Gitar temasıyla ünlü parçalar vardır. Bazılarını burada konu yaptık. Bugün de bunlardan biriyle birlikteyiz. Tabi ki tek özelliği bu değil. İnsan doğasına yönelik felsefi yaklaşımıyla da düşündürücü bir parça. Evet, Avustralyalı alternatif rock grubu INXS’in 1987 tarihli “Kick” albümünün çok sayıda hit parçasından biri olan “Devil inside”da ne anlatıldığını duymayanlar ve duymak isteyenler için “Duydun mu” başlıyor.
“Kick” albümündeki parçaların tamamını solist Michael Hutchence ve klavyeci Andrew Farriss yazmış. Bu ikilinin 300’ün üzerinde parça yazdığı söyleniyor. Andrew Farriss, 1985 yılında Londra’daki Kenilworth Oteli’nde kaldığı sırada aklına gelen bir gitar temasıyla “Devil inside” şarkısına başlamış. Yani aslında daha ortada parça yokken gitar teması varmış.
Grubun önceki beş albümleri onları Avustralya’da tanınır kılmış ama dünya çapında o kadar bilinir sayılmıyorlarmış. Dünya çapında en popüler parçaları bir önceki albümlerinde bulunan “What You Need”miş. Bu ortamda “Kick” albümünü hazırlamışlar ve Ekim 1988’de çıkarmışlar. Elbette “Kick”in başarısı kesin değilmiş, plak şirketleri albümü beğenmemiş. Ancak, Amerika’da bir üniversite turnesinde ilk single olan “Need you tonight” büyük çıkış yakalayınca hem albümün hem de “Devil inside”ın dünya çapında önü açılmış. Gerisi bugüne kadar gelen başarılı bir kariyer öyküsü olmuş.
Peki, parça ne anlatıyor…
“Devil inside” içimizdeki kötüyü hatırlatan bir parça. İnsan doğasına bodoslama giriyor ve herkesin içinde harekete geçmeyi bekleyen bir de kötü taraf olduğunu söylüyor. Bunu yaparken de kışkırtıcı bir dil kullanıyor. Hatta girişte fısıltıyla “Haydi biraz yanlış yapalım,” diyen bir cümle var. Açıkçası ben yıllardır bunu fark etmemiştim, dikkat ettim girişte bir mırıltı var.
Sözler bir kadın tasviriyle başlıyor ama hayır, parçada cinsiyet ayrımı yok. Şöyle diyor…
İşte kadın geliyor, gözlerinde o bakışla,
Deriyle büyümüş, aklında et var,
Kelimelerse bıçaklardan keskin silahlar,
İnsan merak ediyor, diğer yarısı nasıl ölüyor, diğer yarısı ölüyor,
İnsanı hayrete düşürüyor, hayrete düşürüyor, hayrete düşürüyor.
Bunları duyunca kadınları şeytanlaştırma zannediyorsunuz ama hemen arkasından erkeklerden bahsediyor.
İşte adam geliyor, gözlerinde o bakışla,
Hiçbir şeyle beslenmemiş, sadece gururla dolu,
Gidişlerine, tekme atmalarına bakın şunların,
İnsan diğer yarının nasıl yaşadığına hayret ediyor.
Bu iki bölümden benim anladığım, kadının öyle bir havası var ki, kelimeleri bıçaktan keskin, aklında kırk tilki ve insan böyle çekici bir varlık varken erkeklerin nasıl öldüğünü merak ediyor. Diğer taraftaysa erkek sırf gururdan ibaret ve şiddete meyilliyken insan kadınların nasıl yaşayabildiklerini merak ediyor.
Yorumculara göre bu iki bölümden hepimizin içinde bir kötülük olduğunu ama bunun bazılarımızda kolay yüzeye çıktığını anlıyoruz. Tıpkı ‘deriyle büyümüş, aklında et olan’ kadın ve ‘hiçbir şeyle beslenmemiş ama yedi büyük günahtan biri olan gururla dolu’ adamda karşılaştığımız gibi. Demek burada gururu kibir olarak almalıymışız.
Ve parçanın nakaratına geliyoruz. Nakarat şöyle…
…
Yani;
İçimizdeki şeytan, içimizdeki şeytan,
Her birimizin içindeki şeytan.
Burada kadın/erkek fark etmez, hepimizin içindeki kötülüğe atıf var. Nitekim parçanın devamında adeta dünyanın böyle döndüğünü anlatan dizeler söz konusu. Şöyle ki…
İşte dünya geliyor, gözlerindeki o bakışla,
Gelecek belirsiz, ama kesinlikle yavaş yavaş geliyor,
Yüzlere bakın, çanları dinleyin,
Cehennem diye bir yere ihtiyacımız olduğuna inanmak zor,
Cehennem diye bir yere.
Yani, evet gelecek belirsiz ama şu ya da bu şekilde gelecek kadın/erkek fark etmeksizin bu yüzlerle gelecek ve olacaklar şimdiden belli. Böyle bir dünyada cehennem adını verdiğimiz bir yere ihtiyacımız yok ki… Ben buradan içimizdeki kötülüğün geleceği de karartacağına dair bir izlenim alıyorum ve sanki sözlerde “Bu malzemeyle daha ne bekliyorsunuz ki,” gibi bir hava var. Bilmem siz ne düşündünüz.
Parçayla ilgili notlara geçelim…
Michael Huthence, 22 Kasım 1997’de Sidney’deki bir otel odasında ölü bulunmuş. Ölüm nedeninin intihar olduğu düşünülmüş ama bazı kesimler olayın bir kaza olduğu görüşündeymiş.
Hutchence, “Devil Inside” şarkısıyla herkesin içinde olduğuna inandığı iyi ve kötü arasındaki mücadeleyi incelemeyi amaçladığını söylemiş. Şarkının sözlerini kendisi yazan Hutchence, “O dönemde Tanrı ve şeytanla ilgili çok düşünüyordum. Her şeyin kaotik olmasıyla ilgili. Ve bunu dini terimlerle ifade edebiliriz sanırım. Kötülük kaotiktir. Yani her şeyin doğru olduğunu düşündüğünüzde gelir ve her şeyi değiştirir,” diyor.
Girişteki gitar temasının biraz müstehcen havasından ilham alınarak, en dürüst kişinin bile içinde gizlenen gizli dürtülere değinen sözler ilginç şekilde Andrew Farriss’i başlangıçta rahatsız etmiş. Maneviyatçı biri olan Farriss, Hutchence’ın sezgilerine güvenmiş ve parçaya devam etmişler. Bu süreci şöyle anlatıyor: “Zaten ritmi yakalamıştım, temayı da bulmuştum ve ne yapmak istediğimi biliyordum. Ama Michael ilk duyduğunda ‘Bu ne, bunu mutlaka almalıyız,’ dedi. Böylece bir taslak karaladı. Ben de bunun oldukça havalı olduğunu düşündüm. Ama itiraf etmem gereken bir şey var… Şarkıyla biraz zorlanıyordum çünkü sözlerini ben yazmamıştım. Sözlerini o yazmıştı ve benim hayat ve ölüm sonrası hayat hakkında bazı inançlarım var. Ama sonra yine de ‘Eh, bu sanat sonuçta,’ diye düşündüm.”
Notlara devam…
Parçanın video klibi, California’nın Newport Beach bölgesinin lüks bir semti olan Balboa’daki üç mekanda çekilmiş. Grup, gölgelerin arasından girip çıkan birçok alımlı insanın olduğu bir kulüpte performans sergilerken görülüyor. Video tamamen 80’lerin çizgisinde, kabarık saçlı, dar elbiseli kadınlar, şık giyimli erkekler, bir limuzin, kaykay yapan bir çocuk gibi unsurlara sahip. Klibin, sözlerdeki insanın kötücül yanını öne çıkaran kışkırtıcı izlenimine paralel bir havası var.
Müzik yorumcuları tarafından fazla Amerikanvari bulunan klibin çekimleri için sahil şeridi halka açık tutulmuş ve insanlar ücretsiz figüran olarak katılmaya teşvik edilmiş. Vücutçular, motosikletçiler, iş adamları, falcı ve trans-bireyse çekim için getirilen oyuncularmış.
Kuşkusuz bu parçanın şeytani kötülüğün ele alındığı bir dizi ya da filmde kullanılması sadece zaman meselesi olarak görülüyormuş. Nihayet 2016’da Lucifer dizisinin “Pops” adlı bölümünde “Devil inside” kullanılmış. Parça ayrıca, 2001 yapımı “Rock Star” filminde ve 2007 yapımı “Samantha Who” dizisinde de kullanılmış.
Son ve ilginç bir notla noktayı koyalım.
Grubun “Devil inside” ile yükselen popülaritesi televizyonda vaaz veren Jimmy Swaggart isimli bir vaizin düşüşüyle aynı zamana denk gelmiş. Bir yıl önce Swaggart, bir meslektaşını ‘ahlaksızca cinsel davranışlarda bulunmakla’ suçlamış ama onun da sırları ortaya çıkmış. Michael Hutchence bunu gözden kaçırmamış ve bir röportajında televizyon vaizlerinin ikiyüzlülüğünden bahsetmiş. Hatta çok geçmeden grup konserlerinde “Devil inside”ı bu vaize ithaf etmeye başlamış.
Hutchence konuya dair şöyle diyor: “İnsanların nasıl yükselip dindar bireyler haline geldiğine, herkesin onlara saygı duyduğuna ve tam bir inanca sahip olduklarına inanmak zor. İnanca sahip olmak harika, ama bence Papa kimseden daha iyi değil.”
“Devil inside” ile ilgili olarak ne düşünmeliyiz?
Parçanın sözleri karanlık ve sivri gelmiş olabilir. Belki bir düşünme biçimini tartışmaya açmak istemiş de olabilir. Çok sayıda cevabı zor soruyu getirip ortaya bıraktığı kesin. Mesela herkes yozlaşmaya meyilli midir? Saf iyi veya saf kötü var mıdır? Her iyinin geçebileceği ya da her kötünün aşamayacağı bir kötülük eşiği mümkün olabilir mi? Ben burada bir önemli belirleyici değişkenin de koşullar olduğuna inanıyorum. İnsanı aldığı terbiye ve mayası kadar girdiği koşullar da yönlendirir düşüncesindeyim.
Siz ne düşünüyorsunuz veya bu sorulara cevaplarınız nasıl bilemem ama benim aklıma bu parçayla ‘Bir milyon dolar verseler…’ ile başlayan o ünlü mizahi soru kalıbı geldi.
Haftaya yeni bir parça, yeni anlamlarla buluşmak dileğiyle…