1988 sonbaharıydı… Tuhaf isimli bir kadın tok sesiyle mırıl mırıl ders anlatır gibi bir şarkı söylüyordu. Neyle ilgili olduğunu düşünmeden önce ezginin ve enstrümanların orijinalliğine kapılmıştım. Senelerce dinledim ama acaba ne demek istiyor, düşünmedim. Demek, aslen Hindistan-Fiji ve Malezya köklerine sahip, Almanya’da doğan ve İngiliz vatandaşı olan, yani çok kültürlü bir ortamdan gelen folk/pop şarkıcısı Tanita Tikaram’ın “Twist in My Sobriety”sinin anlattıklarını incelemek bugüne kısmetmiş.
Evet, “Duydun mu” başlıyor…
Sanatçının ilk albümü olan “Ancient Heart”ın en vurucu parçası “Twist in my sobriety”, bugüne kadarki müzik kariyerinde bir daha ulaşamayacağı ticari başarıya ulaştı. Kitap kurdu bir genç olan ve Amerikalı yazar Virginia Woolf’un eserlerine düşkünlüğü bilinen Tanita Tikaram’ın edebiyat sevgisi hem albümde hem parçada görülüyor.
Bu şarkıyı yazarken aklından geçenler sorulduğunda, “İmgelerin çoğunun kitapla ilgili olduğunu” ve “bir tür yol şarkısı olduğunu” söylemiş ve eklemiş: “Manzaralı, gerçek bir şarkı ve sanki biri bir manzarayı tasvir ediyormuş gibi hissediyorsunuz.”
Ayrıca, şarkının “Bir şeylere karışmaktan korkmakla ilgili,” olduğunu belirtmiş.
Şarkının başlangıç cümlesi olan “All God’s children need travel shoes,” Afroamerikan yazar Maya Angelou’nun bir kitabının adı. Angelou’nun Afrika’ya siyahi bir Amerikalı kadın olarak dönüşünü anlattığı otobiyografi serisinin beşinci kitabı. Tanita Tikaram girişte bu kitabın adının kullanılmasına yönelik, “Neden kullandığımı bilmiyorum ama bana şiirsel ve manevi geldi,” demiş.
Parçanın bir anda patlamasında sanatçının sesinin de payı var. Tanita Tikaram’ın o dönemde genç bir şarkıcı için alışılmamış derinlikteki sesinin ona hayattan bezmişlik havası kattığı belirtiliyor. Bu ses anlatıcıyı olduğundan daha yaşlı ve deneyimli gösteriyormuş.
Sözlere gelelim…
Bir parçanın sözlerini tam olarak anlamadığınızda kendinizi hemen kötü hissetmeyin. “Twist in my Sobriety”de olduğu gibi parçanın sahibi size şarkının anlaşılmamakla ilgili olduğunu söylüyor olabilir. Nitekim Tanita Tikaram şöyle demiş: “Şarkı aslında anlamamakla ilgili. 18 yaşındayken dünyayla özel bir duygusal ilişkiniz oluyor, kendinizi izole hissediyorsunuz ve diğer herkes uzak ve soğuk. Sanırım hiçbir şey hissetmemekten veya etrafınızdaki şeylerden etkilenmemekten bahsediyordum. Ergenlikten yeni çıkmışken bunun güçlü bir his olduğunu düşünüyorum.”
Yorumculara göre şarkının sözleri özellikle kafa karışıklığı yaratmak için kurgulanmış gibi. Araştırmamda uzmanların, bazı dikkatli dinleyicilerin ve sözler hakkında yapılmış akademik bir çalışmanın dikkatimi çeken yorumlarına rastladım ama öncelikle söylemeliyim… Sözler parçanın video klibindeki görüntülerle eşleşince anlam kazanıyor.
Haydi biraz detaya girelim.
Şarkının girişindeki “Tanrı’nın tüm çocuklarının seyahat ayakkabılarına ihtiyacı vardır,” ifadesi, bir yoruma göre doğuşumuzdan itibaren bir yola girdiğimizi belirtiyor. Bir diğerine göreyse ‘Tanrı’nın tüm çocukları’ dini istismar edenler. Bunlar başka yerleri ele geçirmek için seyahat araçlarına ihtiyaç duymaktalar. Yoruma göre burada dini kullanarak yapılan sömürgeciliğe gönderme var. Nitekim hemen sonra gelen “Al götür buradan sorunlarını,” cümlesi sömürgecilerin gittikleri yerlere taşıdıkları çevresel felaketleri, ahlaki ve politik sorunları vurguluyor.
“Tüm iyi insanlar iyi kitaplar okurlar” cümlesinde, sömürülen yerlerdeki çocuklar kitap okumadıkları için ‘kötü çocuktur’ iması olabilir. Bu çocukların eli yüzü kirlidir ama o masum çocuğun kiri yıkanınca geçer. Ya senin içini kaplamış olan kir? “Senin vicdanın temiz mi?” sorusuyla kirliliğin manevi boyutu hatırlatılıyor.
“Sabah alnımı silerken tüm kiri çok uzaklara süpürüyorum,” diyerek sabah elini yüzünü yıkayınca temizlenmiş olduğunu ifade ediyor. Aslında demek istediğiyse şuymuş… “Benim için bu kadar basit, ya senin (yani sömüren güç) için de böyle mi?”
Parçanın devamında “Çok iradeli olduğumu düşünmek hoşuma gidiyor. Ve senin dediklerini asla yapmayacağım. Seni asla duymayacağım. Söylediklerini asla yapma!” cümlelerinde bir meydan okuma var. Burada sömürenlerin değerleri olan para, güç ve statüye karşı iradesinden duyduğu memnuniyeti anlatıyor. Hem sömürenlerin söylediklerini yapmayacağını söylüyor hem de sömürenlerin kendi söylediklerini yapmamalarına yani ikiyüzlülüklerine dikkat çekiyor. Dini kullanarak Tanrı adına konuşanlar güzel şeyler vaat ediyor ama kötü şeyler yapıyor. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor.
Gelelim parçanın ismi ve nakaratı olan“Twist in my sobriety” tabirine…
Şöyle diyor…
…
Yani, “Gözlerim tıpkı birer hologramdır… Bak, aşkın ellerimden kıpkırmızı süzülüp gidiyor. Asla aklımı karıştırmaktan daha fazlası olamayacağını biliyorsun. Aklımı karıştırmaktan fazlası…”
“Twist in my sobriety” için Türkçe’de pek oturmayan çeviriler yapılmış. Bana da en uygunu “Aklını karıştırmak” gibi geldi. Buradaki ‘sobriety’ en çok ‘ayıklık’ anlamında kullanılıyor olabilir ama ‘itidal’, ‘ağırbaşlılık’ anlamları da var. Parçanın mesajına bakınca ve ‘twist’ yani ‘bükülme, dönme’yle birlikte düşününce… Evet, biraz yoruma kaçıp ‘akıl karıştırma’ diyebiliriz gibi.
Bir yoruma göre hologram benzetmesi sorunlara yüzeysel bakıp geçtiğimizi sembolize ediyor. “Duygularını açıkça yansıtmayan insanı anlamak için tıpkı bir holograma bakar gibi gözlerinin içine baktığında çok şeyi fark edeceksin” iması var. Karşısındakine geçici olduğunu ve sadece aklını karıştırabildiğini söylüyor. Buna göre olup bitenler basit bir gölgeden ibaret. Asıl holograma bakar gibi derinlemesine bakarak gölgenin arka planını görmek lazım.
Parçanın tam burasında İngiliz Malcolm Messiter tarafından çalınan obua, bu sözlerin olması gerekenden daha hüzünlü olduğunu bize hatırlatır gibi devreye giriyor.
“Biz sadece bir küçük boş pastayı dürttük.”le başlayan kısım parçanın en muğlak yerlerinden. Bir yoruma göre buradaki boş pastayı dürtme eylemi insanların değer verdiği varsayımları, inançları sorgulamayı temsil ediyor. Siz bunu yaparken niyetiniz ciddi olmasa da sorun yaşanabilir. Çünkü insanlar muhalif görüşten rahatsız olur.
“Onların farklı düşünceleri umurumda değil! Farklı düşünceler benim için iyidir. Kol kola, yalın ve bütün. Tüm tanrıların çocukları durumu kötüleştiriyor.” Anlatıcı farklı düşünceleri hem umursamadığını hem iyi karşıladığını belirtiyor. Yine de sonuçta sömürenler aynı. Ezilen ezilmeye, sömüren sömürmeye devam ediyor.
“Bir fincan çay, düşünmek için zaman. Evet, hayatı riske atma zamanı, bir hayatı. Tatlı ve yakışıklı, yumuşak ve tombul. Işığı görene kadar tıkınırsın,” da yorumlanması zor sözlerden. Yoruma göre, burada riske atılan Hz. İsa. Diğer taraftan, sömüren hedefine ulaşıncaya (ışığı görene) kadar Hz. İsa’ya timsah gözyaşı dökerken, hedefe (para ve güce) ulaşınca her şeyi unutup hırsla tüketmeye başlıyor. “Tıkınırsın” demesinin nedeni bu.
Sondaki “İnsanların yarısı gazete okur, iyi ve güzeli okurlar. Güzel insanlar, sinirli insanlar. İnsanların satmaları gereken bir şeyleri vardır. Senin satmak zorunda olduğun haberler gibi,” bölümüne ilişkin yoruma göre gazeteyi çıkaran sömürendir. Medya aracılığıyla görülmesini istediği iyiyi ve güzeli gösterir, kötüyü göstermez. Onlar bakımlı, güzel insanlardır, yokluk içindekilere sinirlidirler. Dünya kapitalizmin pazarıdır ve sömürenlerin satmaları gereken bir şeyleri vardır. Haberler gibi. Her şey haberleştirilir ve o haberlerle zihinler biçimlendirilir.
Parçayla ilgili notlara geçelim…
“Twist in my sobriety”nin en önemli özelliği video klibiyle birlikte yorumlanması gereği demiştik. Bolivya’daki Altiplano Platosu’nda çekilen klip, yoksul bir köyün sakinlerinin günlük hayatlarında birbirleriyle etkileşimlerini gösteriyor. Bu sahnelerin arasına Tanita Tikaram’ın karanlık bir odada yüzüne ışık vurmuş halde şarkı söylediği sahneler serpiştirilmiş. Klipte sözlerle uyumlu çok sayıda metafor ve detay var.
1989’da Liza Minnelli şarkıyı yeniden yorumlamış. Tikaram, bundan büyük onur duyduğunu söylemiş ama Minnelli o sırada Tanita Tikaram’ın kim olduğunu bilmediğini, sonrasında hayranı olduğunu itiraf etmiş. Bu arada, Tanita Tikaram, Minnelli’nin şarkıyı Amerikan tarzında anladığını ve ayıklığın Amerika’da alkolle ilişkilendirildiğini, bir İngiliz olarak kelimenin ona farklı çağrışım yaptığını söylemiş. Ona göre kelime ‘davranışlarınızda ciddi ve ağırbaşlı olmak’ anlamındaymış.
Son not… Parçanın remiksi 2001’de Bruce Willis’in oynadığı ‘Bandits’ filminde yer almış.
“Twist in my sobriety” sömüren/sömürülen ilişkisini muğlak sözlerle anlatan sert bir kapitalizm eleştirisi. Entelektüel yönü güçlü. Sömüren/sömürülen, güçlü/zayıf, ezen/ezilen, nasıl nitelersek niteleyelim Afrika’yı da kıyısından köşesinden görmüş biri olarak şahsi fikrim bu ilişkide sömüren kadar sömürülmeye izin vereni de gözden kaçırmamak gerektiği. Kişisel hayatlarımızda da öyle değil mi? Bizlere sıkıntı yaratanlar biz izin verdiğimiz için o kadar dibimize girmiş ve yapacaklarını yapmamışlar mıdır?