Evet, lütfen çocuklarımızı pistten alalım ve alanı 1970’lerin disko akımının bu unutulmaz parçasında dans edeceklere bırakalım. İngiltere doğumlu, Avustralya’da büyümüş, Amerika’da üne kavuşmuş Barry, Robin ve Maurice isimli üç kardeşten oluşan müzik grubu Bee Gees’in 1977 tarihli ritmik şarkısı “Stayin’ alive”ın hikâyesi için on dakikanız varsa “Duydun mu” sizler için başlıyor.
Parça John Travolta’nın oynadığı 1977 yapımı ünlü “Saturday Night Fever” film müziği albümünde yer alan altı Bee Gees parçasından biri. Filmde, Tony Manero adında, New York’ta yaşayan işçi sınıfına üye İtalyan kökenli bir gencin sosyal gerilimlerle boğuşurken kendini hafta sonlarında yerel bir diskoda dans ederek bulması ve ifade etmesi anlatılıyor. Parça da aslında buna paralel şekilde bir hayatta kalma hikâyesi.
“Stayin’ alive” gruba büyük başarı getirmiş ama onların disko şarkıcıları olarak damgalanmasına neden olmuş. 1989’da verdikleri bir röportajda Robin Gibb, “Biz disko değildik, bizi taklit edenler diskoydu,” demiş. Bee Gees 1980’lerde ufak ufak sahneden çekilmeye ve ünlü isimlere parça yapmaya başlamış.
Grup üyelerinden Barry Gibb, 2006’da şarkının, Tony Manero’nun New York’ta dans ederek ünlü olma fikrinden yola çıkılarak yazıldığını söylemiş. Ayrıca sözlerde, aslında sokaklardaki hayatta kalma mücadelesi anlatılarak bir nevi toplumsal eleştiri yapıldığını eklemiş. Filmin en unutulmaz sahnelerinden birisi Tony’nin (yani John Travolta) sokakta “Stayin’ alive” eşliğinde dans ederek yürüdüğü sahne.
Peki sözler nasıl? Haydi oraya geçelim.
Barry Gibb sözlere ilham veren fikri şöyle özetliyor: “Herkes dünyaya karşı mücadele ediyor, tüm saçmalıklarla ve sizi aşağı çekebilecek şeylerle savaşıyor. Hayatta kalmak bile başlı başına bir zafer. Yardım için feryat eden insanlar. Umutsuz şarkılar. İşte bunlar devleşen şarkılar. Bunu kayda aldığınız anda, altın değerinde oluyor. ‘Stayin’ Alive’ bunun en güzel örneği.”
Sözler, filmdeki Manero karakterini tanımlayarak başlıyor.
Yürüyüş tarzımdan da anlayabilirsiniz,
Ben kadınların gözdesi bir adamım, konuşmaya vaktim yok,
Yüksek sesli müzik ve sıcak kanlı kadınlar; doğduğumdan beri itilip kakıldım,
Ve şimdi her şey yolunda, iyi. Ama başka bir yönden bakabilirsiniz,
New York Times’ın insan üzerindeki etkisini anlamaya çalışabiliriz.
Anlatıcı, kadınların sevdiği fıkır fıkır bir tip ama alt sınıftan. Hayatını hırpalanarak geçirmiş. Bunu kabulleniyor ve New York Times’ın insan üzerindeki etkisine yorarak başka bir açıdan bakıyor. Yorumculara göre New York Times bugünkü sosyal medyayı temsil ediyor. Yani bugün sosyal medya ile vücut bulan Amerikan toplumu o günlerde de New York Times ile somutlaşıyormuş. O halde soru şu: Toplumun insan üzerindeki etkisi nedir? Onu da sözlerin devamında yakalıyoruz.
Parçanın devamında tekrarlanıp duran şöyle bir cümle var… “Hayat çıkmaza giriyor, biri bana yardım etsin.” Anlatıcı hayatının durgunlaştığını ve sıkışıp kaldığını söyleyerek yardım istiyor. Bunu önceki satırlarla beraber okursak, ona bunu toplumun yaptığını söyleyebiliriz. Toplum onu adeta izole ediyor.
Sözlerde ayrıca, anlatıcının moralinin an gelip bozulduğu an gelip yükseldiği, ne olursa olsun yine de denediği, bir yeni günü daha görmek için yaşayacağı vurgulanıyor. Sözlerin burasında iyimserlik ve umut var.
Ve o umut parçanın nakarat kısmında zirveye çıkıyor. Şöyle…
…
Yani;
İster erkek kardeş olun ister anne.
Hayatta kalıyorsunuz, hayatta kalıyorsunuz.
Şehrin yıkıldığını ve herkesin sallandığını hissedin,
Ve yine de hayatta kalıyoruz, hayatta kalıyoruz.
Yorumculara göre anlatıcı burada bir topluluk duygusuna işaret ediyor. Yalnız başına değil, başkalarıyla birlikte hayatta kalmakta. Topluluk aslen hayatta kalmalarının da nedeni. Peki kim bu topluluk? Onu da sözlerin şu kısmından anlıyoruz…
Ayakkabılarımda cennetin kanatları var,
Ben dans eden biriyim ve asla kaybetmem.
Parça, dansla ilgili bir filme ait olduğuna göre topluluktan kasıt onun bu dans deneyimini beraber yaşadığı insanlar. Bir tür kader birliği ettiği insanlar. Dans onların sıkıntılarla mücadele etme şekli. Dans ettiği için de kaybetmesi mümkün değil.
Parçayla ilgili ilginç notlar var.
Şarkının video klibi California’da, Culver City’deki MGM Stüdyoları’nın 2 numaralı arka bahçesinde, terk edilmiş bir metro terminali setinde çekilmiş.
Yapımcı şirket parçanın isminin filmin o günkü ismi olan “Saturday Night” ile aynı olmasını istemiş. Ancak grup, içinde ‘Saturday’ kelimesi olan çok şarkı olduğunu ve albümde zaten “Night Fever” adlı bir şarkı bulunduğunu belirterek isteği reddetmiş. Tartışmaların sonucunda parça “Stayin’ alive”, film de “Saturday Night Fever” olmuş.
Bir diğer not… Ne zaman dinlesem parçadaki ince sesli vokal ilgimi çekmiştir. Barry Gibb, sözlerdeki “Hayat çıkmaza giriyor, biri bana yardım etsin,” dizesi hariç şarkının tamamında çok ince bir ses kullanıyor. Onun hikâyesini de öğrendim. Buna falsetto deniyormuş. Yani konuşma ve şarkı söylemede en sık kullanılan ses aralığının hemen üstündeki ses aralığı. Barry Gibb, 2025’te bir röportajda “Falsetto bir keşifti. Bunu yapabileceğimi bilmiyordum. Gönüllü oldum ama sonradan bir nevi ana ses haline geldi. Ondan sonra herkes single’larımızda falsetto söylememi istedi,” demiş. Araştırmamda, ondan bunu denemesini isteyenlerden birinin de Türk-Amerikalı yapımcı Arif Mardin olduğu bilgisine rastladım.
Notlara devam…
Grubun davulcusu Dennis Bryon annesinin ölümü nedeniyle kayıtları erken terk etmek zorunda kalmış. Bölgede nitelikli davulcuların azlığı yüzünden daha önce kaydedilmiş olan versiyondan örnek alınıp tekrar eden bir döngüyle kayıt tamamlanmış. Grup, şaka amacıyla davulcu olarak “Bernard Lupe” diye olmayan bir isim yazmış ama bu isim daha sonra çok aranan bir davulcu haline gelmiş.
Parçanın ritminin belirlenmesi de sıra dışı… Şarkı yazılırken insan kalbi taklit edilmiş. Klavyeci Blue Weaver’ı yere yatırıp kalbine elektrotlar taktırmışlar ve sonuçları kontrol odasına iletmişler. Ardından davulcuya kalp atışını çalmasını söylemişler. Böylece kalp atışlarını bir davul döngüsü yapan dünyadaki ilk grup olmuşlar.
Valla dahası var… ‘Stayin’ Alive’ daha sonra, sağlıkçıların kalp masajı yaparken dakikada kaç kompresyon uygulanacağı konusunda eğitilmeleri amacıyla yapılan bir çalışmada kullanılmış. Kalp atım hızı dakikada yaklaşık 104’müş ve İngiliz Kalp Vakfı’nın önerdiği miktar dakikada 100-120 kompresyon olduğundan parça eğitimlerde kullanılır olmuş. Araştırmamda bunun ilk olarak Illinois Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde denendiği bilgisine de rastladım, orijinal fikrin Hawaii’li bir doktora ait olduğu bilgisine de. Hatta bu konuda örnek verilen bir parça da Queen’den “Another one bites the dust”mış.
Bu arada, “The Office” dizisinin 2009’daki bir bölümünde, bir eğitmenin çalışanlarına kalp masajını öğretirken bu parçayı kullanmasına dair bir sahne var. Sahne, çalışanların eğitimi bırakıp dans etmeye başlamasıyla bitiyor. Parça 1980 yapımı “Airplane” filminde de kullanılmış.
Evet, Stay’di, alive’dı, danstı, Travolta’ydı derken bu bölümün de sonuna geldik. Haftaya buluşmak dileğiyle…