Locomotive Breath – Jethro Tull

Locomotive Breath – Jethro Tull

Cengo . Bölüm-60 . 12:28
0
0

Bir parçanın her katmanının sözlerde verilmek istenen anlama ayrı ayrı hizmet ettiği nadir bulunan bir parçayla birlikteyiz bu hafta. İngiliz progressive rock grubu Jethro Tull’ın 1971 yılında çıkan albümü “Aqualung”un son parçası “Locomotive Breath”, insanoğlunun nefesinin bu düzenin yıkıcılığına yetmeyeceğini iddia ediyor. Elli beş sene sonra bugün hiç de boş konuşmadıklarını anlıyoruz. Evet, “Locomotive breath”in hikâyesini bilmeyenler ve merak edenler için “Duydun mu” bu hafta da sizlerle.

Single
Albüm
Jethro Tull
Ian Anderson
Buharlı lokomotif
Nüfus sorunu
Thomas Robert Malthus
Friedrich Nietzsche
Johann Sebastian Bach
Idiocracy

Jethro Tull grubunun adının nereden geldiğini biliyor musunuz? Jethro Tull 18. yüzyılda İngiltere’de yaşamış, tohum ekme makinesinin mucidi olan çiftçinin adıymış. Bu makine icat edilmeden önce tohumu ekmek için elle serpme usulü çalışmak gerekiyormuş ama makine sayesinde tohumlar daha hızlı ve eşit şekilde serpilmeye başlamış. Böylece Jethro Tull, İngiltere’deki yaşam standardının yükselmesine önemli katkı yapmış.

Gelin bu hafta dünya meselelerine kayıtsız kalmayan eski bir grubun çok önemli bir parçasını masaya yatıralım. Bugüne kadar 30 albüm çıkarmış olan İngiliz progresif rock grubu Jethro Tull’ın “Locomotive breath” parçasını dinlerken siz de kendinizi o vagonları çekiyormuş gibi bitmeyen bir gayret içinde hissediyorsanız sözlere alıcı gözle bir bakın derim. Evet, “Locomotive breath”in ne hakkında olduğunu bilmeyen ve merak edenler için “Duydun mu” başlıyor.

Locomotive breath”, grubun 1971’de çıkan “Aqualung” albümünün kapanış parçası. Grubun kurucusu ve her şeyi diyebileceğimiz Ian Anderson parça için, “Belki de günümüz dünyasına biraz daha uygun bir konu üzerine yazdığım ilk şarkımdı,” diyor.

Parça, yine Ian Anderson’un ifadesiyle nüfus artışının ve kapitalizmin kontrolden çıkması hakkında. Bu parçayla nüfus artışına dikkat çekmek istemiş. Ona göre çılgın bir trendeyiz ve inemiyoruz. 1947’de doğduğunda yaklaşık 2,5 milyar olan dünya nüfusunun şarkının yazıldığı yıl yarı yarıya artarak 3,7 milyara ulaşması onu bu sözleri yazmaya itmiş. Bugün, yani onun doğumundan yaklaşık 80 yıl sonra nüfusun üç kattan fazla artarak 8 milyara ulaşması parçanın güncelliğine işaret ediyor.

Anderson 2019 itibarıyla konuya şöyle yaklaşmış… “Nüfus artışının refah, mutluluk, gıda ve makul bir zenginlik dağılımı getireceğini düşünürsünüz. Ancak, tam tersi oldu ve bugün bile olmaya devam ediyor. Çok ayrıntıya girmeden şarkının ardındaki düşünce buydu.”

Peki sözlerde ne diyor… Haydi ona bakalım.

Parça, başındaki bir buçuk dakikalık harika piyano girişiyle, ortasındaki muhteşem flüt geçişiyle gerçek bir sanat eseri. Oraya geleceğiz. Sözlerin anlamı bu bütünlüğün içinde ayrı yere sahip. Sözler doğrudan tren metaforuna girerek başlıyor.

Lokomotifin soluğunun o karıştırıcı çılgınlığında,
Tüm zamanların kaybedeni kafa üstü ölümüne koşuyor,
Pistonun sürtünmesini ve buharın yüzünde kırılmasını hissediyor.

Yorumculara göre lokomotif rastgele seçilmiş bir sembol değil. Hem sanayi devriminin simgesi buharlı makinelere gönderme yapıyor hem de modern hayatın korkutan hızını temsil ediyor. Tüm zamanların kaybedeni modern insan. Bu çılgınca giden trenin, yani kapitalist sistemin içinde kaçınılmaz sonuna doğru koşuyor. Pistonun sürtünmesi, buharın yüzünde kırılması hep sistemin etkilerini sonuna kadar hissettiğini anlatan tabirler.

Sözler, yaşlı Charlie adındaki biriyle devam ediyor. Şöyle…

Yani…

Yaşlı Charlie kolu çaldı, tren durmayacak,
Yavaşlamanın bir yolu yok.

Yorumcular yaşlı Charlie’nin neyi temsil ettiği konusunda bir fikirde birleşmiyor. Onun Tanrıyı temsil ettiğini, kadere işaret ettiğini söyleyenler var. Hatta bir kötülük figürü olarak gören de var. Ancak, kesin olan yaşlı Charlie’nin imdat kolunu çalmış olması ve bu yüzden insanlığın kendi yarattığı ‘ilerleme’ makinesini durdurma olanağının kalmaması. Hız o kadar yüksek ki artık bırakın durmayı, yavaşlamak bile bir seçenek değil.

Sözler tam bu aşamada trendeki adamın aile dramına değinir.

Çocuklarının istasyonlarda birer birer atladığını görür,
Karısı ve en iyi arkadaşı yatakta eğlenmektedir,
Elleri ve dizleri üstünde koridorda sürünür,
Yaşlı Charlie kolu çaldı ve tren durmayacak,
Yavaşlamanın bir yolu yok.

Sistem onunla çocuklarının arasındaki iletişimi koparmış, sadakat, güven gibi kavramların içini boşaltmıştır. Tüm zamanların kaybedeni olarak görülen insan hem hayatının kontrolünü hem de kırmızı çizgisi olan değerleri birer birer kaybetmektedir. Artık güçsüzdür, trenle anlatılan sistemin içinde sıkışmıştır.

Parçanın sonunda bizi etkileyici bir kapanış bekliyor. Şöyle diyor…

Sessizliğin ulumasını duyar, düşen melekleri yakalar,
Ve tüm zamanların kazananı onu hayalarından yakalar.

Sözlerdeki sessizliğin uluması tabiri varoluşsal yalnızlığı anlatan bir oksimoron. Modern insanın yalnızlığı hiçbir şeye benzemez. En kalabalık anlarda bile ıssız, en gürültülü anlarda bile sessizdir. İnsan hayatın üzerine çöküşünü engelleyemez. Tüm zamanların kazananıysa kapitalizmdir. Tüm zamanların kaybedeni modern insanı en zayıf yerinden yakalamıştır. O artık sistemin kölesidir.

Tam burada sona geliriz.

Gideon İncili’ni alır, birinci sayfayı açar,
Sanırım kolu Tanrı çaldı ve bu tren durmayacak,
Yavaşlamanın bir yolu yok.

Gideon İncili’ni alması, çaresizce çırpınan modern insanın tutunacak bir dal aramasından başka bir şey değil. Yorumculara göre, ilk sayfada “Yaratılış” anlatılmakta olduğundan burada insanın baştan başlama isteği öne çıkartılıyormuş. Çünkü dünyanın nasıl bu hale geldiğini anlamak istiyor. Bu yaptığı sadece çaresizliğin onu ittiği son bir refleks. Peki neden böyle oldu? Sözlerin sonunda anlatıcı trendeki imdat kolunu çalanın Tanrı olduğunu düşündüğünü söylüyor. Yani trenin engellenemez şekilde felakete doğru gidişi aslında Yaratıcı’nın tercihi ve dolayısıyla insanoğlunun kaderi.

Notlara geçelim.

Locomotive breath”de çizilen ana karakter, yani modern insan aslında aynı albümdeki “Aqualung” parçasındaki hayatı alt üst olmuş, sigara tiryakisi karaktermiş. Hatta yorumcular lokomotifin nefesinin bu sigara bağımlılığıyla ilişkilendirildiğini düşünmüş.

Alman besteci Johann Sebastian Bach’tan etkilendiği bilinen Ian Anderson parçayla ilgili şöyle demiş… “Bunu yazdığımda, özellikle belirli bir konu üzerine bir müzik eseri yazmayı amaçlamamıştım. Ancak yazım sürecinde, çok spesifik olmaktan ziyade, aşırı kalabalıklaşma sorunlarına ve gezegendeki durdurulamaz nüfus artışının metaforu olan, durmak bilmeyen, durdurulamaz lokomotif fikrine evrildi.”

Ian Anderson, nüfus planlaması ve yönetimi fikrinin ciddi olarak düşünülmesi gereken bir şey olduğunu söylüyor ve ekliyor… “Bu, 30 yaşından sonra herkesi kısırlaştırmamız gerektiğini düşündüğüm anlamına mı geliyor? Hayır, elbette ki hayır. Sahip olmak istediğiniz ailenin büyüklüğü sizin seçiminiz. Ancak bu seçimi bilinçli, akıllıca ve sorumlu bir şekilde yapmalısınız.”

Notlara devam edelim…

Locomotive breath”, Ian Anderson’un stüdyoda tek başına yaptığı doğaçlamadan doğmuş ve kaydetmek kolay olmamış. Çünkü parçanın, müzikal olarak raylarda ilerleyen bir tren gibi hissettirmesi gerektiğini durmadan gruba anlatmak zorunda kalmış. Şarkının müzikalini tanımlamak için basınç biriktiren bir kazan benzetmesini kullanmış. Parçanın bir buçuk dakikalık piyano girişi, bir trenin ağır ağır harekete geçmesi ve basıncın birikmeye başlamasını, ortasındaki flüt solo bölümüyse durdurulması imkansız bir hızda, kontrolden çıkmış şekilde ilerlemesini anlatıyor.

Bazı yorumcular parçadaki dini göndermeyi, albümün tamamındaki din eleştirisiyle birlikte görüyor. Gruba göre kilise de aslında bu trenin bir parçası. Ian Anderson Tanrı’ya karşı olmadığını, itirazının geleneksel dine olduğunu belirtmiş.
Modern toplumun durumunun, içinde bulunduğumuz ve kaza yapana kadar inemeyeceğimiz bir tren gibi olduğunu söylemiş.

Parça üzerine yapılan yorumlarda dikkatimi çeken bir tanesi de bireysel eylemlerin biyolojik ve ekonomik zorunluluklar tarafından yönlendirilen kolektif eğilimleri durduramayacağı şeklindeydi. Bu da parçada, trenin gidişi karşısında aciz durumda olan insan aracılığıyla vurgulanmış. Yoruma göre parça, nüfus geometrik artarken, nüfusu besleyen kaynakların aritmetik oranda arttığını ve bu dengesizliğin kıtlık, savaş, salgın hastalık gibi sonuçları olacağını söyleyen Malthusçu yaklaşımla doğrudan ilişkili bir anlama sahip.

Araştırmamda, parçanın 2006 yapımı “Idiocracy” filminin konusuyla bir ilişkisi olduğu bilgisine de rastladım. Filmde, yüksek eğitimli ve zeki insanların mali kaygılarla çocuk sahibi olmamayı tercih etmesi, buna karşılık düşünmeyen ve sorumsuz bireylerin kontrolsüzce çoğaldığı bir gelecek tablosu çizilmekte. Film aslında dev şirketlerin devletleri ele geçirmesi sonucunda bilgi ve mantığın yerini kaba kuvvetin, bayağı eğlence kültürünün ve anlık tatminlerin almasına yapılmış bir eleştiri.

Son bir not… Parçanın çok sayıda cover’ı yapılmış. En dikkat çekenleri WASP, Helloween ve Styx gibi hard rock gruplarınınkiler.

Locomotive breath”, sözlerdeki bazı tabirlerle çok dikkat çekici bir parça. Tüm zamanların kaybedeni modern insan, tüm zamanların kazananı kapitalist sistem ve kaderi sembolize eden yaşlı Charlie…

Gerçekten bu bir kader mi? Kapitalizm insanın sonunu getirmek üzere mi? Bu tren gerçekten durdurulamaz mı? O değilse, bu değilse insanı devrilmeden taşıyacak ideal tren tam olarak nedir? İdeal demişken… Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin idealleri, yaşamı reddeden ve insan potansiyelini kısıtlayan maskeler olarak tanımladığını hatırlatarak sorayım… Aslında ideal diye bir şey olmayabilir mi?

Lütfen… Hiç de tatlıya bağlanmış bir şey yok. Tam tersine, dünya nüfus konusunu uzun süredir tartışıyor. Coğrafyaya ve ekonomik koşullara bağlı olarak nüfusunu artırmak isteyen de var, kontrol altına almak isteyen de var, koşulları düşünmeksizin nüfusunu artırmaya çalışan da…

Ancak net olan, dünya kaynakların bölüşümünde hiç adil bir yer değil ve kapitalist sistemin yarattığı kaos da nüfus tartışması da bugün bu parçanın yazıldığı döneme göre kat kat büyümüş durumda. Teknolojiyse bir taraftan hayatı kolaylaştırıp hızlandırırken diğer taraftan varoluşsal korkuyu yayıyor. Jethro Tull’ın tren metaforu anlamından bir şey kaybetmiş değil.

In the shuffling madness
Of the locomotive breath
Runs the all-time loser
Headlong to his death

He feels the piston scraping
Steam breaking on his brow
Old Charlie stole the handle and
The train it won’t stop going
No way to slow down

He sees his children jumping off
At the stations one by one
His woman and his best friend
In bed and having fun

He’s crawling down the corridor
On his hands and knees
Old Charlie stole the handle and
The train it won’t stop going
No way to slow down

He hears the silence howling
Catches angels as they fall
And the all-time winner
Has got him by the balls
He picks up Gideons’ Bible
Open at page one

God He stole the handle and
The train it won’t stop going
No way to slow down X 9

Bölüm zaman çizelgesi:

  • 00:00 Parça ne hakkında?
  • 00:00 Neden lokomotif?
  • 00:00 Yaşlı Charlie
  • 00:00 Kopuş ve çürüme
  • 00:00 Tüm zamanların kazananı ve kaybedeni
  • 00:00 Son çırpınış
  • 00:00 Flüt-piyano kombinasyonu
  • 00:00 Malthus söylemişti!
  • 00:00 Sonuç olarak
  • 00:00 Jethro Tull adı nereden geliyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Title
.
0
0

Bir parçanın her katmanının sözlerde verilmek istenen anlama ayrı ayrı hizmet ettiği nadir bulunan bir parçayla birlikteyiz bu hafta. İngiliz progressive rock grubu Jethro Tull’ın 1971 yılında çıkan albümü “Aqualung”un son parçası “Locomotive Breath”, insanoğlunun nefesinin bu düzenin yıkıcılığına yetmeyeceğini iddia ediyor. Elli beş sene sonra bugün hiç de boş konuşmadıklarını anlıyoruz. Evet, “Locomotive breath”in hikâyesini bilmeyenler ve merak edenler için “Duydun mu” bu hafta da sizlerle.

Single
Albüm
Jethro Tull
Ian Anderson
Buharlı lokomotif
Nüfus sorunu
Thomas Robert Malthus
Friedrich Nietzsche
Johann Sebastian Bach
Idiocracy

Jethro Tull grubunun adının nereden geldiğini biliyor musunuz? Jethro Tull 18. yüzyılda İngiltere’de yaşamış, tohum ekme makinesinin mucidi olan çiftçinin adıymış. Bu makine icat edilmeden önce tohumu ekmek için elle serpme usulü çalışmak gerekiyormuş ama makine sayesinde tohumlar daha hızlı ve eşit şekilde serpilmeye başlamış. Böylece Jethro Tull, İngiltere’deki yaşam standardının yükselmesine önemli katkı yapmış.

Gelin bu hafta dünya meselelerine kayıtsız kalmayan eski bir grubun çok önemli bir parçasını masaya yatıralım. Bugüne kadar 30 albüm çıkarmış olan İngiliz progresif rock grubu Jethro Tull’ın “Locomotive breath” parçasını dinlerken siz de kendinizi o vagonları çekiyormuş gibi bitmeyen bir gayret içinde hissediyorsanız sözlere alıcı gözle bir bakın derim. Evet, “Locomotive breath”in ne hakkında olduğunu bilmeyen ve merak edenler için “Duydun mu” başlıyor.

Locomotive breath”, grubun 1971’de çıkan “Aqualung” albümünün kapanış parçası. Grubun kurucusu ve her şeyi diyebileceğimiz Ian Anderson parça için, “Belki de günümüz dünyasına biraz daha uygun bir konu üzerine yazdığım ilk şarkımdı,” diyor.

Parça, yine Ian Anderson’un ifadesiyle nüfus artışının ve kapitalizmin kontrolden çıkması hakkında. Bu parçayla nüfus artışına dikkat çekmek istemiş. Ona göre çılgın bir trendeyiz ve inemiyoruz. 1947’de doğduğunda yaklaşık 2,5 milyar olan dünya nüfusunun şarkının yazıldığı yıl yarı yarıya artarak 3,7 milyara ulaşması onu bu sözleri yazmaya itmiş. Bugün, yani onun doğumundan yaklaşık 80 yıl sonra nüfusun üç kattan fazla artarak 8 milyara ulaşması parçanın güncelliğine işaret ediyor.

Anderson 2019 itibarıyla konuya şöyle yaklaşmış… “Nüfus artışının refah, mutluluk, gıda ve makul bir zenginlik dağılımı getireceğini düşünürsünüz. Ancak, tam tersi oldu ve bugün bile olmaya devam ediyor. Çok ayrıntıya girmeden şarkının ardındaki düşünce buydu.”

Peki sözlerde ne diyor… Haydi ona bakalım.

Parça, başındaki bir buçuk dakikalık harika piyano girişiyle, ortasındaki muhteşem flüt geçişiyle gerçek bir sanat eseri. Oraya geleceğiz. Sözlerin anlamı bu bütünlüğün içinde ayrı yere sahip. Sözler doğrudan tren metaforuna girerek başlıyor.

Lokomotifin soluğunun o karıştırıcı çılgınlığında,
Tüm zamanların kaybedeni kafa üstü ölümüne koşuyor,
Pistonun sürtünmesini ve buharın yüzünde kırılmasını hissediyor.

Yorumculara göre lokomotif rastgele seçilmiş bir sembol değil. Hem sanayi devriminin simgesi buharlı makinelere gönderme yapıyor hem de modern hayatın korkutan hızını temsil ediyor. Tüm zamanların kaybedeni modern insan. Bu çılgınca giden trenin, yani kapitalist sistemin içinde kaçınılmaz sonuna doğru koşuyor. Pistonun sürtünmesi, buharın yüzünde kırılması hep sistemin etkilerini sonuna kadar hissettiğini anlatan tabirler.

Sözler, yaşlı Charlie adındaki biriyle devam ediyor. Şöyle…

Yani…

Yaşlı Charlie kolu çaldı, tren durmayacak,
Yavaşlamanın bir yolu yok.

Yorumcular yaşlı Charlie’nin neyi temsil ettiği konusunda bir fikirde birleşmiyor. Onun Tanrıyı temsil ettiğini, kadere işaret ettiğini söyleyenler var. Hatta bir kötülük figürü olarak gören de var. Ancak, kesin olan yaşlı Charlie’nin imdat kolunu çalmış olması ve bu yüzden insanlığın kendi yarattığı ‘ilerleme’ makinesini durdurma olanağının kalmaması. Hız o kadar yüksek ki artık bırakın durmayı, yavaşlamak bile bir seçenek değil.

Sözler tam bu aşamada trendeki adamın aile dramına değinir.

Çocuklarının istasyonlarda birer birer atladığını görür,
Karısı ve en iyi arkadaşı yatakta eğlenmektedir,
Elleri ve dizleri üstünde koridorda sürünür,
Yaşlı Charlie kolu çaldı ve tren durmayacak,
Yavaşlamanın bir yolu yok.

Sistem onunla çocuklarının arasındaki iletişimi koparmış, sadakat, güven gibi kavramların içini boşaltmıştır. Tüm zamanların kaybedeni olarak görülen insan hem hayatının kontrolünü hem de kırmızı çizgisi olan değerleri birer birer kaybetmektedir. Artık güçsüzdür, trenle anlatılan sistemin içinde sıkışmıştır.

Parçanın sonunda bizi etkileyici bir kapanış bekliyor. Şöyle diyor…

Sessizliğin ulumasını duyar, düşen melekleri yakalar,
Ve tüm zamanların kazananı onu hayalarından yakalar.

Sözlerdeki sessizliğin uluması tabiri varoluşsal yalnızlığı anlatan bir oksimoron. Modern insanın yalnızlığı hiçbir şeye benzemez. En kalabalık anlarda bile ıssız, en gürültülü anlarda bile sessizdir. İnsan hayatın üzerine çöküşünü engelleyemez. Tüm zamanların kazananıysa kapitalizmdir. Tüm zamanların kaybedeni modern insanı en zayıf yerinden yakalamıştır. O artık sistemin kölesidir.

Tam burada sona geliriz.

Gideon İncili’ni alır, birinci sayfayı açar,
Sanırım kolu Tanrı çaldı ve bu tren durmayacak,
Yavaşlamanın bir yolu yok.

Gideon İncili’ni alması, çaresizce çırpınan modern insanın tutunacak bir dal aramasından başka bir şey değil. Yorumculara göre, ilk sayfada “Yaratılış” anlatılmakta olduğundan burada insanın baştan başlama isteği öne çıkartılıyormuş. Çünkü dünyanın nasıl bu hale geldiğini anlamak istiyor. Bu yaptığı sadece çaresizliğin onu ittiği son bir refleks. Peki neden böyle oldu? Sözlerin sonunda anlatıcı trendeki imdat kolunu çalanın Tanrı olduğunu düşündüğünü söylüyor. Yani trenin engellenemez şekilde felakete doğru gidişi aslında Yaratıcı’nın tercihi ve dolayısıyla insanoğlunun kaderi.

Notlara geçelim.

Locomotive breath”de çizilen ana karakter, yani modern insan aslında aynı albümdeki “Aqualung” parçasındaki hayatı alt üst olmuş, sigara tiryakisi karaktermiş. Hatta yorumcular lokomotifin nefesinin bu sigara bağımlılığıyla ilişkilendirildiğini düşünmüş.

Alman besteci Johann Sebastian Bach’tan etkilendiği bilinen Ian Anderson parçayla ilgili şöyle demiş… “Bunu yazdığımda, özellikle belirli bir konu üzerine bir müzik eseri yazmayı amaçlamamıştım. Ancak yazım sürecinde, çok spesifik olmaktan ziyade, aşırı kalabalıklaşma sorunlarına ve gezegendeki durdurulamaz nüfus artışının metaforu olan, durmak bilmeyen, durdurulamaz lokomotif fikrine evrildi.”

Ian Anderson, nüfus planlaması ve yönetimi fikrinin ciddi olarak düşünülmesi gereken bir şey olduğunu söylüyor ve ekliyor… “Bu, 30 yaşından sonra herkesi kısırlaştırmamız gerektiğini düşündüğüm anlamına mı geliyor? Hayır, elbette ki hayır. Sahip olmak istediğiniz ailenin büyüklüğü sizin seçiminiz. Ancak bu seçimi bilinçli, akıllıca ve sorumlu bir şekilde yapmalısınız.”

Notlara devam edelim…

Locomotive breath”, Ian Anderson’un stüdyoda tek başına yaptığı doğaçlamadan doğmuş ve kaydetmek kolay olmamış. Çünkü parçanın, müzikal olarak raylarda ilerleyen bir tren gibi hissettirmesi gerektiğini durmadan gruba anlatmak zorunda kalmış. Şarkının müzikalini tanımlamak için basınç biriktiren bir kazan benzetmesini kullanmış. Parçanın bir buçuk dakikalık piyano girişi, bir trenin ağır ağır harekete geçmesi ve basıncın birikmeye başlamasını, ortasındaki flüt solo bölümüyse durdurulması imkansız bir hızda, kontrolden çıkmış şekilde ilerlemesini anlatıyor.

Bazı yorumcular parçadaki dini göndermeyi, albümün tamamındaki din eleştirisiyle birlikte görüyor. Gruba göre kilise de aslında bu trenin bir parçası. Ian Anderson Tanrı’ya karşı olmadığını, itirazının geleneksel dine olduğunu belirtmiş.
Modern toplumun durumunun, içinde bulunduğumuz ve kaza yapana kadar inemeyeceğimiz bir tren gibi olduğunu söylemiş.

Parça üzerine yapılan yorumlarda dikkatimi çeken bir tanesi de bireysel eylemlerin biyolojik ve ekonomik zorunluluklar tarafından yönlendirilen kolektif eğilimleri durduramayacağı şeklindeydi. Bu da parçada, trenin gidişi karşısında aciz durumda olan insan aracılığıyla vurgulanmış. Yoruma göre parça, nüfus geometrik artarken, nüfusu besleyen kaynakların aritmetik oranda arttığını ve bu dengesizliğin kıtlık, savaş, salgın hastalık gibi sonuçları olacağını söyleyen Malthusçu yaklaşımla doğrudan ilişkili bir anlama sahip.

Araştırmamda, parçanın 2006 yapımı “Idiocracy” filminin konusuyla bir ilişkisi olduğu bilgisine de rastladım. Filmde, yüksek eğitimli ve zeki insanların mali kaygılarla çocuk sahibi olmamayı tercih etmesi, buna karşılık düşünmeyen ve sorumsuz bireylerin kontrolsüzce çoğaldığı bir gelecek tablosu çizilmekte. Film aslında dev şirketlerin devletleri ele geçirmesi sonucunda bilgi ve mantığın yerini kaba kuvvetin, bayağı eğlence kültürünün ve anlık tatminlerin almasına yapılmış bir eleştiri.

Son bir not… Parçanın çok sayıda cover’ı yapılmış. En dikkat çekenleri WASP, Helloween ve Styx gibi hard rock gruplarınınkiler.

Locomotive breath”, sözlerdeki bazı tabirlerle çok dikkat çekici bir parça. Tüm zamanların kaybedeni modern insan, tüm zamanların kazananı kapitalist sistem ve kaderi sembolize eden yaşlı Charlie…

Gerçekten bu bir kader mi? Kapitalizm insanın sonunu getirmek üzere mi? Bu tren gerçekten durdurulamaz mı? O değilse, bu değilse insanı devrilmeden taşıyacak ideal tren tam olarak nedir? İdeal demişken… Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin idealleri, yaşamı reddeden ve insan potansiyelini kısıtlayan maskeler olarak tanımladığını hatırlatarak sorayım… Aslında ideal diye bir şey olmayabilir mi?

Lütfen… Hiç de tatlıya bağlanmış bir şey yok. Tam tersine, dünya nüfus konusunu uzun süredir tartışıyor. Coğrafyaya ve ekonomik koşullara bağlı olarak nüfusunu artırmak isteyen de var, kontrol altına almak isteyen de var, koşulları düşünmeksizin nüfusunu artırmaya çalışan da…

Ancak net olan, dünya kaynakların bölüşümünde hiç adil bir yer değil ve kapitalist sistemin yarattığı kaos da nüfus tartışması da bugün bu parçanın yazıldığı döneme göre kat kat büyümüş durumda. Teknolojiyse bir taraftan hayatı kolaylaştırıp hızlandırırken diğer taraftan varoluşsal korkuyu yayıyor. Jethro Tull’ın tren metaforu anlamından bir şey kaybetmiş değil.

In the shuffling madness
Of the locomotive breath
Runs the all-time loser
Headlong to his death

He feels the piston scraping
Steam breaking on his brow
Old Charlie stole the handle and
The train it won’t stop going
No way to slow down

He sees his children jumping off
At the stations one by one
His woman and his best friend
In bed and having fun

He’s crawling down the corridor
On his hands and knees
Old Charlie stole the handle and
The train it won’t stop going
No way to slow down

He hears the silence howling
Catches angels as they fall
And the all-time winner
Has got him by the balls
He picks up Gideons’ Bible
Open at page one

God He stole the handle and
The train it won’t stop going
No way to slow down X 9