Nasıl, bir yerden tanıdık geldi mi? Evet doğru… İngiliz rock grubu Alan Parsons Project’in 1982 tarihli altıncı stüdyo albümü “Eye in the Sky”ın albüme adını veren parçasının hemen öncesindeki introsu Sirius’u dinliyorsunuz. Bu iki şarkı ayrılmaz parçalar olduğundan bu hafta ikisi hakkında da bilgiler derledim.
Konuya girmeden Alan Parson Project ile ilgili kısa bir bilgi verelim. Çünkü iki kişiden, yani Alan Parsons ve Erik Woolfson’dan oluşan enteresan bir grup. O dönemde tamamen bir stüdyo grubu olan Alan Parsons Project, çeşitli üyelerin vokallerini kullanıyordu. Woolfson genellikle bir rehber vokal kaydeder, aynı zamanda grubun yapımcısı olan Alan Parsons ise şarkıya kimin sesinin en uygun olduğuna karar verirmiş.
Dönelim parçaya.
“Eye in the Sky” grubun belki de en büyük hiti ama hiç yayınlanmamış. Neden? Araştırmama göre, Alan Parsons şarkıyı pek beğenmemiş ve parçanın yaklaşan albümlerine eklenmesi için ikna edilmesi gerekmiş. Hatta gitarist Ian Bairnson’la Eye in the Sky’ın asla hit olamayacağına dair iddiaya girdiği belirtiliyor. Grubun diğer üyesi ve vokalisti Eric Woolfson ise şarkıyı çok sevmiş.
“Eye in the Sky”, anlatıcının gözetim, güç ve güven temalarıyla ilgili mesajlar verdiği bir pop-rock şarkısı. Kesin ve tek bir anlama çıkmıyor ve bu yüzden yoruma açık. Sözler kasıtlı olarak muğlak bırakılmış. Ancak yine de ortak temel unsurlar yok değil.
Sözlerin anlamına yönelik birkaç teori var. En ilgi göreni ‘gökyüzündeki göz’ fikrinin George Orwell’in, toplumun totaliter ve küresel bir yönetim tarafından devamlı olarak izlenmesini anlatan ‘1984’ isimli distopik kitabından esinlendiği şeklinde. Ancak sözlerde, şarkının adı dışında bu teoriyi destekleyecek bir şey yok gibi görünüyor.
İkinci teori bir klasik…
Buna göre, şarkıda bir ilişkinin sona ermesinin ardından gelen acı anlatılıyor. Anlatıcı, ihanete uğradığı sevgilisine karşı tepkili. Bir uyanış yaşıyor ve farkındalık içinde.
Buyurun buradan yakın… Bir başka görüş bizzat Alan Parsons’ın açıklaması etrafında şekilleniyor… O, bir röportajında şarkının isminin o dönemde Las Vegas’ta çok zaman geçiren vokalist Eric Woolfson’dan geldiğini söylemiş. Parsons, “Masaları izleyen, oyunları kaydeden gizli kameralara karşı belli bir hayranlığı vardı. Bu sadece gizli kameralardan ibaret değildi. Aynı zamanda bir tür 1984 sendromuydu. Asla kendi başımıza bırakılamayacağımız gerçeğini de kapsıyordu; her zaman izleniyor olacaktık,” diyor ve 1984 teorisiyle bir bağ kuruyor.
Ancak, bununla bitmedi.
Bir de parçaya atfedilen ‘derin’ anlam var. Buna göre Eric Woolfson, MÖ 2500-500 yılları arasında Levant’ta ve Mezopotamya’da varlığını sürdüren ve o dönemin dinlerinde fırtına ve yağmur tanrısı olarak bilinen Hadad (Telaffuzu Adad) ile yakından ilgileniyormuş. Parçada bundan etkilenmiş olabileceği söyleniyor.
Derin anlamlara dair teoriler bununla da bitmiyor. Parçanın öncesindeki intro olan Sirius, gezegenimizden yaklaşık 81 trilyon km uzaklıkta biri dev diğeri cüce iki yıldızın adı. Gökyüzünün en parlak yıldızı olarak biliniyor. Binlerce yıllık mitlerde yer bulmuş. Antik Mısır tapınaklarının iç odaları Sirius’u görecek şekilde inşa edilmiş. Antik Yunan’daysa Sirius’tan korkulurmuş. Çünkü kuraklık, güçsüzlük ve yoksulluk gibi etkilere yol açacağına inanılırmış.
Konu, Robert KG Temple tarafından yazılmış olan, zeki Dünya dışı varlıkların antik çağlarda Dünya’yı ziyaret ederek insanlarla temas kurduğu hipotezini işleyen ‘Sirius Gizemi’ adlı kitapta da ele alınmış. 1976 ve 1998’de iki kez basılan kitapta Mali’deki Dogon halkının Sirius yıldız sisteminden gelen akıllı Dünya dışı varlıklarla temas kurma geleneğini sürdürdüğü hipotezi var. İnsanlara medeniyet sanatlarını öğrettiği varsayılan bu varlıkların, Mısır’da Firavunlar döneminin, Yunan medeniyetinin ve Gılgamış Destanı’nın kökenini oluşturduğu iddia ediliyor. Meraklısı için söyleyelim. Bu iddialara karşı duran sağlam bilimsel eleştiriler mevcut.
Bunları anlatma nedenim, “Eye in the Sky” albümünün temasına uygun olarak kapağında sağlık, esenlik, şifa ve korumayı temsil eden Mısır sembolü Horus’un Gözü’nün bir çiziminin yer alması.
Bu arada, Alan Parsons Project’in Mısır’ın Giza Piramitlerini merkeze alan Pyramid albümünün 1978’de çıktığını belirtelim. Eric Woolfson’un kumarhanelerde insanların davranış biçimini izleyerek hayli zaman geçirmesinden sonra çıkardıkları “The Turn of a Friendly Card”ın da 1980’de çıktığını not edelim. Belli ki grup ilgi alanını çalışmalarına semboller halinde fazlasıyla yansıtıyor.
Neyse… Sözlere geçelim ve hangi yoruma daha yakın hissettiğinize siz karar verin.
Sözler şöyle başlıyor:
Özür dilemenin kolay olduğunu sanma,
Durumu tersine çevirmeye de çalışma,
Daha önce çok şansın oldu,
Ama artık sana şans vermeyeceğim,
Bana sorma,
Artık böyle,
Çünkü bir tarafım ne düşündüğünü biliyor.
Burada aldatılan ya da yalan söylendiğini anlayan bir sevgilinin sitemi var gibi. Dolayısıyla parçanın girişi bir sevgilinin sözleri teorisini akla getiriyor. Devamı da onu destekliyor.
Pişman olacağın şeyler söyleme,
Kanın beynine sıçramasına izin verme,
Bu suçlamayı daha önce de duydum,
Ve artık tahammülüm kalmadı,
İnan bana,
Gözlerindeki güneş,
Bazı yalanları inanılır kılıyor.
Yani, yalanların eskiden inanılırdı ama artık söyleyeceklerine karnım tok mesajı hissediliyor. Bir farkındalık var. Dürüstlük talep ediliyor ve yalan söylenen konu her neyse yüzleşme bekleniyor.
Bundan sonrası ise biraz karışık. Nakarata geliyoruz.
…
Yani…
Ben gökyüzündeki gözüm,
Sana bakarak,
Zihnini okuyabiliyorum,
Ben kuralları yapanım,
Aptallarla muhatabım,
Seni gözüm kapalı kandırabilirim,
Ve zihnini okuyabildiğimi bilmek için,
Artık görmem gerekmiyor,
Sana bakarak zihnini okuyabilirim (4 defa)
İşler burada değişiyor. Sanki bir ses üstün bilgi ve otorite iddia ediyor, akıl okuyabildiğini söyleyerek karşısındakini doğru konuşmaya zorluyor. Burada akıllara bir gözetleme kamerası, istihbarat ağı ya da bunların kurumsal olarak vücut bulmuş hali geliyor. Yani 1984…
Ancak yorumcular, nakarattaki ‘gökyüzündeki göz’ vurgusunun ilahi bir güce ya da kadere de dikkat çekebileceğini söylüyor. Tüm eylemleri ve niyetleri bilen, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ilahi bir varlık. Müziğin ölçülü ve sakin akışına, etkili ve biraz da ürpertici vokalin eşlik etmesinin tehditkâr değil ama kontrollü bir güç atmosferi yarattığı belirtiliyor. Bu da ‘gözün’ ahlakçı ve otoriter olduğunu akla getiriyor. Benim anladığım, yanlış yaparsan eyvah ama yanlış bir şey yapmıyorsan korkmana gerek yok diyor sanki.
Arkanda yanlış yanılsamalar bırakma,
Ağlama, düşüncemi değiştirmeyeceğim,
Daha önce yaptığın gibi, başka bir aptal bul,
Çünkü artık, tüm işaretler aldatıcıyken,
Bazı yalanlara inanarak yaşamayacağım.
Burada yine sevgilinin gözlerinin açılması anlamına dönüyoruz. Farkındalığı sayesinde yolları ayırıyor ve karşısındakinin yanıltmalarını artık umursamıyor. Hatta ona git başka bir aptal bul diyerek köprüleri tamamen atıyor.
Belli ki Alan Parsons Project’in, kavramlara dayalı, hafif teatral ve kişisel düşünceleri tetikleyici şekilde çok anlama çekilebilecek şarkı yapma tarzıyla karşı karşıyayız. Bu yüzden “Eye in the Sky”ın kimde neyi çağrıştırdığını bilmek çok zor. Ancak, olasılıklar bunlar.
Gelelim parçayla ilgili notlara…
Parçanın video klibinde sanki bir kadın-erkek ilişkisi anlatılıyor gibi ama diğer taraftan az da olsa 1984 tarzı tepeden izlenme unsurları da var. Artık Parsons-Woolfson ikilisinin aklından hangisi daha çok geçtiyse…
Albümün açılış parçası olan ve “Eye in the Sky”ın ayrılmaz parçası gibi görülen “Sirius” 1990’larda Michael Jordan’lı Chicago Bulls’un tanıtım müziği olarak kullanıldı. O dönemde Bulls’un altı şampiyonluğunun fon müziğiydi.
Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığı kampanyası sırasında Donald Trump “Sirius”u, izin almadan giriş müziği olarak kullanmış ve bu girişimi sert bir yazılı açıklamayla reddedilmiş.
Son olarak, grup 1990’lara kadar konser vermemiş. Ancak, 1999’da kurulan Alan Parsons Live Project hala düzenli olarak turneye çıkıyormuş.
“Eye in the Sky”, neredeyse yarım asırdır çeşitli anlamlarıyla dinlediğimiz bir parça. Bu esneklik içinde hangi anlamı daha makul bulduğunuz size kalmış. Son yıllarda özellikle sosyal medya üzerinden ‘1984 sendromunun’ yaygınlaştığını dikkate alırsak acaba içinde olduğumuz günlerde dinleyenlere daha çok, bireylere mahremiyet alanı bırakmayan otoriter yönetim göndermesini çağrıştıracağını düşünebilir miyiz?
Eğer öyleyse, parçadaki ‘Doğruyu yapıyorsan endişelenmene gerek yok ama yanlış yapıyorsan bil ki haberim var,’ iması ister istemez doğru ve yanlışın neye göre, nasıl tanımlanacağı sorusunu akla getiriyor.
Sorular akla geldiğine göre bölümün sonuna geldik demektir. Haftaya bir başka parçanın hikâyesiyle görüşmek dileğiyle hoşça kalın sevgili “Duydun mu” takipçileri.