Ah bu 1980’ler yok mu! Kalbimizi nasıl çalmış da haberimiz olmamış. Ünlü Alman new wave grubu Alphaville de işte tam bu yılların ortasında hayatımıza girmişti. Onları farklı kılan parçaların en önde geleni de muhtemelen “Big in Japan” olmuştu. Senelerce eşlik ettik, mırıldandık ama hiç merak ettik mi Japonya’da büyük olan neydi? Evet, “Duydun mu” merak etti ve sizler için araştırdı. Duyduk duymadık demeyin… On dakikası olanlar için “Duydun mu” başlıyor.
Dediğim gibi, 1980’lerde müzik başka bir şeydi. Hele 1984 öyle bir yıl oldu ki bazı günler hayatımıza ilelebet dahil olacak nitelikte birkaç parça piyasaya çıkıyordu. “Big in Japan” de 12 Ocak 1984’te Eurythmics’in “Here comes the rain again” parçasıyla aynı anda piyasaya çıkmıştı. Çıkar çıkmaz Alphaville’i sırtına aldı ve adeta uçurdu dersek yanlış olmaz.
İlk albümleri “Forever Young”ın hiti olan “Big in Japan”ın sözlerinin büyük bölümünü grubun solisti Marian Gold bir dişçi ziyaretine giderken yazmış. Ancak, parçanın ortaya çıkmasında grubun üç üyesinin de, yani Marian Gold, Frank Mertens ve Bernhard Lloyd’un payı varmış. Üçü de Münster’den olan gençler parçayı Berlin’in taşrasındaki bir evin stüdyo haline getirdikleri bodrumunda ortaya çıkarmış.
Gelelim Marian Gold’un bayıldığım sözüyle “Her iyi şarkıda açıklanamayan büyülü bir şey vardır,” dediği “Big in Japan”in sözlerine.
Melodisinin yanı sıra nakaratıyla da oldukça akılda kalıcı olan parça, uyuşturucu batağından kurtulmak isteyen genç bir çifti anlatıyor. Sözlerde, o dönem (ve araştırmamda öğrendim ki maalesef bugün de) bağımlılığın sembolü haline gelen Berlin’in hayvanat bahçesi metro durağına şu satırlarla gönderme yapılıyor:
Burada, hayvanat bahçesinde mi kalayım?
Yoksa başka çirkin manzaralara bakmak için,
Buradan gidip bakış açımı mı değiştireyim?
İki genç, sürekli olarak ne yapacaklarına kendilerinin karar verdiği, zamanlarının ve eylemlerinin başkaları tarafından belirlenmediği bir hayat istiyorlar. Uyuşturucusuz bir hayat. Yorumcular bunun satırlara dağılmış halde okunabileceği görüşünde.
Örneğin, “Başımın etrafında ve rüzgarda kristal kar taneleri uçuşuyor,” ifadesi uyuşturucu gibi musibetlerin hayatınıza girmesiyle başarıya olan arzunun yolunun kapandığı anlamına geliyormuş.
“Çıplak tenimde neon ışıkları, garip aydınlatılmış mankenlerin silüetleri geçiyor,” ifadesiyse bağımlıların dayanacak hiçbir şeyinin olmadığını ve geleceği olmayan bir yaşam sürdüklerini anlatıyormuş.
Sözlere devam…
“Bu gece burada adamımı bekleyeceğim,” ile ne kadar mücadele ederse etsin, uyuşturucunun yine onun için orada olacağı belirtiliyormuş. Hayatınızdan atmak isteyip atamadığınız bir illet.
Bana ne yaptıysan yaptın,
Artık geçmişte kaldı, anlıyorum,
Her şey olacağına varır.
derken, sanki bir meydan okuma var. Anlatıcı düşmanıyla yüzleşiyor gibi. Azmeder ve çok çalışırsa kurtulma şansı var. Geri dönmek üzere yola çıkışıyla bunu vurguluyor olabilir. Ve yorumculara göre parçanın sonundaki gong sesi bitişi değil yeni bir başlangıcı temsil ediyormuş.
Gelelim ‘Japonya’daki büyük’ meselesine… Onu nakarat üzerinden anlatalım.
Japonya’da büyük olmak aslında o dönemde günlük dilde sıkça karşılaşılan bir tür klişeymiş. Yani sözlerin Japonya ile hiçbir ilgisi yok. Klişe, bu dünyada devamlı kaybeden ve başarısız birinin başka bir dünyada başarılı olabileceğine gönderme yapıyormuş. Bir nevi “Burada başarısız olabilirim ama Japonya’da başarılı biriyim,” demekmiş.
Özetle Alphaville, bu klişeyi kullanarak günlük hayattaki başarısızlıkla hayali zafer arasında bir karşıtlık oluşturmuş.
Aklınıza aynı soru geldi değil mi? Neden Japonya? Araştırmada bunu da öğrendim… O yıllarda Avrupa veya Amerika’da yıldızı sönmüş birçok grup ve şarkıcı, muhtemelen batı pazarlarından daha geç olgunlaşan Japonya pazarında başarılı olmaya devam etmiş. O yüzden ‘Japonya’da büyük olmak’ hala bir geleceğiniz olduğuna kendinizi inandırmanın bir ifadesiymiş.
Hatta bunun müzik dünyası dışından bir örneğine de rastladım… Dünyaca ünlü Brezilyalı futbolcu Zico’nun Japonya’nın Kashima şehrindeki heykeli, Zico örneğin bir gün Avrupa’da unutulsa dahi Japonya’da hep göz önünde olacağının bir deliliymiş.
Nerede kalmıştık? Hah, nakarat… Nakarat şöyle:
…
Yani;
Ah, Japonya’da büyük olduğunda, bu gece,
Japonya’da büyük olmak, sıkı ol,
Japonya’da, doğu denizinin masmavi olduğu yerde büyük olmak,
Japonya’da büyük olmak, tamam,
Sen öde, ben de senin yanında uyuyayım,
Japonya’da büyük olduğunda işler kolaylaşır,
Ah, sen Japonya’da büyük olduğunda.
diyor.
Nakarat yorumcularca hem umut hem de kendini kandırma olarak okunuyor. Sözlere konu olan çift, bağımlılıktan uzak bir hayatı özlüyor ve bu hayatı Japonya’da büyük olmak esprisiyle simgeleştiriyor. Yorumculara göre, oradaki denizin mavisine yapılan vurgu bizim tabirle komşunun tavuğunun komşuya kaz görünmesi gibi, o denizin onlara başka, bambaşka gelmesi anlamındaymış.
“Big in Japan” ile ilgili ilginç notlara bakalım.
Parçaya bu ismin seçilmesinin enteresan bir tesadüfle sonuçlanan hikayesi var. Marian Gold parçayı yazmadan önce ‘Big in Japan’ adında Liverpoollu bir grubun albümünü alır. Sözleri yazarken grubun adını hatırlar. Şöyle diyor: “Japonya’da ünlü olmakla ilgili o dizenin belli bir anlamı var. Tam bir ezikseniz, diğer insanlara ‘Ben ezik değilim çünkü Japonya’da gerçekten ünlüyüm,’ diyorsunuz demektir. Bu, eziğin yalanıdır ve şarkının anlattığı bu bağımlıların hikayesine trajik ama mükemmel bir şekilde uyuyor.”
Tesadüfse başka… Parça çıkar çıkmaz listelere çok hızlı bir giriş yapar, 2 numaraya kadar çıkar. Bir numaradaysa Frankie Goes To Hollywood’un “Relax” parçası vardır. Kısa zaman sonra onu da geçerler ve bir numaraya otururlar. Frankie Goes To Hollywood’un solisti Holly Johnson aslında demin anlattığım Liverpool’lu ‘Big in Japan’ grubundandır. Bu iki parçanın Alman listelerinin zirvesinde olması tuhaf bir tesadüf olmuştur. Dahası…
Peki, diğer notlarla devam edelim… Hikayede anlatılan genç çift kim? Marian Gold, bu iki kişinin kurgusal olduğunu söylüyor. Aslında 1970’lerin sonlarında Batı Berlin’de birkaç arkadaşıyla, sokakta kötü koşullar altında yaşıyorlarmış. O da gördüğü bağımlılar hakkında yazmaya başlamış. Arkadaşlarına ne olduğunu bilmiyormuş, çünkü Berlin’den ayrılıp Münster’e gittikten sonra iletişim kopmuş. Bunu biraz da bilerek yapmış ve böylece hayatını kurtardığını düşünüyormuş.
Parçanın video klibinde Marian Gold, gün doğumu, şehir manzarası, havai fişekler gibi farklı sahnelerin yer aldığı bir projeksiyon cihazının önünde şarkı söylüyor. Video boyunca görüntüsü değişen kadın figürü videonun sonuna doğru geyşaya dönüşüyor. Klipte Japonya’ya ait başka unsurlar da var.
Son bir not… “Big in Japan” Japonya’da kayda değer hiçbir başarı yakalayamamış.
“Big in Japan”, 1980’lerin başlarında Batı Almanya’da yazılan, bir neslin gerçeklikten yaşadığı kopukluğu yansıtan bir parça. Anlamlı bir şöhretin uzaklarda, başka bir yerde yattığı hissini vurguluyor. O uzak yer de tabi ki o zamanlar teknolojik olarak gelişmiş, kültürel açıdan göz alıcı ve egzotik ülke Japonya’yla sembolize ediliyor.
Tabi ki bu kendini kandırmanın bir türü. Uzaktan gelen hayranlığın mevcut başarısızlığı telafi edebileceği kandırmacası. İnsanların belirsizlikle başa çıkmak için uzaklardan gelen bir onay uydurmaları.
O yıllarda ne Batı’nın bir parçası olan ne de Japonya’nın aldığı yolla bir ilgisi bulunan Türkiye’de yaşayan bizler için “Big in Japan”in anlattığıysa uyuşturucu denen musibetin aradan kırk yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen insanoğlunun başına daha da artarak musallat edilmiş olması.