Muhtemelen Supertramp dendiğinde birçoğumuzun aklına ilk gelen parça “Breakfast in America”dır. Ancak, İngiliz progresif rock grubunun bu parçası sözleri ve anlamıyla zamanında hayli ilgi çekmiş ve bugün de geçerliliği olan mesajları içerdiğinden “Duydun mu”da yer alsın dedik. Neden ‘mantıklı şarkı’? Neyi sorguluyor? Ortaya attığı o hayati soru ne? Bugün bile “Adam haklı,” dedirten sözler nasıl yazılmış? On dakikası olan ve merak edenler için “Duydun mu” başlıyor.
1979 yılı Temmuz’unda Paul McCartney o yılın en sevdiği parçalarını sayarken özellikle iki tanesini öne çıkarır. Bunlardan biri Supertramp’in “The logical song”udur. Bu, grubun kurucularından Roger Hodgson için gurur kaynağı olmuştur. O, daha parçayı yazarken başarılı olacağını bildiğini söylemiş. “Bazen %80 oranında başarılı olduğunuzu hissedersiniz. Bense ‘The logical song’da %100’ü hissettim,” diyor.
Aslında 1969 yılında kurulduğu andan itibaren grubun çekirdeğini oluşturan ve hem vokalist hem klavyeci olan Roger Hodgson ve Rick Davies parçaların sözlerinin tamamını birlikte yazmış. Beatles’daki Lennon-McCartney benzeri bir iş birliğinden bahsediliyor. Bununla birlikte, “The logical song” tamamıyla Roger Hodgson’un parçasıymış.
Grubun dördüncü albümü olan ama dünya çapında tanınmalarına yol açan “Breakfast in America” albümündeki parçanın sırrı, grubun sıra dışı melodi çizgisi kadar da sözleri. Hodgson sözlerde kendi sorunlu çocukluğundan yola çıkarak hayatın anlamını ele alıyor ve çarpıcı bir soru soruyor.
Parçanın ortaya çıkışı biraz tuhaf. Hodgson, daha önce yazdığı ve üzerinde çok da durmadığı akorların oluşturduğu melodiyi duyunca aklına ilk gelen kelime ‘liberal’ olmuş. Sonra da sözlük karıştırarak buna kafiyeli kelimeleri sıralamaya başlamış. Entelektüel, radikal, mantıklı… Bu, yazarken sözlük kullandığı tek parçaymış. Sözler kafasında anında oturmuş. “Şarkı, hayatta gerçekten neyin önemli olduğuna dair sorularımdan doğdu,” diyor.
Parça, eğitim sistemine yönelik sert bir eleştiri. Aslında Supertramp’in eğitim sistemini eleştiren parçalarının ilki 1974’teki “School” idi. “The logical song” farklı olarak aynı zamanda otobiyografik bir şarkı.
Gelelim sözlere…
“The logical song”, İngilizce’de sonu ‘-al’ ya da ‘-le’ ile biten 19 farklı kelime içeriyor. Mucize, büyülü, akıllı, mantıklı, sorumlu, pratik, güvenilir, nesnel, entelektüel, kuşkucu, radikal, liberal, fanatik, suçlu, makul, saygın, düzgün ve sebze. Üşenmedim, hepsini çıkardım ve sizler için derledim… Buyurun…
…
Şimdi sözlükten bulunarak sözlere yerleştirilmiş bu kelimelerin geçtiği cümleleri görelim. Sözler büyümekle ilgili. Çocukluktan yetişkinliğe geçişi, masum ve tasasız bir çocuktan içinde yaşadığımız karamsar ve şüpheci dünyanın endişeli bireylerine doğru ilerlemeyi anlatıyor. Giriş şöyle…
Gençken hayat çok harika görünüyordu,
Bir mucizeydi, çok güzeldi, büyülüydü,
Ağaçlardaki bütün kuşlar neşeyle şarkı söylüyorlardı,
Neşeyle, oyun oynayarak beni izliyorlardı.
Ama sonra akıllı, mantıklı, sorumlu, pratik olmayı öğretmek için,
Beni uzaklara gönderdiler.
Ve sonra bana çok güvenilir olabileceğim bir dünya gösterdiler,
Nesnel, entelektüel, kuşkucu.
Burada insan hayatının ilk 3 aşamasından bahsediliyor. Dünyanın büyülü bir yer olduğu çocukluk, toplumsal kuralların öğretildiği ve düşünce süreçlerinin şartlandırıldığı eğitim ve uyum sağlamaya zorlandığımız yetişkinlik dönemleri. Sözlerde ‘gösterilen’ kelimesinin kullanılması, anlatıcının henüz o sistemin bir parçası olmadığını düşündürüyor.
Roger Hodgson bu aşamayı kendi sözleriyle özetle şu şekilde anlatıyor: “Küçükken çok mutlu olduğumu hatırlıyorum. Sekiz mm’lik filmleri izliyorum, adeta bir neşe balonu gibiyim. Okula gönderildikten sonraki 8 mm’lik filmlerdeyse hayatımda stres olduğunu, yüzümde stres çizgileri oluştuğunu görüyorum, yani okula gönderildiğimde bir şeyler değişti. Kafam karışmaya başladı ve neşe yavaş yavaş benden uzaklaştı. Bana şu soruyu bıraktılar: ‘Lütfen bana kim olduğumu söyleyin.’”
Anlatıcının parçanın ana fikrini ortaya koyan soruyu sorduğu nakarat kısmında şöyle deniyor…
Bütün dünyanın uykuya daldığı,
Soruların derinlere indiği zamanlar oluyor,
Lütfen, lütfen böyle basit birine anlatır gibi,
Bana ne öğrendiğimizi anlatır mısın?
Biliyorum kulağa saçma geliyor ama,
Lütfen bana kim olduğumu söyle.
Nakaratta anlatıcı uykusuz gecelerde “Ben kimim,” gibi hayatın derin soruları üzerinde düşünüyor ve “ne öğrendik,” diyerek bu düşünceli halinin arkasında eğitim sisteminin olduğunu ima ediyor. O sırada dünyanın geri kalanının uyumasıysa toplumun kayıtsızlığı.
Sözlerin ikinci kıtasına geldik… Şöyle diyor:
Dedim ki, artık ne söylediğine dikkat et, sana radikal diyecekler,
Bir liberal, fanatik, suçlu…
Ah, kaydolmayacak mısın?
Senin makul, saygın, düzgün, bir sebze gibi,
Olduğunu hissetmek istiyoruz.
Sözlerin bu kısmında toplumun uyum sağlamayanlara nasıl davrandığı konusunda bir uyarı var. Yorumculara göre tarih, toplumun kendi dogmasını ve statükosunu acımasızca savunma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Tarih boyu düşünürler kitlelere yol ve alternatif düşünme biçimi önermeye cesaret ettikleri için dışlanmış, alay konusu edilmiş, itibarsızlaştırılmıştır. Sözlerde geçen ‘kaydolmak’ fiili, toplumun bir parçası olmayı anlatıyor. Bu çok daha güvenli ve kolay. Son satırda söylendiği gibi bir nevi bitkisel hayata girmek.
Parça, nakaratın tekrar edilmesinin ardından anlatıcının “Kendimi çok mantıklı, dijital hissediyordum, inanılmaz oluyor,” gibi ilginç bir şekilde bitiyor. Yani mantıklı olmak bir anlamda tutkuyu, yaratıcılığı engelliyor. Bir yorumda “Acaba Roger Hodgson dijital bir geleceği o günden öngörmüş olabilir mi,” sorusuna rastladım. Olabilir mi gerçekten?
Parçayla ilgili notlara geçelim…
Roger Hodgson 12 yaşındayken anne ve babası boşanmışlar. Babasını 15 sene boyunca görememiş ama onun bıraktığı gitarı çalmayı öğrendiğinde hayatı değişmiş. Boşanmadan kısa süre sonra annesi onu yatılı okula yollamış ve orada hayatın anlamını sorgulama süreci başlamış. “The logical song”un ilham kaynağı da bu süreçmiş.
Onun parçayla ilgili çarpıcı düşünceleri var. Özetle şöyle diyor: “Bize çocukluk boyunca nasıl davranmamız gerektiği öğretilir. Ancak, hayatın daha derindeki anlamı hakkında nadiren bir şey söylenir. Çocukluğun masumiyetinden ergenliğin karmaşasına geçeriz ve bu genellikle yetişkinlikteki hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Çoğumuz hayatımızı o masumiyete geri dönmeye çalışarak geçiririz.”
Ona göre okullarda öğretilenler çok güzel ama okullarda öğretilmeyen ve kafa karışıklığı yaratan şeyler var. Okullar içimizdeki gerçek benliği öğretme açısından bizi hayata hazırlamıyorlar. Bize entelektüel olmayı öğretiyorlar ama sezgilerimizle nasıl hareket edeceğimizi veya hayatın neyle ilgili olduğuna dair gerçekçi bir açıklama sunmuyorlar. Eğitimde büyük bir boşluk var. Hodgson, 19 yaşında okulu bırakmış ve kafa karışıklığından doğan parça temel bir soruya indirgenmiş: Lütfen bana kim olduğumu söyleyin!
Notlara devam…
Parçanın sonundaki “d-d-d-d-digital” ifadesinin hemen ardından gelen şu sese dikkat edin… Evet, bu ses Rick Davies’in kayıt aralarında oynadığı Mattel isimli dijital futbol oyunundan alınmış. Ses, oyuncunun topu kaybettiği an çıkıyormuş. Roger Hodgson bu sesi bütün gün kayıtlarda duyduklarını ve bu kısma ilave ettiklerini söylemiş.
Alman dans müziği grubu Scooter, 2001’de “The Logical Song”un tekno versiyonunu yapmış ve bu versiyon Avrupa genelinde büyük bir popülerlik kazanmış. Parça da bu şekilde yıllar sonra yeniden gündeme gelmiş.
Son bir not… “The logical song” çıktığı dönemde Pink Floyd’un “Another brick in the wall”uyla birlikte eğitim sisteminin eleştirildiği ve okullarda en çok alıntı yapılan iki parçadan biri olmuş. Roger Hodgson’a göre parçanın en büyük özelliği anlamından bir şey kaybetmemesi. “Bence yazdığım zaman çok anlamlıydı ve aslında bugün daha da anlamlı olduğunu düşünüyorum,” diyor.
Bu bölümde eğitim eleştirisi yapılan ‘mantıklı’ bir şarkıyı ele aldık. Eğitim bittiğinde “Evet artık mantıklıyım ama kim olduğumu ve niye yaşadığımı bilmiyorum,” diyerek kendi içinde bir çelişki kuran sözleriyle “The logical song” gerçekten ilgi çekici.
Haddimizi bilerek eğitimcilerin alanına girmeden kısaca soralım.
Bugün de toplumun, zamanın başlangıcından bu yana sorulan varoluşla ilgili kadim sorularla yüzleşmek yerine düşünmekten yoksun robotlar yaratmayı tercih etmesine dikkat çeken çok sayıda kişi var. Bu amaçla benimsenen eğitim sisteminin çocukluktan gelen merak ve soru sorma yeteneklerimizi elimizden alarak geriye şartlanmış zihinler, içi boşalmış ruhlar bıraktığını düşünenlere katılıyor musunuz?
Yoksa siz de bir taraftan “Eğitim şart” derken diğer taraftan eğitimin içeriğini sorgulamayan…