Frozen – Madonna

Cengo . Bölüm-52 . 12:26
1
0

Pop müziğin divası Madonna 1998 yılında, bir süredir devam eden sessizliğini “Ray of Light” albümüyle bozdu ve hayli değişmiş imajıyla tekrar sahne aldı. Sadece imajı değil şarkılarının içeriği de değişmişti. Bu değişikliği en net gördüğümüz parçası da “Frozen” idi. Madonna’daki değişimin nedenleri neydi, nasıl bir değişim yaşadı, donmuş olan neydi, çözüldü mü? On dakikası olanlar ve merak edenler için “Duydun mu” sizlerle.

Single
Albüm
Madonna
Patrick Leonard
Çölde Çay
Mojave Çölü
Cuddeback Gölü
Salvatore Aquaviva
Om
Glee
İngiliz Hasta
Evita

Frozen”ı anlatırken kullandığım ve ‘kısmetten ötesi yok’ anlamında kullanılan “Vermediyse Mabut ne yapsın Mahmut,” tabiri nereden geliyor?

Mabut, Arapça kökenli, tapınılan ilah anlamında bir kelime. Mahmut ise zamanın Padişahı Sultan Mahmut. Zamanımız sınırlı olduğu için burada uzatmayacağım ama zamanında Sultan Mahmut’un, Tıkandı Baba isimli kısmetsizliğiyle ünlü bir adamı zengin etmek için türlü yollar denemesi ama başaramaması sonucunda ortaya çıkan durumun “Allah kısmet etmiyorsa Sultan ne yapsın,” anlamında açıklanmasıyla ortaya çıktığı söyleniyor. Bu arada, üşenmeyip Sultan’ın Tıkandı Baba’yı zengin etmek için neler yaptığını okursanız hikâyenin düşündüğünüzden daha ilginç olduğunu görebilirsiniz.

Bu bölüm pop dünyasının eskimeyen sesi Madonna’dayız. 1998 tarihli “Ray of light” albümünün derin parçası “Frozen”ı dinlediğinizde sizde hangi duygular uyanıyor? Donmuş olan ne? Sonradan çözülmüş mü? Evet… Anlattıklarıyla sanki bugün daha da bir geçerliymiş gibi gelen “Frozen”ın sözlerinde yolculuğa çıktığımız “Duydun mu” başlıyor.

1996’da kızını dünyaya getirmesi, doğu mistisizmi ve Kabala’ya ilgi duyması ve Evita müzikalinin film uyarlamasında Eva Perón rolünü üstlenmesi Madonna’yı daha olgun biri yapmış ve içe dönük bir ruh haline büründürmüş. Bu nedenle “Ray of light” albümü, şarkıcının hayata dair değişen bakış açısını yansıtıyormuş. Anneliğin, şarkıcıyı duygusal olarak yumuşattığı ve bunun da parçalara yansıdığı belirtiliyor.

Yorumculara göre Madonna artık düzenli olarak bestelediği dans şarkıları yerine fikirlerden bahsetmeye ve derin, kişisel düşünceleri ima eden kelimeler kullanmaya başlamış. Nitekim o da anneliğin kendisi için bir katalizör olmasıyla iç dünyasına dalmaya başladığını söyleyerek “Beni daha önce hiç kendime sormadığım soruların cevaplarını aramaya yönlendirdi,” diyor.

Parçanın genel havası, Madonna’nın özellikle Fas ve Hint müziğine olan ilgisinden etkilenmiş. Ayrıca, Fas’ta geçen ve bir çiftin Afrika gezisi sırasında evliliklerini kurtarmaya çalışmasını anlatan 1990 yapımı “The Sheltering Sky” filmi de bir diğer ilham kaynağı olmuş. Madonna, filmdeki adamın sevdiği kadını çölde taşıması havasına çok takıntılı olduğunu belirtmiş ve bu yüzden kabile hissi veren, zengin, romantik bir şarkı istemiş. Peki sözlerde ne var?

Madonna’nın uzun dönem birlikte çalıştığı Patrick Leonard’la birlikte yazdığı parçada, kendisini dışlayan sevgilisine ulaşmaya çalıştığı söyleniyor. Bununla birlikte, Madonna bir röportajda “İntikam, nefret, pişmanlık… ‘Frozen’da ele aldığım konular bunlar. Herkes ‘Bu Carlos’ (eski erkek arkadaşı) hakkında bir şarkı’ diyecek ama aslında değil; genel olarak insanlar hakkında,” demiş. Aslında parçada insanın kendiyle yüzleşmesi anlatılıyor.

Öyle demeyin. Bunda gerçekten herkesin kendine çıkarabileceği bir pay var. Sözlerde soğuk ve duygusuz bir adama sesleniliyor. Başlangıç şöyle:

Sadece gözlerinin görmek istediğini görüyorsun,
Hayat nasıl istediğin gibi olabilir ki?
Kalbin açık değilken donup kalıyorsun,
Ne kadar elde ettiğinle o kadar meşgulsün ki,
Zamanını nefret ve pişmanlıkla harcıyorsun,
Kalbin açık değilken paramparçasın.

Anlatıcı, kalbini kapatmış birine sesleniyor ve onu kendiyle yüzleştirmeye çalışıyor. Bu kişi sevgiyi almaya açık değil. Maddi dünyadan alabileceklerinin ne kadar çok olacağına takılmış kalmış. Bu yüzden maddiyatı önceleyecek, maneviyatın farkında olmayacak kadar dar görüşlü.

Ardından nakarat devreye giriyor.

Yani;

Eğer kalbini eritebilseydim,
Asla ayrılmazdık,
Kendini bana bırak,
Anahtarı sen tutuyorsun.

diyor. Anlatıcının amacı onu bu durumdan kurtarmak. Ama bunu yalnızca onun için yapmıyor. Aynı zamanda ilişkilerinin sonsuza dek sürmesini istiyor. Ve bunun anahtarı yalnızca onun ellerinde, yani ilişkinin devamı ona bağlı.

Sözlerin ikinci kısmıysa şöyle…

Artık suçu başkasına atmaya gerek yok,
Ve bilmelisin ki ben de aynı acıyı çekiyorum,
Seni kaybedersem kalbim kırılacak,
Aşk bir kuştur, uçması gerekir,
Bırak içindeki tüm acılar yok olsun,
Kalbin açık değilken donup kalıyorsun.

Anlatıcı tabiri yerindeyse topu yeniden karşısındakine atıyor ve kendisinin de aynı süreçten geçtiğini söyleyerek bir tür empati kuruyor. Onu kazanmayı gerçekten çok istiyor ama bu karşısındakinin içindeki engelleri aşarak bu donmuş halini değiştirmesine bağlı. Burada aşkın kuşa benzetilmesi ve uçmaya ihtiyaç duyması gibi daha genel insani duygulara geçildiğini görüyoruz.

Ancak her hal ve kârda anlatıcı bu çözülmeyi nasıl yapacağını bilmiyor ve istediği bu olmasa da böyle devam etmesi halinde ayrılık kaçınılmaz. Sonuçta, ‘Vermeyince Mabut ne yapsın Mahmut’?

Önceki neşeli aşk şarkılarının aksine “Frozen” kırılganlığı, içe dönüklüğü ve özlemi yansıtıyor. Bu da Madonna’nın sanatsal olgunlaşmasını ve daha karanlık içsel durumları keşfetme isteğini gösteriyor.

Yorumcular parçanın alternatif anlamları üzerinde de duruyor. Buna göre ‘Frozen’ aynı zamanda insan ruhunda bir yolculuk. “Hayat nasıl istediğin gibi olabilir / Kalbin açık değilken donup kalırsın,” gibi dizelerle anlatıcı duygusal özgürlüğe karşı kendi koyduğu engellerden bahsediyor. Buz, kişinin duygularının etrafına ördüğü kabuğun bir metaforu. “Eğer kalbini eritebilseydim,” sözü hem bir özlem hem bir vaat. İnsanları ayıran buzdan engellerin erimesi bir teslimiyet. Karşılıklı teslimiyet fikri anlatıcının aşkı ancak açıklıkla gelişebilecek bir güç olarak anladığını ortaya koyuyor. ‘Kalbini eritmek’ kavramı kişisel dönüşüm için bir çağrı.

Gene yorumculara göre Madonna’da 1990’lı yıllarda görülen üç değişiklik var. İlki şarkı söyleme tarzında. Özellikle Evita filminden sonra o eski hırçın tarzı yerini daha ölçülü ve eğitimli bir tarza bırakmış. “Frozen” bunun zirvesi. İkinci değişim, kullandığı dilde. Mistisizme olan ilgisi onun şarkı sözlerine daha evrensel bir nitelik kazandırmış. “Frozen”da bu dil çok belli. Üçüncü değişiklikse kliplerinde seçtiği mekanlar ki sanırım “Frozen” bu değişimi yeterince ortaya koymuş.

Parçayla ilgili notlara gelelim.

Frozen”ın başarılı bir video klibi var. California’daki Mojave Çölü’nde bulunan Cuddeback Gölü’nde çekilen klipte, siyah saçlı Madonna, çölde dolaşan cadı benzeri bir karakter olarak gösteriliyor. Başlangıçta kurumuş çöl zemininde havada süzülüyor. Elleri kınayla kaplı ve devamlı ‘Om sembolü’ yapıyor. Sözlerdeki soğuk sevgilisine umutsuzca yalvararak, yavaşça kollarını gökyüzüne doğru açıyor. Bir noktada siyah kuşlardan oluşan bir sürüye ardından siyah bir köpeğe dönüşüyor. Klip boyunca üç Madonna görünüyor. Şarkı ilerledikçe gökyüzü kararıyor ve yerden yükseliyor. Ardından çöl zemininde akan ve elleri tarafından emiliyormuş gibi görünen parlak siyah bir sıvı görünüyor. Video, melankolik bir Madonna ile sona eriyor. Sözlerdeki gibi…

Klibin ilham kaynağı 1996 yapımı “The English Patient” filmiymiş. Aslında çekimler İzlanda’da yapılacakmış ama Madonna sıcak bir yer istemiş. Çöller sıcak olmalarıyla bilinir fakat pek bilinmeyen bir gerçek geceleri çok soğuk olmaları. Çekimlerde çölün -20 derecelik soğuğuna denk geldikleri için çıplak ayakla çekim yapan Madonna hastalanmış.

Klibin başarısının bence en büyük nedeni sözlerin anlamının görsel olarak verilmesinde. Davulların ve yaylıların da eklenerek tüm enstrümental unsurların zirve yaptığı, Madonna’nın adeta yalvaran sesinin de devreye girdiği andaki etki büyük. Başlangıçtaki iyimser hava yavaş yavaş sönüyor. Klibin sonunda Madonna mücadeleyi bırakıyor. Bazı insanlar değişmeyi reddeder.

Notlara devam…

Frozen” tüm dünya listelerinde hızla yükselmiş ama Belçika’daki popülaritesi daha kısa sürmüş. Çünkü, 2005’te bir yargıç parçanın Belçikalı sanatçı Salvatore Acquaviva’nın 1979 yapımı “My life is getting nowhere” şarkısından alıntılandığına hükmetmiş. Böylece albüm toplatılmış ve “Frozen”ın Belçika’daki radyo ve tv’lerde çalınması yasaklanmış.

2014’teyse ilginç bir olay yaşanmış. Bambaşka bir parçanın sahibi, hem “Frozen”ın hem de “My life is getting nowhere”in kendilerinden çalındığını iddia etmiş. Mahkeme üç parçayı kıyaslamış ve kimsenin kimseden çalınmadığına karar vererek işin içinden çıkmış, yasakları kaldırmış.

Frozen”ın düşük kaliteli bir kesiti 23 Ocak 1998’de Singapur’da radyoda ilk kez çalındıktan sonra hayranlar tarafından internete sızdırılmış. Hayranlar, yaptıklarının yanlış olduğunu bildiklerini, ancak bunun Madonna’nın ilgisini çekeceğini umduklarını söylemişler. Parça, daha sızdırıldığı gün Avrupa genelinde çıkış yapmış.

Son bir not… “Frozen”, 2010 yılında yayınlanan Glee dizisinin “The Power Of Madonna” bölümünde yer almış.

Sonuç olarak, “Frozen”ın insanın en ham hali olan yalnız doğasına hitap eden bir parça olduğunu düşündüm. Bazen yalnızlık bir tercihtir. Farkında olmasak da kendimizi içine kapattığımız buzdan duvarları biz yapmışızdır. Bu duvarları sadece gene yapan yıkabilir. Sözler aklıma şu soruyu getiriyor…

İnsanlar gerçekten değişebilir mi? Zor soru… Bu konuda söyleyebileceğim tek şey insanları değiştirmeye çalışmanın boşuna olduğu. Ne güzel demişler ‘zorla güzellik olmaz’ diye. Kimse, içinden gelen dinamikler eşlik etmediği sürece dışarıdan gelen uyarıcılarla değişmiyor. O nedenle değişimi görmediğiniz yerde kopup gidiyorsunuz.

Zaten Madonna da bunu söylüyor. Bana ne oluyor sanki değil mi?

You only see what your eyes want to see
How can life be what you want it to be
You’re frozen
When your heart’s not open

You’re so consumed with how much you get
You waste your time with hate and regret
You’re broken
When your heart’s not open

Mmmmmm, if I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

Now there’s no point in placing the blame
And you should know I suffer the same
If I lose you
My heart will be broken

Love is a bird, she needs to fly
Let all the hurt inside of you die
You’re frozen
When your heart’s not open

Mmmmmm, if I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

You only see what your eyes want to see
How can life be what you want it to be
You’re frozen
When your heart’s not open

Mmmmmm, if I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

If I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

If I could melt your heart

Bölüm zaman çizelgesi:

  • 00:00 Madonna'daki değişim
  • 00:00 Fas ve Hint etkisi
  • 00:00 Parça ne hakkında
  • 00:00 Alternatif anlamlar
  • 00:00 Madonna'daki üç değişiklik
  • 00:00 Video klibin hikaayesi
  • 00:00 Belçika'da çıkan problem
  • 00:00 Internet korsanlığı
  • 00:00 Sonuç olarak
  • 00:00 Vermeyince Mabut neylesin Mahmut

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Title
.
1
0

Pop müziğin divası Madonna 1998 yılında, bir süredir devam eden sessizliğini “Ray of Light” albümüyle bozdu ve hayli değişmiş imajıyla tekrar sahne aldı. Sadece imajı değil şarkılarının içeriği de değişmişti. Bu değişikliği en net gördüğümüz parçası da “Frozen” idi. Madonna’daki değişimin nedenleri neydi, nasıl bir değişim yaşadı, donmuş olan neydi, çözüldü mü? On dakikası olanlar ve merak edenler için “Duydun mu” sizlerle.

Single
Albüm
Madonna
Patrick Leonard
Çölde Çay
Mojave Çölü
Cuddeback Gölü
Salvatore Aquaviva
Om
Glee
İngiliz Hasta
Evita

Frozen”ı anlatırken kullandığım ve ‘kısmetten ötesi yok’ anlamında kullanılan “Vermediyse Mabut ne yapsın Mahmut,” tabiri nereden geliyor?

Mabut, Arapça kökenli, tapınılan ilah anlamında bir kelime. Mahmut ise zamanın Padişahı Sultan Mahmut. Zamanımız sınırlı olduğu için burada uzatmayacağım ama zamanında Sultan Mahmut’un, Tıkandı Baba isimli kısmetsizliğiyle ünlü bir adamı zengin etmek için türlü yollar denemesi ama başaramaması sonucunda ortaya çıkan durumun “Allah kısmet etmiyorsa Sultan ne yapsın,” anlamında açıklanmasıyla ortaya çıktığı söyleniyor. Bu arada, üşenmeyip Sultan’ın Tıkandı Baba’yı zengin etmek için neler yaptığını okursanız hikâyenin düşündüğünüzden daha ilginç olduğunu görebilirsiniz.

Bu bölüm pop dünyasının eskimeyen sesi Madonna’dayız. 1998 tarihli “Ray of light” albümünün derin parçası “Frozen”ı dinlediğinizde sizde hangi duygular uyanıyor? Donmuş olan ne? Sonradan çözülmüş mü? Evet… Anlattıklarıyla sanki bugün daha da bir geçerliymiş gibi gelen “Frozen”ın sözlerinde yolculuğa çıktığımız “Duydun mu” başlıyor.

1996’da kızını dünyaya getirmesi, doğu mistisizmi ve Kabala’ya ilgi duyması ve Evita müzikalinin film uyarlamasında Eva Perón rolünü üstlenmesi Madonna’yı daha olgun biri yapmış ve içe dönük bir ruh haline büründürmüş. Bu nedenle “Ray of light” albümü, şarkıcının hayata dair değişen bakış açısını yansıtıyormuş. Anneliğin, şarkıcıyı duygusal olarak yumuşattığı ve bunun da parçalara yansıdığı belirtiliyor.

Yorumculara göre Madonna artık düzenli olarak bestelediği dans şarkıları yerine fikirlerden bahsetmeye ve derin, kişisel düşünceleri ima eden kelimeler kullanmaya başlamış. Nitekim o da anneliğin kendisi için bir katalizör olmasıyla iç dünyasına dalmaya başladığını söyleyerek “Beni daha önce hiç kendime sormadığım soruların cevaplarını aramaya yönlendirdi,” diyor.

Parçanın genel havası, Madonna’nın özellikle Fas ve Hint müziğine olan ilgisinden etkilenmiş. Ayrıca, Fas’ta geçen ve bir çiftin Afrika gezisi sırasında evliliklerini kurtarmaya çalışmasını anlatan 1990 yapımı “The Sheltering Sky” filmi de bir diğer ilham kaynağı olmuş. Madonna, filmdeki adamın sevdiği kadını çölde taşıması havasına çok takıntılı olduğunu belirtmiş ve bu yüzden kabile hissi veren, zengin, romantik bir şarkı istemiş. Peki sözlerde ne var?

Madonna’nın uzun dönem birlikte çalıştığı Patrick Leonard’la birlikte yazdığı parçada, kendisini dışlayan sevgilisine ulaşmaya çalıştığı söyleniyor. Bununla birlikte, Madonna bir röportajda “İntikam, nefret, pişmanlık… ‘Frozen’da ele aldığım konular bunlar. Herkes ‘Bu Carlos’ (eski erkek arkadaşı) hakkında bir şarkı’ diyecek ama aslında değil; genel olarak insanlar hakkında,” demiş. Aslında parçada insanın kendiyle yüzleşmesi anlatılıyor.

Öyle demeyin. Bunda gerçekten herkesin kendine çıkarabileceği bir pay var. Sözlerde soğuk ve duygusuz bir adama sesleniliyor. Başlangıç şöyle:

Sadece gözlerinin görmek istediğini görüyorsun,
Hayat nasıl istediğin gibi olabilir ki?
Kalbin açık değilken donup kalıyorsun,
Ne kadar elde ettiğinle o kadar meşgulsün ki,
Zamanını nefret ve pişmanlıkla harcıyorsun,
Kalbin açık değilken paramparçasın.

Anlatıcı, kalbini kapatmış birine sesleniyor ve onu kendiyle yüzleştirmeye çalışıyor. Bu kişi sevgiyi almaya açık değil. Maddi dünyadan alabileceklerinin ne kadar çok olacağına takılmış kalmış. Bu yüzden maddiyatı önceleyecek, maneviyatın farkında olmayacak kadar dar görüşlü.

Ardından nakarat devreye giriyor.

Yani;

Eğer kalbini eritebilseydim,
Asla ayrılmazdık,
Kendini bana bırak,
Anahtarı sen tutuyorsun.

diyor. Anlatıcının amacı onu bu durumdan kurtarmak. Ama bunu yalnızca onun için yapmıyor. Aynı zamanda ilişkilerinin sonsuza dek sürmesini istiyor. Ve bunun anahtarı yalnızca onun ellerinde, yani ilişkinin devamı ona bağlı.

Sözlerin ikinci kısmıysa şöyle…

Artık suçu başkasına atmaya gerek yok,
Ve bilmelisin ki ben de aynı acıyı çekiyorum,
Seni kaybedersem kalbim kırılacak,
Aşk bir kuştur, uçması gerekir,
Bırak içindeki tüm acılar yok olsun,
Kalbin açık değilken donup kalıyorsun.

Anlatıcı tabiri yerindeyse topu yeniden karşısındakine atıyor ve kendisinin de aynı süreçten geçtiğini söyleyerek bir tür empati kuruyor. Onu kazanmayı gerçekten çok istiyor ama bu karşısındakinin içindeki engelleri aşarak bu donmuş halini değiştirmesine bağlı. Burada aşkın kuşa benzetilmesi ve uçmaya ihtiyaç duyması gibi daha genel insani duygulara geçildiğini görüyoruz.

Ancak her hal ve kârda anlatıcı bu çözülmeyi nasıl yapacağını bilmiyor ve istediği bu olmasa da böyle devam etmesi halinde ayrılık kaçınılmaz. Sonuçta, ‘Vermeyince Mabut ne yapsın Mahmut’?

Önceki neşeli aşk şarkılarının aksine “Frozen” kırılganlığı, içe dönüklüğü ve özlemi yansıtıyor. Bu da Madonna’nın sanatsal olgunlaşmasını ve daha karanlık içsel durumları keşfetme isteğini gösteriyor.

Yorumcular parçanın alternatif anlamları üzerinde de duruyor. Buna göre ‘Frozen’ aynı zamanda insan ruhunda bir yolculuk. “Hayat nasıl istediğin gibi olabilir / Kalbin açık değilken donup kalırsın,” gibi dizelerle anlatıcı duygusal özgürlüğe karşı kendi koyduğu engellerden bahsediyor. Buz, kişinin duygularının etrafına ördüğü kabuğun bir metaforu. “Eğer kalbini eritebilseydim,” sözü hem bir özlem hem bir vaat. İnsanları ayıran buzdan engellerin erimesi bir teslimiyet. Karşılıklı teslimiyet fikri anlatıcının aşkı ancak açıklıkla gelişebilecek bir güç olarak anladığını ortaya koyuyor. ‘Kalbini eritmek’ kavramı kişisel dönüşüm için bir çağrı.

Gene yorumculara göre Madonna’da 1990’lı yıllarda görülen üç değişiklik var. İlki şarkı söyleme tarzında. Özellikle Evita filminden sonra o eski hırçın tarzı yerini daha ölçülü ve eğitimli bir tarza bırakmış. “Frozen” bunun zirvesi. İkinci değişim, kullandığı dilde. Mistisizme olan ilgisi onun şarkı sözlerine daha evrensel bir nitelik kazandırmış. “Frozen”da bu dil çok belli. Üçüncü değişiklikse kliplerinde seçtiği mekanlar ki sanırım “Frozen” bu değişimi yeterince ortaya koymuş.

Parçayla ilgili notlara gelelim.

Frozen”ın başarılı bir video klibi var. California’daki Mojave Çölü’nde bulunan Cuddeback Gölü’nde çekilen klipte, siyah saçlı Madonna, çölde dolaşan cadı benzeri bir karakter olarak gösteriliyor. Başlangıçta kurumuş çöl zemininde havada süzülüyor. Elleri kınayla kaplı ve devamlı ‘Om sembolü’ yapıyor. Sözlerdeki soğuk sevgilisine umutsuzca yalvararak, yavaşça kollarını gökyüzüne doğru açıyor. Bir noktada siyah kuşlardan oluşan bir sürüye ardından siyah bir köpeğe dönüşüyor. Klip boyunca üç Madonna görünüyor. Şarkı ilerledikçe gökyüzü kararıyor ve yerden yükseliyor. Ardından çöl zemininde akan ve elleri tarafından emiliyormuş gibi görünen parlak siyah bir sıvı görünüyor. Video, melankolik bir Madonna ile sona eriyor. Sözlerdeki gibi…

Klibin ilham kaynağı 1996 yapımı “The English Patient” filmiymiş. Aslında çekimler İzlanda’da yapılacakmış ama Madonna sıcak bir yer istemiş. Çöller sıcak olmalarıyla bilinir fakat pek bilinmeyen bir gerçek geceleri çok soğuk olmaları. Çekimlerde çölün -20 derecelik soğuğuna denk geldikleri için çıplak ayakla çekim yapan Madonna hastalanmış.

Klibin başarısının bence en büyük nedeni sözlerin anlamının görsel olarak verilmesinde. Davulların ve yaylıların da eklenerek tüm enstrümental unsurların zirve yaptığı, Madonna’nın adeta yalvaran sesinin de devreye girdiği andaki etki büyük. Başlangıçtaki iyimser hava yavaş yavaş sönüyor. Klibin sonunda Madonna mücadeleyi bırakıyor. Bazı insanlar değişmeyi reddeder.

Notlara devam…

Frozen” tüm dünya listelerinde hızla yükselmiş ama Belçika’daki popülaritesi daha kısa sürmüş. Çünkü, 2005’te bir yargıç parçanın Belçikalı sanatçı Salvatore Acquaviva’nın 1979 yapımı “My life is getting nowhere” şarkısından alıntılandığına hükmetmiş. Böylece albüm toplatılmış ve “Frozen”ın Belçika’daki radyo ve tv’lerde çalınması yasaklanmış.

2014’teyse ilginç bir olay yaşanmış. Bambaşka bir parçanın sahibi, hem “Frozen”ın hem de “My life is getting nowhere”in kendilerinden çalındığını iddia etmiş. Mahkeme üç parçayı kıyaslamış ve kimsenin kimseden çalınmadığına karar vererek işin içinden çıkmış, yasakları kaldırmış.

Frozen”ın düşük kaliteli bir kesiti 23 Ocak 1998’de Singapur’da radyoda ilk kez çalındıktan sonra hayranlar tarafından internete sızdırılmış. Hayranlar, yaptıklarının yanlış olduğunu bildiklerini, ancak bunun Madonna’nın ilgisini çekeceğini umduklarını söylemişler. Parça, daha sızdırıldığı gün Avrupa genelinde çıkış yapmış.

Son bir not… “Frozen”, 2010 yılında yayınlanan Glee dizisinin “The Power Of Madonna” bölümünde yer almış.

Sonuç olarak, “Frozen”ın insanın en ham hali olan yalnız doğasına hitap eden bir parça olduğunu düşündüm. Bazen yalnızlık bir tercihtir. Farkında olmasak da kendimizi içine kapattığımız buzdan duvarları biz yapmışızdır. Bu duvarları sadece gene yapan yıkabilir. Sözler aklıma şu soruyu getiriyor…

İnsanlar gerçekten değişebilir mi? Zor soru… Bu konuda söyleyebileceğim tek şey insanları değiştirmeye çalışmanın boşuna olduğu. Ne güzel demişler ‘zorla güzellik olmaz’ diye. Kimse, içinden gelen dinamikler eşlik etmediği sürece dışarıdan gelen uyarıcılarla değişmiyor. O nedenle değişimi görmediğiniz yerde kopup gidiyorsunuz.

Zaten Madonna da bunu söylüyor. Bana ne oluyor sanki değil mi?

You only see what your eyes want to see
How can life be what you want it to be
You’re frozen
When your heart’s not open

You’re so consumed with how much you get
You waste your time with hate and regret
You’re broken
When your heart’s not open

Mmmmmm, if I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

Now there’s no point in placing the blame
And you should know I suffer the same
If I lose you
My heart will be broken

Love is a bird, she needs to fly
Let all the hurt inside of you die
You’re frozen
When your heart’s not open

Mmmmmm, if I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

You only see what your eyes want to see
How can life be what you want it to be
You’re frozen
When your heart’s not open

Mmmmmm, if I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

If I could melt your heart
Mmmmmm, we’d never be apart
Mmmmmm, give yourself to me
Mmmmmm, you hold the key

If I could melt your heart