Bu bölümde lafı hiç dolandırmadan, metafor, mecaz hiçbir araca başvurmadan konuya direkt giren bir parçayla karşı karşıyayız. İngiliz alternatif rock grubu Radiohead’in 1993 “Pablo Honey” albümünün ünlü parçası “Creep” ne hakkında? Öz eleştiriyle aşağılık kompleksi arasındaki fark nedir? Kendi eksik yönlerinize nasıl bakıyorsunuz? Creep’in düşündürdüklerini öğrenmek üzere on dakikasını ayıranlar için “Duydun mu” başlıyor.
Parça, grup daha kurulmadan ta 1987 yılında grubun solisti Thom Yorke tarafından İngiltere’de Exeter Üniversitesi öğrencisiyken yazılmış. 1992’de single olarak çıkmış ve başarısı üzerine olsa gerek 1993’te albümde yer almış. Rivayete göre “Creep”, Thom Yorke’un 80’lerde karşılaştığı ama hiç konuşmadığı bir kızdan ilham alınarak yazılmış. Hani insanın basiretinin bağlanıp, öylece kaldığı anlar vardır. Bu onlardan biri değil. Aklınıza bir aşk parçası gelmesin. Sözlerde daha ziyade anlatıcının kendini söz konusu kızdan aşağıda görmesi durumu var. Aslında “Creep” bir kendinden nefret etme, kendini hor görme parçası.
Thom Yorke, parçanın konusuna ilişkin biraz ketum davranmış. “Onu yazdığımda tamamen kontrolden çıkmış, gerçekten çok ciddi bir takıntının ortasındaydım. Yaklaşık sekiz ay sürdü ve başarısız oldu, bu da durumu daha da kötüleştirdi. O kim olduğunu biliyor.” demiş ve devam etmiş… “Tamamen kendi kafamda olan üzücü bir paranoyaydı ama gerçekten farklı biri olmam gerektiğini düşündüm. Hala o kişi olmak istiyorum. İyi görünmek istiyorum; içinde bulunduğum durumu kontrol etmek istiyorum ama bu asla olmayacak.”
Grubun bir diğer üyesi Jonny Greenwood ise “Creep”in aslında kim olduğunu fark etmeniz hakkında mutlu bir parça olduğunu söylemiş. Bakış açısı ne kadar değişken bir şey değil mi?
Gelelim sözlere…
Parça sakin bir tempoda başlıyor. Anlatıcı bezgin ve umutsuz bir ses tonuyla konuya giriyor.
Sen daha önce buradayken,
Gözlerine bakamıyordum,
Tıpkı bir melek gibisin,
Tenin beni ağlatıyor.
Beğendiği kıza olan mesafesi ona göre kapanmaz bir mesafe. Onu meleklerle kıyaslıyor, teninin onu ağlattığını söylüyor. Bu, aralarında gördüğü bu farkın ona verdiği kederin bir ifadesi. Çünkü bu mükemmellik kendi kusurlarının daha da büyük görünmesine neden oluyor. Kendine olan inançsızlığından dolayı gözlerine bakamıyor bile. Umutsuzluk daha baştan hakim duygu olarak dinleyiciyi etkiliyor. Kızla ilgili olağanüstü duyguları sözlerin devamında da var.
Güzel bir dünyada,
Bir tüy gibi süzülüyorsun,
Keşke özel biri olsaydım,
Sense o kadar özel birisin ki!
Övgüler devam ediyor ama önemli olan onunla arasında gördüğü farkı biraz da hırçınlaşarak anlatması. Şöyle ki, parçanın bu kısmında onun ne denli özel biri olduğunu söylerken orijinal sözlerde İngilizce’de argo olan, ayıp olmasın diye “lanet” diye çevrilerek idare edilen “fucking” kelimesi kullanılmış. 1993 yılında parçanın başarısını gören yapımcı kuruluş sözlerden bu kelimeyi çıkartarak yerine “very – çok” kelimesinin konmasını sağlamış. Böylece parça radyoda yayınlanabilir hale gelmiş. Ancak, grup bu değişiklikten pişman olmuş. Onlara göre bu kelime değişikliği parçanın asıl duygusu olan öfkeyi azaltmış.
Anlatıcının kendine bakışının özetlendiği nakarat kısmında özgüven eksikliği ve hatta kendine duyulan nefret zirveye çıkıyor. Şöyle…
…
Yani;
Ama ben bir ucubeyim,
Tuhaf biriyim,
Burada ne işim var benim?
Ben buraya ait değilim.
diyor. ‘Yetersiz’, ‘kötü’ gibi kelimeler yerine ucube, tuhaf gibi aşağılayıcı tabirler kullanması, kendinde orada bulunma hakkı bile görmemesi durumu anlatmaya yetiyor. Sözlerin devamında kendine neyin iyi geleceğini de belirtiyor.
Acısa da umurumda değil,
Kontrol bende olsun istiyorum,
Mükemmel bir vücut,
Mükemmel bir ruh istiyorum,
Etrafta olmadığımda,
Bunu fark etmeni istiyorum.
Kendinde istediği değişimin neye mal olacağı umurunda değil. Yorumculara göre kontrol etme talebi güçsüzlük işareti. Buradaki en acıklı durum, anlatıcının çıkışı kendi varlığında değil bambaşka biri olma seçeneğinde görüyor olması.
Parçanın son kısmında anlatıcı kızın kapıdan koşarak çıktığını söyler. Koşma vurgusunu tekrar tekrar yapar. Muhtemelen burada kızın onun varlığından haberi bile olmaması canını yakmaktadır. Kız, kendini mutlu eden ve istediği şeyler her neyse onlara gitmektedir. Özgüven eksikliği ve sosyal beceriksizlik anlatıcının ilgisini bir takıntıya dönüştürmüştür. Kız çok özeldir, kendisi de özel olmak istemektedir ama sadece bir ucube, tuhaf biridir, oraya ait değildir. Ne yaparsa yapsın durumu değiştiremeyeceğine yönelik bir teslimiyettir bu. O nedenle gitarların yarattığı duygusal fırtına biter ve parça başa dönerek bu kabullenmişliği yansıtan sakin bir tonda sona erer.
Grupların en başarılı hitleriyle sorunlu bir ilişki kurması “Duydun mu” takipçilerinin aşina olduğu bir şey. Thom Yorke da seneler öncesine dair mahcup olduğu bir dönemi anlattığından “Creep”i sevmemiş. Şöyle diyor… “90’larda erkek olmakla ilgili gerçekten bir sorunum var. Karşı cinse karşı duyarlılığı veya vicdanı olan herhangi bir erkek de sorun yaşardı.” Parçaya ilham veren kızın sorulması üzerineyse “Hayatımın oldukça garip bir dönemiydi. Üniversitedeyken falan, gerçekten berbat bir haldeydim.” demiş.
Parça zamanla konserlerde söylenmekten çıkmış. Montreal’de bir konserde bir hayranın ısrarından bıkan Yorke istekleri “Defolun, bıktık artık” diyerek reddetmiş ve ardından şarkının hayranlarını ‘aşırı geri zekalı’ olarak nitelemiş. Ancak…
Grubun parçayla olan mesafeli duruşuna rağmen “Creep” Radiohead’in kitleselleşmesinde önemli rol oynamış. Bugün Spotify’da 2,3 milyardan fazla dinlenme ve YouTube’da 1,2 milyardan fazla izlenme rakamlarına ulaşmış durumdaymış. Kendini hor görme üzerine kurulu sözler sayesinde dünyanın her köşesinde kendini parçayla özdeşleştirenler grubun hayranlarına katılmış.
Gelelim notlara…
“Creep” gerçekten grup tarafından hayli üvey muamelesi görmüş. Parçanın nakarat bölümünün öncesinde üç defa duyulan gitar patlaması, parçayı başından beri istemeyen gitarist Jonny Greenwood’un sabotaj girişimiymiş. Ancak, grup üyeleri bu seslerin parçaya uyduğunu düşünmüş ve girişim başarılı olmamış. Hatta “Creep” grubun başka iki parçasının kayıt hazırlığında ısınma için kullanılmış. Grup bu ısınma sırasında kayıt alındığının farkında bile değilmiş.
Bir diğer not, parçaya ilham veren o özel kızın durumdan haberi olmaksızın Radiohead’in Exeter Üniversitesi’ndeki bir konserine gittiği bilgisi var. Thom Yorke’un onu konserde gördüğünde çok utandığı ve gözle görülür bir sarsıntı yaşadığı söyleniyor.
Bu arada, “Creep” videosu 1994 yılında MTV’nin ünlü çizgi karakterleri Beavis & Butthead’in bir bölümünde konu olunca ününe ün katmış. Grubun ABD’deki yapımcısı Capitol firması da “I’m a creep” yazan rozetler bastırarak parçanın popülaritesinin artmasında önemli bir pazarlama adımı atmış.
Notlara devam…
Parça 1992’de single olarak çıktığında BBC tarafından depresif olduğu gerekçesiyle yasaklanmış. Bağlantılı bir bilgi… Thom Yorke 1993’te verdiği bir röportajda, “Creep”in seri katiller arasında popüler olduğunu söyleyen hayran mektupları aldığını söylemiş.
Parça 2013’te Glee dizisinde, 2014’te Community dizisinde, 2004 yapımı Happily Ever After ve 2023 yapımı Galaksinin Koruyucuları 3 filmlerinde seslendirilmiş. Özellikle Happily Ever After filminde Johnny Depp ve Charlotte Gainsbourg’un bir müzik mağazasında “Creep” dinlerken karşılaştıkları sahnenin videosunu izlemenizi öneririm.
Son olarak parçanın bazı unsurları, Hollies grubunun 1973 tarihli “The air I breathe” adlı şarkısına çok benziyormuş. Bu durum dava konusu olmuş ve sonunda her iki grup üyelerinin ortak yazar kabul edilmesiyle sonuçlanmış.
Bu hafta travmatik bir parçayla birlikteydik. Parçanın yazarı Thom Yorke sözlerin birine aşık olmakla ama yeterince iyi hissetmemekle ilgili olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Güzel insanlar var, bir de bizler varız.”
Çok beğendiği birine ulaşamama halinin insanı kendine yabancılaştırması ve hatta aşağılık kompleksine kadar uzanan bir soruna yol açmasından bahsediyoruz. Bu, sevilmeye değer biri olma baskısıyla birleşince ergenlik çağında insan için büyük sorunlara yol açabiliyor. Hele şekilciliğin zirve yaptığı bu zamanlarda… Uzmanlar, bu tür bir düşüncenin insan izin verirse onun hayatını dahi ele geçirebileceğini söylüyor.
Konu sevimli gelmeyebilir ama çok insani. Kıskançlık, karşılık bulmayan istekler, utanç gibi evrensel duygular söz konusu. Üstelik bu duygular parçada hiç çekinmeden net olarak aktarılıyor. Ve bu yapılırken sözlerin içeriğindeki değişim parçanın melodisinin gidişine doğrudan yansıyor. Sükunet, patlamalar ve yine sükunet.
İnsan hayatı boyunca nerelere gelirse gelsin, neyi başarırsa başarsın, Radiohead de olsa çocuklukta veya ilk gençlikte yaşadığı olumsuz duyguların izini üzerinden atmakta zorlanıyor demek.