Sizi bilmem ama bu girişi duyduğumda benim içim cız ediyor.
Evet… Bu bölümde kırk üç sene öncesine gideceğiz ve Amerikalı grup Toto’nun ünlü parçası “Africa”yı on dakikada yapabildiğimiz kadar mercek altına alarak hikâyesini aktarmaya çalışacağız.
Parça, 1982 yılında grubun dördüncü albümü olarak çıkan Toto IV’te yer alıyor. Grubun klavyecisi ve solisti olan David Paich tarafından yazılmış.
Paich, sahip olduğu yeni bir klavyeyle oynarken parçanın açılış teması haline gelen sesi bulmuş. Melodiyi ve nakaratı tamamlaması yaklaşık on dakika almış. Buna o kadar şaşırmış ki bir röportajda o anı “Nakaratı bugün şarkıda olduğu gibi söyledim. Sanki onu bana Tanrı gönderiyordu. ‘Yetenekliyim ama o kadar da değilim. Bir şeyler oldu burada!’ diye düşündüm.” şeklinde aktarmış.
Melodisi çabuk gelmiş olsa da, şarkının sözlerinin tamamen ortaya çıkması altı ay almış ve bu sürede Paich parçayı gruptan kimseyle paylaşmamış.
Önce neden Afrika?
David Paich bu soruyu, çocukken Afrika ile ilgili fotoğraflada, filmlerde bolca açlık ve kıtlık gördüğünü, National Geographic’in Afrika ile ilgili bölümlerini okuduğunu ve oraya gitmek istediğini söyleyerek yanıtlıyor ve “Orada olsam ne yapardım,” diye düşündüğünü hatırlıyor. Özellikle UNICEF reklâmlarında gördükleri onu çok etkilemiş. Buna ek olarak, tamamen erkek öğrencilerin olduğu bir Katolik okuluna gittiği için çoğu Afrika’da misyonerlik yapmış olan öğretmenlerinin anlatıları da onu Afrika’ya çekmiş.
Grubun davulcusu Jeff Porcaro parçanın girişindeki davulu 11 yaşında New York’taki bir fuarda görmüş olduğu bir performanstan esinlenerek oluşturmuş. Hangi ülke ya da kabile olduğunu bilmeden canlı olarak gördüğü bu performans aklını adeta başından almış ve hiç unutmamış. Sanırım bu da “Africa”nın şansı olarak parçanın yapımında işe yaramış.
Gelelim parçanın anlattıklarına…
Bu kez anlamı çok göz önünde bir şarkı ile karşı karşıya değiliz. Araştırırken Afrika kıtasına duyulan bir ilgi etrafında dolaşan yorumların çoğunlukta olduğunu gördüm. Ama ender de olsa parçanın sözlerinin metafor ve sembolizmlerle kadın ve erkek arasındaki bağlılık ve onun karşıtı olan özgürlük konusuna değindiğinden bahsediliyordu.
Genelde üzerinde birleşilen yorum şöyle…
“Africa”, bir aşk parçası ama burada kişiye duyulan değil bir kıtaya, Afrika’ya duyulan aşk söz konusu. Afrika’ya gelen ve kıtaya aşık olan bir misyoner, kendisini görmeye gelen bir kız ile aşık olduğu kıta arasında tercih yapacağı bir karar vermek zorunda. Şöyle ki eğer kız ile birlikte olacaksa sevdiği kıtayı terk etmesi gerekiyor. Bu konudaki bilgi net, çünkü David Paich 2018’de bu kısmı kendisi belirtmiş.
Ancak, dediğim gibi parçanın dinleyiciye bırakılan bir anlamı var gibi.
Bu noktada, Fransız edebiyat eleştirmeni Roland Barthes’ın 1967 tarihli ‘Yazarın Ölümü’ başlıklı makalesinden bahsedelim. Makalede, bir metnin yazarının (ki bu bir roman, oyun, şiir ya da şarkı olabilir), o metnin anlamı üzerinde özel bir mülkiyete sahip olduğu düşüncesinden vazgeçmemiz gerektiği savunuluyor.
Bu nedenle, metnin anlamı ‘kökeninde değil, varış noktasında’ yatıyormuş. Yani dinleyiciye bağlıymış.
“Africa”ya böyle bakınca işler değişiyor… Sözlerdeki muğlak kısımlardan birisi şöyle: “İçimde derinlerde olanı tedavi etmenin yollarını arıyorum, olduğum bu şeyden korkuyorum – I seek to cure what’s deep inside, frightened of this thing that I’ve become,”. İnsan bir kıtayı sevdiği için ne haline gelmekten ve neden korksun?
Belirsizlik bununla da bitmiyor… “Doğru olanı yapmam gerektiğini biliyorum – I know that I must do what’s right,” kısmında neden kendini doğru olanı yapmaya zorluyor ve yanlış olan ne soruları da yanıtsız kalmış.
Burada David Paich 2015’teki bir röportajda bizzat kendisi ipucunu vermiş: “Burada küçük bir metafor var. O zamanlar işime o kadar dalmıştım ki 7/24 çalışıyordum. Bazen işimin kurbanıymışım gibi hissediyordum. Orada biraz otobiyografik bilgi vardı. Yani kendimi işime kaptırmış olmak, dışarı çıkıp evlenmeye, bir aile kurmaya ve o zamanlar yaşıtlarımın yaptığı tüm şeyleri yapmaya vakit bulamamak gibi.”
Parçanın anlatmak istediği ile ilgili kısma yönelik en güçlü izlenimi nakarattan alıyoruz. Şöyle diyor nakaratta:
…
Yani;
Afrika’ya düşen yağmurları kutsuyorum,
Hiç yapmadığımız şeyleri yapmak zaman alacak.
Bir yoruma göre, Afrika’daki yağmurlar kurak topraklara hayatın geri dönüşünü simgeliyor. Bu geri dönüşü kutsayan ve ‘hiç yapmadığımız şeyleri’ yapmak için zaman ayırmayı ifade eden bu bölüm misyonerin özlemini içeriyor. Bu kısım misyoneri çeken karanlığı anlatıyor.
Hemen önceki dizelerde sevgisinin yüz ya da daha fazla adamın bile ayıramayacağı kadar güçlü olduğunu belirtmesi de (It’s gonna take a lot to drag me away from you;
There’s nothing that a hundred men or more could ever do) sevgilisine olan bağlılığı, yani o karanlığın karşısındaki gücü anlatıyor.
İşte şarkının asıl teması bu iki güçlü çekim arasında kalmış bir adam. Bir taraftan bağlılığın gücü diğer taraftan ‘kurtuluş’ kelimesi ile ifade edilen özgürlük. Bir taraftan sevgiliyi karşılamak üzere havaalanına gitme durumu diğer taraftan vahşi doğanın çağrısı. Havaalanına giderken kararını vermesine yardımcı olacak bir işaret umması. Sevgilisiyle buluşarak sadık bir eş mi olmalı yoksa dışarı çıkıp o davul seslerinin çağrısına mı kulak vermeli?
Bu soruya bir işaret araması bile iki güç arasındaki sıkışmayı anlatıyor. Havaalanına giderken yolda gördüğü yaşlı bir adamın ona sevgilisini işaret etmesi ama aynı anda kurtların sürüler halinde toplanmak için birbirlerine bağırmaları… Kurtlar avlanmak için toplanıyor olabilir mi?
Burada bir kez daha özgür olmanın metaforuna rastlıyoruz. Hatta hemen ileride geçen bir oksimoron olan “solitary company” yani “yalnız arkadaşlık” tabiri bu bağlılık olmaksızın rastgele eşleşmeyi sembolize ediyor.
Bu gelgitler doğruyu yapması, yani sevgilisine gitmesi ile sonuçlanıyor ve bunun Serengeti Ovası’nın üzerinde Olympos gibi yükselen dev Klimanjaro Dağı’nı görebildiği kadar net olduğunu belirtiyor.
Özetle “Africa”, Afrika kıtasının kendine has özelliklerinden yararlanarak bir adamın özgür hayata duyduğu çekim ile sevgilisine duyduğu bağlılığın arasında kalmasını anlatan bir şarkı gibi duruyor. Afrika, vahşiliği, belirsizliği, uçsuz bucaksızlığı ile bu çelişkili duygular için çok uygun metaforlar sağlamış.
Parçaya ilişkin ilginç bir not, David Paich’in Afrika’ya hiç gitmemiş olması. Grubun davulcusu Jeff Porcaro “Beyaz bir çocuk Afrika hakkında bir şarkı yazmaya çalışıyor, ancak oraya hiç gitmediği için sadece televizyonda gördüklerini veya geçmişte hatırladıklarını söyleyebiliyor,” diyerek hafif dalgasını geçmiş gibi geldi bana.
Parçayla ilgili birkaç ilginç notu da ekleyelim…
İlk not, “Duydun mu” dinleyicilerinin kesinlikle şaşırmayacağı bir detay…
Gitarist Steve Lukather parçanın albümdeki en kötü şarkı olduğunu düşündüğünü, sözlerin hiç mantıklı gelmediğini ve eğer hit olursa Hollywood Bulvarı’nda çıplak koşacağına yemin ettiğini belirtmiş. Sonradan bu taahhüdünü yerine getirmiş mi, getirdiyse de bunu bilmek ister miyiz orası karanlık.
Bir diğer not, Tanzanya’daki Klimanjaro Dağı ile Serengeti Ovası arasındaki mesafe araba ile 8 saatmiş ve dağ ovadan görülemiyormuş.
Son olarak da parçanın video klibinden bahsedelim.
Videoda, bizzat David Paich tarafından canlandırılan bir araştırmacı kütüphanede bir kalkan resmi parçasını koparıldığı kitapla eşleştirmeye çalışırken yakındaki bir masada çalışan kadın kütüphaneci ara sıra ona bakar. Bu sırada resme uyan bir kalkan taşıyan Afrikalı bir yerli çevredeki ormandan kütüphaneye yaklaşır. Araştırmacı ‘Afrika’ adlı bir kitap bulduğunda yerli bir mızrak fırlatır ve kitap yığınlarını devirir. Parçanın koparıldığı sayfa oradadır ama üzerine fener düşünce yanar.
Anlam ile pek ilişkisi olmayan bu klip bazı eleştirmenlerce aşırı derecede ırkçı bulunmuş.
Sonuç olarak anladığım kadarıyla “Africa”, duygusal ilişkilerde bağlılık ve özgürlük kavramlarının Afrika kıtasının bazı özellikleri üzerinden anlatılmaya çalışıldığı bir parça olmuş.
Asırlardır tartışılan bu kavramlar arasındaki çarpışma bu parçada nasıl sonuçlanmış derseniz, ben yolda rastlanan yaşlı adamın deneyimi ve bilgeliği sembolize ettiğini, onun da sevgiliyi işaret ederek parçanın bir tarafta karar kıldığını düşünüyorum derim.
Kadınlar ve erkekler kendilerini bu parçaya koyunca ne düşünür onu bilemem ama bildiğim bir şey var ki… o da bu konular daha çok zaman, kıta ve şarkı götürür.
Haftaya yeni bir parça ile görüşmek üzere herkese güzel günler diliyorum.
Hoşça kalın…