olduğu anlaşılıyor.
Bence asıl önemli detay “One”ın aslında bir birlik değil farklılık şarkısı olması. Tartışmayı ve gerilimi kabul ediyor ama bizi ayrı düşüren farklılıklara rağmen birlikte yaşama kabiliyetimizi öne çıkarıyor. En iyisi sözlere geçelim…
Sözler üst üste iki soruyla başlıyor.
Daha iyiye gidiyor mu, yoksa aynı mı hissediyorsun?
Suçlayacak birini de bulduğuna göre,
Artık işler senin için daha mı kolay?
Anlatıcı biraz öğretici ve üstten tavırla zamanın geçmesinin sorunları çözmediğini belirtiyor. Ona göre kolayına kaçıp suçlayacak birini bulmak da her şeyi düzeltmeye yetmiyor. Bono bu giriş için, “Bir şarkıya konuşmanın ortasında başlamayı severim,” demiş. Devam edelim…
“Tek aşk, tek hayat” diyorsun,
Oysa bu geceye ait bir ihtiyaç,
Paylaşmamız gereken tek sevgi var ama,
Eğer ona değer vermezsen seni terk eder.
Burada anlatıcı karşısındakini eleştiriyor. Çünkü karşısındaki tek aşk ve hayattan bahsediyor ama onu sadece gece yalnız kalmamak için önemsiyor. Halbuki sevgi statik bir şey değil. İlgi ister ve sadece paylaşılırsa yaşar.
Sözlere devam…
Seni hayal kırıklığına mı uğrattım?
Veya ağzında kötü bir tat mı bıraktım?
Sanki hiç sevgi görmemiş gibi davranıyorsun,
Ve benim de sevgisiz kalmamı istiyorsun.
Anlatıcı “Kusura bakma ama gerçekleri söylemek zorundayım,” havasında bir açıklıkla konuşuyor. Karşısındakini gördüğü sevgiyi anlamamakla eleştiriyor. Yorumculara göre, burada anlatıcının “Çok şey mi istedim, gereğinden fazla mı,” gibi sözleri bir ilişkinin ayakta kalması için gereken uzlaşmacı tavrı yansıtıyor.
Geçmişi gün yüzüne çıkarmak için,
Bu gece artık çok geç,
Biz biriz ama aynı değiliz,
Birbirimizi taşımalıyız, birbirimizi taşımalıyız.
Biriz!
Burası bence parçanın en can alıcı kısmı. “Biriz ama aynı değiliz,” gerçekten güzel bir anlatım. Bir çift, grup veya toplum fark etmez, bir bütünün parçaları olmak aynı olmayı gerektirmez. Çatışma benzerlik beklediğimizde başlar. Halbuki birbirimizi taşırsak (seversek değil) bütün bozulmaz ve bir kalmaya devam ederiz.
Bono, “İster beğenin ister beğenmeyin, buradan çıkmanın tek yolu size duvara tırmanmanız için destek vermem ve sizin de beni peşinizden çekmeniz. Bu romantik bir şey değil,” diyerek birbirini taşımaya açıklama getiriyor.
Artık finaldeyiz. Anlatıcının karşısındakine seslenişindeki samimiyetin bana göre doruk noktası burası. Onu çelişkileriyle yüzleştiriyor. Şöyle diyor…
…
Yani;
Sevginin bir tapınak olduğunu,
En yüce yasa olduğunu söylüyorsun,
İçeri girmemi istiyorsun ama beni süründürüyorsun,
Ve sahip olduklarına tutunamam,
Çünkü sen sadece acıya sahipsin.
Finalde sevgi kutsallaşıyor ve bir tapınağa benzetiliyor. Anlatıcı karşısındakine “Madem sevgiyi bu kadar yüceltiyorsun o halde neden beni dahil ettiğin bu yerde süründürüyorsun,” diye sorarak onu da bu yükü beraber sırtlamaya davet ediyor ve şarkıyı şu sözlerle bitiriyor…
Tek aşk, tek kan,
Tek hayat, yapman gerekeni yapmalısın,
Tek hayat, birbirinizle,
Kız kardeşler, erkek kardeşler,
Tek bir hayatımız var ama aynı değiliz,
Birbirimizi taşımalıyız, birbirimizi taşımalıyız.
Mesaj aslında evrensel. Sadece bir hayatımız var ve onu farklılıklarımızı birbirimize kabul ettirmeye çalışarak değil kabul ederek yaşayabiliriz. Sözlerde romantik bir tekliğin değil insani bir mecburiyetin anlatıldığının en önemli işareti bu finalde… Bir arada olmanın etik sorumluluğu.
Dikkat ettiyseniz sözlerin genelinde bir ‘çatışma’ hali var. Sözleri her neye uyarlıyorsanız oradaki bir çatışmadan bahsediyorum. Edge’e göre Bono’nun sözlere yerleştirdiği bu çatışma şarkıyı özel ve kalıcı kılan şeyin ta kendisi. Sözler tek konuda kalmıyor. Aynı ana fikir etrafında farklı ilişkilere uyarlanabiliyor. Şarkı ilerledikçe taraflar arasındaki buzun eridiğini ve iyi bir noktaya gelindiğini hissedebiliyorsunuz. Parçayla ilgili notlara gelelim…
Dinleyicilerin genel olarak romantik ilişkilerdeki veya dostluklardaki gerginlikler penceresinden algıladığı “One” dayanışma ve insani birlik çağrısı yapılan birçok etkinlikte kullanılmış. Bunlardan bazıları şöyle… 1995’te Bosna, 1997’de Tibet, 2003’te Nelson Mandela, 1993’te Almanya’daki göçmenler, 2003’te New York’ta 9/11’de ölenler, 2020’de Paris’te öldürülen bir öğretmenin cenazesi, 1993’te kuşatma altındaki Saraybosna’da grubun bir arkadaşıyla uydu bağlantısıyla yapılan görüşme, 2005’teki Katrina Kasırgası kurbanları, 2005’te Afrika’daki yoksullukla mücadeleye dikkat çekmek için düzenlenen konserler serisi Live 8.
“One”ın single kapağında yer alan bufalo fotoğrafı ünlü sanatçı David Wojnarowicz’in bir çalışmasıymış ve Kızılderililerce kovalanarak uçuruma sürüklenen bufaloları tasvir ediyormuş. Fotoğrafta sanatçı kendini ve herkesi kontrol edemediğimiz veya anlayamadığımız güçler tarafından bilinmeyene itilen bufalolarla özdeşleştiriyormuş.
Notlara devam…
“One” için üç farklı video klip yapılmış. İlk klip Berlin’de çekilmiş ve grup üyelerinin stüdyo performanslarının yanı sıra Doğu Alman otomobili Trabantların görüntüleri var. Klipte grup üyeleri kadın kılığında. Bunu Santa Cruz de Tenerife Karnavalı için yapmışlar ama neyse ki klibi geri çekmişler. İkinci klipte çiçek görüntüleri, “One” kelimesinin çeşitli dillerde belirmesi ve single kapağındaki bufaloların ağır çekim koşmaları yer alıyor. Manhattan Nell’s gece kulübünde çekilen üçüncü klipteyse Bono’nun bir masada puro içişi ve grubun konser performansından görüntüler iç içe geçmiş şekilde veriliyor.
İlginç bir not… Sözlerdeki nakarat, Bono ile günümüz Dalai Lama’sı arasında geçen bir yazışmadan ortaya çıkmış. Dalai Lama, U2’yu ‘Birlik’ adlı bir yardım konserine katkıya davet etmiş. Bono daveti kibarca reddetmiş ve mektubu şöyle bitirmiş: “Yazışmak güzeldi. Biriz ama aynı değiliz, Bono.”
Hem Bono hem Edge insanların düğünlerinde parçayı çalmalarını anlayamadıklarını söylüyorlar. Çünkü “One” bir kutlama parçası değil. Onların tabiriyle “Haydi hepimiz bir kamp ateşi etrafında el ele tutuşalım,” parçası hiç değil. Tersine, uzlaşmazlığın ve farklılığın, hatta birbirimizi asla anlayamayacağımızın gayet farkında bir parça. Asla aynı olmayacağız ve her şey yoluna girmeyecek.
Son bir not… Parça, 2000 yapımı Nicolas Cage filmi “The Family Man”in fragmanında kullanılmış.
“One”dan ne anlamalıyız sorusuna kendimce bulduğum en sade cevap şu… Bir arada olmanın temel şartı farklılıkları ortadan kaldırmadan ortak kaderi kabul etmek olsa gerek. Burada bizden olmayanla yüzleşmek var, karşılıklı bağımlılık var, aynı zamanı ve mekânı paylaşıyor olmanın getirdiği sorumluluk var. Yoksa ben de Bono’nun insan deneyiminin homojen olmadığı görüşüne katılıyorum. Bir olmak için her şeyi aynı görmemiz gerekmiyor ama yeri geldiğinde bizden farklı olanı taşımayı bilmek önemli.