You Will Never Walk Alone – Gerry And The Pacemakers

You Will Never Walk Alone – Gerry And The Pacemakers

Cengo . Bölüm-21 . 13:43
0
0

Liverpool ile özdeşleşmiş harika parça “You will never walk alone”un hikayesinin ta 1940’lara gittiğini biliyor muydunuz? Peki acaba ne oldu da bu parça Liverpool ile özdeşleşti? Merak edenlerin 13 dakikasına talibiz. “Duydun mu”nun 21. Bölümde yayında.

Single
Gerry & the Pacemakers
Ferenc Molnar
Richard Rogers & Oscar Hammerstein
Carousel
Garry Marsden
Bill Shankly
Kazimierz Dabrowski
Margareth Thatcher
Liverpool FC
Valley Parade faciası
Anfield Stadı kapı
Hillsborough felaketi
Ulusların Düşüşü
Liverpool İstanbul'da
Fearless (Pink Floyd)
Liverpool tribünleri

Bu hafta konuya ilgisiz takipçilerimizin hoşgörüsüne sığınarak futbol etrafında gezinmek istiyorum ama yanlış anlaşılmasın, ortada herkesi kapsayacak kadar anlamlı ve güzel bir hikaye var. Evet… Gerry and the Pacemakers grubunun eski parçası “YNWA”un futbol sahalarındaki gezintisi birbirinden ilginç detaylar içeriyor. Bu detayları on dakika içinde aktarmak istediğim “Duydun mu”nun bu haftaki bölümü başlıyor.

Bugün Liverpool’un evi olan Anfield Stadı’nın kapısındaki “YNWA” yazısının ortaya çıkış hikayesi aslında ta 1909 yılına kadar uzanıyor. O yıllarda Avrupa’nın parlayan başkentlerinden olan Budapeşte’deki ünlü New York Cafe’de Macar sanatçı Ferenc Molnár ünlü oyunu “Liliom”u yazar. Oyun, başarısız bir soygunda ölen Macar bir hırsızın hikayesini anlatmaktadır. Liliom çok kötü bir başlangıç yapar ve eleştirmenlerce yerden yere vurulur. Ferenc Molnar kararlılık göstererek oyunu Varşova, Prag, Viyana ve Berlin’de sahneye koyar. Ama yaşanan iki Dünya Savaşı yüzünden oyun hak ettiği yere gelemez. “Liliom” için yolun sonu gelmiş gibidir.

Evet… “Liliom”un hikayesi de asıl şimdi başlamaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde birçok Avrupalı sanatçı gibi Molnar da Nazi rejiminden kaçmak için Amerika’ya yerleşir. Orada, eserini İngilizceye çevirme haklarını satar ve ortaya “Carousel” müzikali çıkar.

Evet, meğer “YNWA”un ortaya çıktığı Broadway müzikali Carousel, Liliom’un bir uyarlamasıymış.

Carousel, Richard Rodgers ve Oscar Hammerstein’ın oyunu. “YNWA”  Rodgers tarafından bestelenmiş, sözleri de Hammerstein tarafından yazılmış. Parça, müzikalde başarısız bir soygun sırasında babasını kaybeden ana karakterin kızını yoluna devam etmesi için motive etmek üzere yazılmış.

Peki, parçanın futbolla buluşması nasıl olmuş?

Liverpool futbol takımı ve Gerry & the Pacemakers grubu 1963 yazında Amerika Birleşik Devletleri’ne bir sezona hazırlık gezisi yapar. Gezi sırasında katılım sağlanan bir tv şovunda grubun baş vokalisti Gerry Marsden parçayı söyler. Liverpool yöneticisi Bill Shankly parçaya vurulur ve Gerry Marsden’e “Gerry oğlum, ben sana bir futbol takımı verdim, sen bize bir şarkı verdin,” der.

Böylece, “YNWA”-Liverpool ilişkisi resmen bu noktada başlar. Araştırmamda, kesin olmamakla birlikte parçanın taraftarlarca ilk olarak 19 Ekim 1963’te West Brom’a karşı oynanan maçta söylendiği bilgisine rastladım.

Parça zaman içinde hem müzik listelerinde yükselir hem de Liverpool taraftarları arasındaki popülaritesini artırır, hatta kısa sürede kulübün mottosu haline gelir.

Parçanın Liverpool ile özdeşleşmesinin en önemli kilometre taşı muhtemelen 1965’te Leeds’e karşı kazanılan FA Cup finalinde Wembley’de söylenmesi ve yorumcunun parçayı “Liverpool’un imza parçası” olarak göstermesiymiş. O yıllarda Anfield, ses sistemi ve DJ’i olan ilk statlardanmış ve en anlamlısı da parça zaman içinde müzik listelerinden düşse de seyircinin “Parçamız nerede,” diyerek “YNWA”u çaldırmaya devam etmesiymiş.

Gelelim bu harika parçanın sözlerine. Sözlerin girişini hatırlayalım.

Bir fırtınanın içinden geçtiğinde,
Başını dik tut,
Ve karanlıktan korkma.

Yaptığım araştırmada, sözlerin doğrudan insanla bağlantısı üzerine yapılan dikkat çekici bir yoruma rastladım. Polonyalı psikolog Kazimierz Dabrowski’nin kişilik gelişiminde “pozitif parçalanma” teorisiyle paralellik kurularak yapılan bu yorum özetle şöyle.

Herkes hayatının bir noktasında dağılma yaşayabilir. Bu dağılma bir fırtınadır ve tüm dünya görüşünü alt üst edebilir, mevcut inançlarını kökünden sarsabilir, seni belirsizliklere itebilir. İşte o anlarda başını dik tutman önemlidir. Bu fırtına utanılacak bir şey değildir ve aslında seni geliştirir. Fırtına şiddetlendikçe artan karanlık korkutmasın. Fırtına mutlaka son demek değildir. Çünkü bazen yeni bir şeye yer açmak için önce dağılmak gerekir.

Sözler şöyle devam eder…

Bir fırtınanın sonunda,
Altın bir gökyüzü var.
Ve bir tarla kuşunun tatlı gümüş şarkısı.

Yoruma göre burada, gökyüzünün ancak karanlıktan güzel bir şeye dönüşeceği vurgulanıyor. Altın gökyüzü ve tarla kuşunun tatlı gümüş şarkısı fırtınada ayakta kalabilenlerin ödülünün metaforu. Örneğin, ödül gerçek benliğinle buluşmak olabilir ve bu ödüle ulaşmak için fırtınanın içinden geçmeye değer.

Sözlerle devam edelim.

Rüzgara karşı yürümeye devam et.
Yağmurda yürümeye devam et.
Hayallerin savrulup uçsa da.

Burada da ısrar etmenin önemi var. Yoruma göre, kişi değerlerine ve onun için gerçekten neyin anlamlı olduğuna yoğunlaşmalı. Tıpkı ağaçların gelişmek için çevresel streslere, yani rüzgara ve yağmura ihtiyaç duyması gibi insanlar da kendilerini zorlayan güçlüklerle gelişirler. Bu nedenle hoş olmasa da güçlüklerden kaçmamak gerek. Bu sürecin sonunda kişiye bir zamanlar anlamlı gelen hayaller artık eski anlamını yitirebilir. Belki de o hayaller kişiye toplum veya ebeveynlerce benimsetilmişti. Ama fırtınadan sonra artık yeni bir şey hayal etme ve kendi değerlerini yaratma şansı var.

Bana göre sözlerin en cesaret verici son kısmına geldik. Parçaya ismini veren ‘yalnız yürümeme’ vurgusuna… Şöyle diyor:

Yani…

Yürümeye devam et, yürümeye devam et.
Yüreğinde umutla.
Ve asla yalnız yürümeyeceksin.
Asla yalnız yürümeyeceksin.

Yoruma göre, fırtına ne kadar zorlu olsa da anahtar unsur yürümekten vazgeçmemek. Bu yürüme metaforu kişiyi içindeki kötüyle yüzleştiriyor ve o yüzleşme sonrasında her şeyin daha iyi olacağına dair bir umut var. Kişi gerçekte kim olduğunu anlayacağı bu yolda asla yalnız yürümeyecek. Çünkü bu deneyim daha önce milyarlarca insan tarafından yaşandı. Hatta şu anda dünyanın her yerinde insanlar kendi fırtınalarından geçiyor.

Parçanın kitlesel duygulara tercüman olmasına dair çok sayıda örnek var.

YNWA”, 15 Nisan 1989’da Sheffield’da oynanan Sheffield Wednesday-Liverpool maçında 97 taraftarın ezilerek hayatını kaybettiği Hillsborough felaketinden sonra yeni bir anlam kazanmış. Şöyle ki, soruşturma sonucunda ölümlerin kaza olduğuna karar verilmesi üzerine ölenlerin ailelerinin hak arayışı 25 sene sonra sonuç vermiş ve bu dönemde parça bu konuyla özdeşleşmiş.

Benzer şekilde, 11 Mayıs 1985’te Bradford City’deki Valley Parade Stadı yangınında 56 seyircinin ölümü sonrasında şarkının özel bir versiyonu yapılmış.

Ve 1981 yılında yoksulluğun artmasıyla yükselen hoşnutsuzluğun Thatcher Hükümeti’ne yönlendirildiği gösterilerin yarattığı sosyal iklimde futbol insanların günlük hayatın sıkıntılarından kaçabileceği bir alan olmuş. Evet, doğru tahmin ettiniz, “YNWA” bu zor dönemde de taraftarın simgesiymiş.

Notlara devam edelim.

Taraftarın maçlarda şarkıyı söylemesinin fenomen haline gelmesinin ardından Pink Floyd, Anfield’dan aldığı ses örneklerini 1971 Meddle albümündeki ‘Fearless’ parçasında kullanmış.

Ayrıca, kulübün tarihi boyunca, şarkının söylendiği ve takımın mucizevi dönüşlere imza attığı çok sayıda ikonik maçtan bahsediliyor.

Bunlardan biri de Türkiye’den. 25 Mayıs 2005’te İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finalinde Liverpool 3-0 geriye düştüğü Milan maçını 3-3’e getirmiş ve kupanın sahibi olmuştu. Maçın devre arasında Liverpool taraftarlarının atkılarını açarak parçayı söylemesi tüneldeki oyuncuların kulağına gelir. Oyunculardan Jamie Carragher otobiyografisinde o anı şöyle anlatmış: “Yavaş, hüzünlü bir ses vardı, sanki bir ilahi gibi söyleniyordu. Taraftar bizim için dua ediyordu.”

YNWA” daha sonra İskoçya, Almanya, Hollanda, Belçika, İtalya, Avusturya, Yunanistan ve Japonya’dan başka camialar tarafından da benimsenmiş. Buz hokeyinde bile bu parçayı kulüp kültürüne dahil etmiş Alman ve Hırvat takımları varmış.

Parçanın Liverpool camiası ile bütünleşmesine yönelik Johan Cruyff’tan, Carlo Ancelotti’ye, Jurgen Klopp’a kadar ünlü futbol isimlerinin çok güzel saptamaları var. Herkesin birleştiği ortak nokta “YNWA”un bu kulüp için ortaya çıktığı 1963’ten bugüne uzanan köprüyü kuran, Liverpool tarzını özetleyen bir sembol olması. Buna göre bir takımın başarısı sadece gösterişli transferlerden değil, oyunculardan idareciye, kulüp personelinden taraftara kadar kulüpte ahenkli bir birliktelik ruhu oluşturmaktan geçer.

Peki, zamanında Elvis Presley ve Frank Sinatra’nın bile uyarladığı parçanın sözleri neden bir futbol camiası tarafından bu kadar güçlü benimsenmiş?

Öncelikle parçanın duyulmasına yol açan Carousel müzikalinde tasvir edilen dünyanın yoksulluk ve kötülükle dolu olduğu anlatısı güçlü bir neden. Çünkü, 1960’ların başlarında Liverpool’da da durum farklı değil. İşsizlik her zamankinden yüksek, ekonomiyi ayakta tutan sanayi durma noktasında ve mevcut işler çoğunlukla kömür madenciliği veya temizlik gibi ağır işler.

Parçanın hem melankolik hem neşeli tona sahip olması da sevinci ve hüznü birlikte yaşayan futbolseverler için adeta tutkal işlevi görüyor. “YNWA”u, Liverpool için bir marştan fazla kılan şey zamanla kulübün ve ona aidiyet hissedenlerin ruhunu somutlaştırmış olması. Yorumlarda sözler bir yaşam biçimi, takip edilebilecek ahlaki bir pusula olarak niteleniyor. Taraftara kötü zamanlarda umut, iyi zamanlarda kutlama olarak hizmet ettiği belirtiliyor.

Sonuç olarak, futbolun sadece futbol olmadığını, hayatın bizzat kendisiyle çok sayıda sembolik ortaklık barındırdığını düşünen biriyseniz “YNWA”un içindeki teselli ve dayanışma unsuruna kapılmamanız mümkün değil. “Bir topun peşinde 22 kişinin koşturmacasının nesi bu kadar önemli olabilir,” diye sormadan önce futbolu büyülenmiş gibi seyretmesine şaşırdığınız insanları dinleyin. İzledikleri şeyi hayatla özdeşleştirdiklerini fark edeceksiniz.

Futbolu milyarların oyunu haline getiren de bence bu özdeşlik durumu. Hayatı yaşadığı zorluklar üzerinden tanımlayan biri tuttuğu takımın sahadaki mücadelesi sonucunda gelen zaferi de hüsranı da, o sonuçları hazırlayan koşulları da kendi dünya görüşü penceresinden karşılıyor, böylece sahadaki mücadele kendi hayat mücadelesi ile iç içe geçiyor.

Konuya böyle bakınca “YNWA”a kayıtsız kalamıyorsunuz.

Son olarak bu araştırmanın bana çağrıştırdığı bir kavramdan bahsederek programı kapatalım. “Pozitif parçalanma”ya benzer bir tabiri Daren Acemoğlu ve James A. Robinson’un “Ulusların Düşüşü” kitabında görmüştüm. Tarihteki büyük alt üst oluşların uzun dönemde pozitif gelişmelere yol açması durumunu tanımlamak için “yaratıcı yıkım” kavramı kullanılmıştı. İlgi duyanların dikkatine getirmek isterim.

Haftaya yeni bir hikayeyle buluşmak dileğiyle hoşça kalın.

When you walk through a storm

Hold your head up high

And don’t be afraid of the dark

At the end of a storm

There’s a golden sky

And the sweet silver song of a lark

Walk on through the wind

Walk on through the rain

For your dreams be tossed and blown

Walk on, walk on

With hope in your heart

And you’ll never walk alone

You’ll never walk alone

Walk on, walk on

With hope in your heart

And you’ll never walk alone

You’ll never walk alone

Bölüm zaman çizelgesi:

  • 00:00 Liliom
  • 00:00 Carousel
  • 00:00 Parçanın futbolla buluşması
  • 00:00 Liverpool ile özdeşleşme
  • 00:00 Pozitif parçalanma teorisi
  • 00:00 Yalnız yürümeyeceksin
  • 00:00 Parça ve kitlesel olaylar
  • 00:00 Pink Floyd nereden çıktı?
  • 00:00 Türkiye örneği
  • 00:00 Sadece Liverpool değil
  • 00:00 Neden futbolla bağ kurulmuş?
  • 00:00 Sonuç olarak
  • 00:00 Pozitif parçalanma - Yaratıcı yıkım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Title
.