Zamansız şarkılar vardır. Sözleri didik didik edilir, üzerinde spekülasyonlar yapılır. Aslında ne olduğunu araştırana kadar duyduğumuz hikayeler kalır aklımızda. İşte bu hafta benim için böyle bir parçayı, Amerikalı grup Eagles’ın “Hotel California”sını mercek altına alacağız. Böyle bir otel var mı? Parçadaki gerçeküstü ortam neyin metaforu? Evet, “Duydun mu” başlıyor.
1976… Grubun aynı isimli albümünün hiti “Hotel California”. Bestesi Don Felder’a, sözleriyse Don Henley ve Glenn Frey’e ait. Şarkının enstrümantal demosu Don Felder tarafından Malibu Plajı’ndaki kiralık bir evde oluşturulmuş.
Parçaya ilham kaynağı olarak illa bir otel arayanlara cevabımız Los Angeles’daki Beverly Hills Oteli. Çünkü Don Henley, şarkının temasını seçerken Beverly Hills Oteli’nin o dönemde hayatlarının sembolik figürü haline geldiğini vurgulamış. Şöyle diyor… “Hayatta yeni şeyler öğrendiğimiz bir dönemdeydik. Beverly Hills bizim için hâlâ efsanevi bir yerdi. Bu anlamda bir sembol haline geldi ve ‘Otel’, Los Angeles’ın bizim için ifade ettiği her şeyin merkezi oldu. Tek bir cümleyle özetleyecek olursam, masumiyetin sonuydu.”
Don Felder 2008’de bir röportajda, “Hiçbirimiz Californialı değildik. Gece Los Angeles’a arabayla gittiğinizde ufukta ışıkların parıltısını görürsünüz. O zaman aklınızdan hayalleriniz geçmeye başlar. Olay biraz da bununla ilgiliydi,” demiş.
Diğer söz yazarı Glenn Frey’se çölde araba kullanmaktan yorulan birinin dinlenmek için bir yer görüp geceyi orada geçirmesiyle ilgili bir hikaye kurgulamış. Ancak, hikayedeki kişi tuhaf karakterlerle dolu bir dünyaya giriyor, her kapıdan geçtiğinde yeni bir gerçeklikle yüzleşiyor ve kurtulamayacağı bir ortam hissine kapılıyor.
İki söz yazarı da parçanın bir tür alacakaranlık kuşağı yapımı havasında başlamasını istemiş. Sözleri bir filmi anlatıyormuş gibi yazmayı amaçlamışlar. Haydi sözlere geçelim.
Hotel California bir Los Angeles metaforu. Grup üyesi Joe Walsh, o dönemde California’nın bir otel gibi olduğunu söylemiş. Walsh, “O dönemde California, yetenekli insanların bir araya gelip uyum sağlamaya çalıştığı büyük bir erime potası gibiydi” diyor. Sözlerde insanların ideal gördükleri California’nın görülmeyen yönleri hatırlatılıyor.
Parça karanlıkta çöl yolunda araba kullanan anlatıcının tasvirleriyle başlıyor.
Saçlarımda serin rüzgar,
Havada yükselen sıcak colitas kokusu,
İleride uzakta parıldayan bir ışık gördüm,
Başım ağırlaştı ve görüşüm bulanıklaştı,
Geceyi geçirmek için durmak zorunda kaldım.
Colitas İspanyolca’da ‘küçük tomurcuklar’ demekmiş ve argoda kenevir tohumu anlamına geliyormuş. Yolculuk sırasında bir şeyler yolunda gitmemiş ki durmak istemediği halde bir nedenle geceyi uzaktaki otelde geçirmek zorunda kalıyor.
Macera da burada başlıyor.
Anlatıcı kapıdaki kadını görür ve ‘misyon çanı’ dediği sesi duyar. Burasının cennet veya cehennem olabileceğini düşünür. Zamanında California, İspanya’dan gelen ve batı kıyısı boyunca kiliseler inşa eden Katolik misyonerlerle doluymuş. Bu kiliselere misyon deniyormuş. Burada anlatıcı, California’daki müzik endüstrisinin oraya gelenler için cennete de cehenneme de dönüşebileceğini söylüyormuş.
Ardından kadın mum yakar ve yolu gösterir. O sırada koridorda şu sesleri duyar…
…
Yani;
California Oteli’ne hoş geldiniz,
Ne kadar güzel bir yer, ne kadar güzel bir yüz,
California Oteli’nde bolca yer var,
Yılın herhangi bir zamanında, onu burada bulabilirsiniz.
Yorumculara göre kadın, anlatıcıyı rock yıldızlarının içine düştüğü parıltılı ama sonu hüsran olabilen hayata sürüklemenin temsili. Çünkü şarkı bir taraftan da rock sanatçılarının kendi kendini yok etme eğilimiyle ilgili. Yılın herhangi bir zamanında bulunabilecek şeyse bu hayatın getirdiği haz olabilir.
Anlatıcı sözlerin devamında kadının aklının Tiffany gibi çarpıtıldığını, Mercedes Benz sahibi olduğunu ve etrafında arkadaş dediği adamlar olduğunu söylüyor. Avluda, yazın kimi hatırlamak kimi unutmak için hafif terlemiş dans ediyorlar.
Burada ünlü mücevher markası “Tiffany & Co.”ya atıf varmış. Yani kadının zihni pahalı markalarla, statüyle şekillenmiş; gerçeklik algısı lüks tüketim üzerine kurulmuş. Onu da zenginliğin ve statünün sembolü Mercedes’ten anlıyoruz. Sözlerdeki dans, gösterişli hayatın getirdiği sahte mutluluğun peşinde koşma durumu. Aynı tuzağın içindeki insanlar iki farklı tepki veriyor. Bazıları durumunun farkında ve kendilerine tutunuyor, yani hatırlamak için dans ediyor, bazılarıysa teslim olmuş, pişmanlıklarını ve hayatlarındaki anlam eksikliğini unutmak için dans ediyor.
Devam edelim.
Kaptanı aradım, “Lütfen şarabımı getirin,” dedim,
“Burada 1969’dan beri o içki yok,” dedi,
Ve o sesler hala uzaktan çağırıyor,
Gecenin yarısında sizi uyandırıyor,
Sırf onların şöyle dediğini duymanız için.
Burada anlatıcı duruma uyanıyor. Kaptan, bu düzeni yaratan otorite. Anlatıcı otel diye içine girdiği düzende kendine uygun bir duruma (sözlerde şarap) geçmek istiyor. Ama aklındaki bu durum, yani 1960’ların ruhu olan özgürlük ve barış idealleri ya hiç olmadı ya da 1969’dan beri yok. Sözlerdeki ‘spirit’ kelimesi ustalıkla kullanılmış. Kelime hem içki hem ruh anlamına geliyor. Anlatıcının ideallerinin yerini haz ve bağımlılıktan oluşan sahte bir gerçeklik almış.
Tam burada nakarat tekrar ediliyor. Ancak bir fark var. Bu defa, “Biz burada dibine kadar eğleniyoruz. / Ne sürpriz ama değil mi? Aman mazeretlerini de yanında getir!” deniyor. Yani aslında buradaki sahte mutluluğun farkındayız ama artık onun bir parçasıyız. Sen de vicdanınla yüzleştiğin anlarda teselli için ‘sistem böyle, herkes yapıyor’ gibi mazeretler üreteceksin.
Sözler gerçekten güzel… Şöyle diyor:
Buzda pembe şampanyayla tavanda aynalar,
Ve kadın şöyle dedi:
“Hepimiz burada kendi kurduğumuz düzenin tutsaklarıyız,”
Ve efendinin odasında,
Ziyafet için toplandılar,
Onu çelik bıçaklarıyla bıçakladılar,
Ama canavarı öldüremediler.
Anlatıcı artık durumun tamamen farkında. Kadın bu düzenin sözcüsü olmuş, ona yapının tutsağı olduğunu söylüyor. Efendinin, yani o yapıyı kuran, yöneten otoritenin etrafında toplanmışlar. Canavarın bıçaklanması bazen düzenin eleştirilmesiymiş. Ama canavarı öldüremiyorlar, çünkü ondan beslenenler bunu yapamaz.
Parçanın sonundaki;
Hatırladığım son şey,
Kapıya doğru koşmamdı,
Daha önce bulunduğum yere geri dönmenin yolunu bulmalıydım,
“Rahatla,” dedi gece bekçisi,
“Biz almaya programlandık,”
İstediğin zaman çıkış yapabilirsin, ama asla ayrılamazsın.
kısmı da güzel ifade edilmiş. Anlatıcı masumiyetine dönmek istiyor. Ancak, bu kapıdan girdiğin şekilde çıkamazsın. Bunu ona gece bekçisi denen bir ses söylüyor. Bekçi, yapının sadece içeri almak üzere programlandığını, dolayısıyla buradan çıkış yapabileceğini ama asla ayrılamayacağını söylüyor. Gene kelimelerin ustaca kullanılması söz konusu. Şöyle ki, otelcilik jargonundaki ‘check out’ yani çıkış yapmak mümkün ama ‘leave’ yani ayrılmak mümkün değil. Çünkü artık bu kapıdan geçtin. Geri dönsen de aynı sen olamazsın. Zihinsel ve ruhsal olarak buraya aitsin. Sistem bunu insanın lükse düşkünlüğü sayesinde başardı.
Bazı yorumlara göre ‘almaya programlanma’ ifadesi mevcut düzenin menfaat üzerine kurulduğunu ve bu hırsın geri dönemeyen bireyler ürettiğini vurguluyormuş.
“Hotel California”yla ilgili notlara geçelim.
“Duydun mu” yolculuğumuzda iyi öğrendiğimiz bir gerçeği Glen Frey de söylemiş. “Belirsizlik, şarkı yazarlarının en önemli aracıdır. İşe yarıyor, dinleyicinin istediği anlama geliyor.”
Zaman içinde parçanın anlamına dair tuhaf tahminler yapılmış. Örneğin, 1980’lerde Wisconsin’de bir rahip, parçanın San Francisco’da Şeytan Kilisesi’ne dönüştürülmüş bir otele atıfta bulunduğunu iddia etmiş. “Hotel California”nın 1997’de kapanan Camarillo Eyalet Akıl Hastanesi olduğunu öne sürenler olmuş. 1970’lerde müzisyenlerin hedonist (hazcı) yaşam tarzına dair bir alegori olduğunu söyleyenler varmış. Yamyamlık yorumu bile var.
Ancak, Don Henley 2007’de sözlerin Amerikan rüyasının karanlık yüzü ve Amerika’daki aşırılıklarla ilgili olduğunu söylemiş. 2013’teyse parçanın masumiyetten deneyime olan yolculuğu anlattığını ifade etmiş. Nitekim, “Hotel California”nın göz kamaştıran başarısının ardından Eagles devamlı düşüş yaşamış. Bunun nedeni şöhretin getirdiği para ve konforun bir nimetten çok lanet gibi işlev görmesiymiş. Amerikan rüyası denen yanılsamanın insanı vaatleriyle cezbedip sonra azaba dönüşmesinin bir örneği.
Grup, parçanın ilham kaynakları arasında, aynı zamanda Michael Douglas’ın 1997 tarihli ünlü filmi ‘The Game – Oyun’a ilham verdiği söylenen John Fowles’ın 1965 tarihli romanı ‘The Magus – Büyücü’yü de göstermiş.
Notlara devam… Parçanın adı, başlangıçtaki akorları rock’tan çok flamenkoya yakın olduğundan önce ‘Meksika Reggaesi’ymiş.
Bu arada, Meksika’da gerçekten ‘Hotel California’ diye bir otel varmış. Parçayı tanıtımında kullandığı için 2017’de mahkemeye verilmiş.
Sözlerin yazılmasındaki ustalık iki yerde daha kendini gösteriyor. Tiffany’li bölümde Don Henley’nin ayrıldığı kız arkadaşı Loree Rodkin iğneleniyormuş. Çelik bıçakla ilgili bölümse önceden bir parçalarında (Everything You Did) Eagles’a gönderme yapan Steely Dan grubuna cevapmış.
Progresif rock grubu Jethro Tull’dan Ian Anderson, parçada 1969 tarihli “We used to know” parçalarının unsurlarının bulunduğunu söylemiş.
Son olarak, parça Amerikan kültürüyle o kadar özdeşleşmiş ki, 2001’de bir ABD casus uçağı Çin’e acil iniş yaptığında mürettebat üyelerinden milliyetlerini kanıtlamaları için şarkının sözlerini okumaları istenmiş.
Bu hafta sadece melodisi ve efsanevi gitar teması değil, güzel kurgulanmış, ustaca anlatılan sözleri de bulunan bir parçayı inceledik. “Hotel California” aslında otel değil, insani bir durumun metaforu. Aşırılıklar zamanında aşırılıklara kaçmış bir grup aşırıya kaçmanın sonuçlarını anlatıyor. Yapılalı elli sene olmuş ama bugüne dokunuyor. Nasıl mı? Hayatın anlamını sosyal medyada görünür olabilmeye indirgemiş milyarlarca insanın içinde olduğu sahte gerçekliği düşününce, “Hotel California”ya hem müzikal değeri hem de sözlerin zamanlar üstülüğü bakımından hayran olmamak elde değil.
Haftaya buluşmak dileğiyle hoşça kalın sevgili “Duydun mu” takipçileri.