Çok eskilere gitmiyoruz demek bu hafta… Aslında grup eski ama parça “Duydun mu” standartlarına göre yeni sayılır. İngiliz/Amerikalı rock grubu Fleetwood Mac’in 2003 yılı albümü “Say You Will”in hitlerinden “Peacekeeper”, yani “Barış Muhafızı”na biraz yakından bakalım dedik.
Evet, “Peacekeeper”a ayıracak on dakikası olanlar için “Duydun mu” başlıyor.
Parça, grubun gitarist ve vokalisti Lindsey Buckingham tarafından albümün yayınlanmasından üç yıl önce, yani 2000’de yazılmış. Aslında diğer birçok parça gibi “Peacekeeper” da Buckingham’ın solo albümünde yer alacakmış ama Warner Bros kendisinden tüm bu parçaları, özellikle de hit olma potansiyelini yüksek gördüğü “Peacekeeper”ı Fleetwood Mac albümünde kullanmasını istemiş. Böylece, parça üç sene bekleyerek “Say You Will”de yer almış.
Grup genellikle kişisel deneyimlerden beslenen, duygusal temalar etrafında yoğunlaşan sözler yazıyordu. Ancak, “Peacekeeper” bu yaklaşımdan ayrılmayı temsil ediyormuş. Çünkü sözler, grubun şarkılarında küresel siyaset de dahil olmak üzere daha farklı temalara yöneldiği bir değişimi işaret ediyormuş.
Lindsey Buckingham’ın konserler sırasında bu şarkıya “Aşk gittiğinde her zaman adalet vardır. Ve adalet gittiğindeyse güç vardır,” ifadesiyle başladığı belirtiliyor. Aşk, adalet, güç… Parça ne anlatıyor olabilir acaba?
Haydi oraya geçelim…
Bir röportajda Lindsey Buckingham, şarkının, barışa dair farklı bakış açılarının analiz edilerek ortaya çıktığını, Dünya’da olup bitenlere karşı duyarsızlaşmış bir düşünce biçimine ve bununla gelen boşluk ve konformizme dikkat çektiğini söylüyor. Ayrıca, barışın durağan bir durum olduğu fikrini sorguladığını ve şarkının barış idealine değer vermeyenleri hedef aldığını ekliyor.
Buckingham’a göre “Peacekeeper” bir barış şarkısı. “Bu şarkı, Dünya genelinde acımasız ve insani değerleri savunmayan her şeye karşı giderek duyarsızlaştığımızla ilgili,” diyor. Ona göre şarkı o dönemdeki olaylara ilişkin referans noktaları içeriyor olabilir. Nitekim 2000’lerin başından bahsettiğimize göre Buckingham’ın neyi kastettiğini net olarak görebiliyoruz.
‘Peacekeeper’ yani ‘Barış Muhafızı’ terimi, paradoksal bir şekilde hem bir barış elçisini hem de bir savaşçıyı temsil etmek için kullanılıyor. Yorumculara göre bu, ulusların barışı koruma kisvesi altında sıklıkla savaşlar açmasına bir gönderme olabilirmiş.
Parçanın girişinde şöyle diyor:
Tüm güneşlerimizi aynı kılıyoruz,
Herkes bizim yaktığımız ateşi çekecek,
Hepsi aynı şekilde havaya uçuyor,
Ve yaptığımız planlardan geri dönüş yok.
Yorumculara göre parçada özellikle çatışma ve barış bağlamında insan doğasının ikilemi ele alınıyor. Daha giriş kısmındaki sözlerde insanoğlunun yıkıcı tarafından kaçış olmadığı, herkesin bu yıkıcılıktan payını alacağı ve bu gidişten geriye dönüş olmadığı vurgusu var.
Sözlerin devamında gelen…
Ama hala nefret edecek zamanımız var,
Ve hala satabileceğimiz bir şey var.
cümleleriyle dinleyiciye şiddetin ilkelliği herkesçe bilinmesine rağmen onu durduracak toplam iradenin ortaya çıkmasının hala mümkün olmadığı ima ediliyor. Hatta bu bölümde “Yolunda ilerlerken kendi kuyusunu zehirleyen tek yaratığın insan olduğuna,” dair bir ima da var. Bana, türümüze yönelik sağlam bir eleştiri gibi geldi.
Parçanın son kısmında da insanoğlunun yarattığı şiddetin makul kılınması çabasına gönderme yapılıyor ve hatta hafif de dalga geçiliyor gibi. Şöyle ki;
Biliyorsun tüm arkadaşlarımız Tanrı,
Ve bize yüzümüzü nasıl boyayacağımızı anlatıyorlar,
Ama bizim sadece bir fırçaya ihtiyacımız var,
O da hiç iz bırakmayan fırça.
diyor. Ancak, arkasından da iki defa “İz bırakır,” diyerek bu anlamlandırma çabasının boşuna olduğunu vurguluyor. Buradan benim anladığım, şiddeti yaratan insan onu haklı kılacak bir kulpu da mutlaka buluyor.
Ancak, bu acı gerçeklerin ortasında tüm kusurlarımıza rağmen insanın sevgiye ve nezakete sahip olduğunu gösteren bir umut da var. Onu da nakarattan anlıyoruz.
Nakaratı hatırlayalım…
…
Yani…
Barış Muhafızı, acele etme,
Gecenin karanlığını bekle,
Yakında bütün güneşler doğacak.
Barış Muhafızı, nedenini söyleme,
Savaşmaktan korkma,
Aşk tatlı bir sürprizdir.
Sondaki “Aşk tatlı bir sürprizdir,” ifadesi ve bütün güneşlerin doğacak olduğunu söylemesi umut duygusunu çağrıştırıyor. Yorumculara göre nakarat kısmı insanlığın savaş ve barışla bir arada varoluşuna dair etkileyici bir ifade niteliğindeymiş.
Savaşa ve savaş makinesini besleyen propagandalara gönderme yapan parçanın hit olduğu 2003 yılında Afganistan ve Irak’ta savaşlar sürerken Dünya karanlık bir dönemden geçiyordu. Şarkı, Orta Doğu’da sayısız cana mal olan bu trajik olaylara bir tepki gibiydi ama Lindsey Buckingham “Peacekeeper”ı bundan birkaç yıl önce yazmıştı. Bunu belirterek, şarkının önemini kabul etmiş ve “Sanatsal olmayı hedefleyen her şeyin bir belirsizlik unsuru taşıması gerektiğini,” söylemiş. “Bir eserin tek bir yorumu olamaz,” diye de eklemiş.
O günlerde Amerikan savaş propagandası o kadar azıtmıştı ki, Orta Doğu’daki masum sivillere atılan bombalardan Dünyayı kurtarabilecek bir sevgi fikri maalesef kulaklara aşırı naif geliyordu. Barıştan bahsedenlere Hanya’nın Konya’nın gösterildiği bir dönemdi.
Buckingham, nihilist bir yaklaşımla barışın neden asla tam olarak elde edilemeyecek bir kavram olduğuna inandığını şöyle açıklamış: “Gerçekten barış olabilir mi? İster dünyada ister bir ilişkide olsun barış anları veya uzun barış dönemleri olabilir. Ama bana öyle geliyor ki barışın asıl anlamı, bu ideale değer vermek ve onu aklında tutmak, her zaman var olmayacağını bilsen bile onu sürdürmek için çalışmaktır. Şarkının asıl yaptığıysa bu konuda gerçekçi düşünmektir.”
Anladığım kadarıyla “Peacekeeper” aynı zamanda ilişkilere de değinmek isteyen bir parça olmuş ama o dönemin savaş çığırtkanlığı ve masumların bu çığırtkanlık eşliğinde karşılaştığı zulüm doğal olarak parçanın bu ikincil amacıyla pek ilgilenilmemesine yol açmış.
Gelelim parçayla ilgili ilginç notlara…
“Peacekeeper”ın radyo düzenlemesi albüm versiyonundan biraz farklıymış. “Only kill” yani “Sadece öldür” ifadesi radyo düzenlemesinde “Break their will” yani “İradelerini kır” ile değiştirilmiş.
Parça, 2003’te Amerikan haber sitesi Drudge Report’un En İyi Yeni Savaş Karşıtı Şarkılar anketinde John Mellencamp, Beastie Boys ve George Michael’ın şarkılarını geride bırakmış.
Los Angeles’taki bazı radyo istasyonları o dönem Irak Savaşı’yla ilgili haber güncellemelerinden önce ve sonra “Peacekeeper” şarkısını çalarmış.
People dergisi parçayı “Ürkütücü derecede öngörülü,” olarak nitelerken, Billboard dergisiyse şarkı için “Sayısız kez çalındıktan sonra bile çekiciliğini koruyacak kadar taze ve canlı,” yorumunu yapmış.
Son olarak, parçanın nakaratında yer alan “A aaa a a” seslerinin ne olduğu merak konusu olmuş. Bunun bir insan sesi mi yoksa bir enstrüman mı olduğu anlaşılamamış. Hangi ses mi? Buyurun…
…
Bu sese gitar diyenler var. Ördek sesi olduğunu düşünenler var. Kökenleri Afrika’ya uzanan, Amerika’daki Afro-Amerikalılar tarafından geliştirildiği söylenen Kazoo adındaki bir enstrüman olduğunu söyleyenler var. Ancak, en makul gelen açıklama sesin Lindsey Buckingham’ın efekt uygulanmış bir vokal örneği olduğu yönünde.
“Peacekeeper”, akıcı temposuyla dinlemesi hoş bir parça. Ancak sözleriyle de, insanoğlunun bir taraftan “Bütün Dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa,” diye hamaset yaparken diğer taraftan silahlanmaktan ve şiddete başvurmaktan çekinmeyen iki yüzlülüğünü ortaya koyması bakımından dikkate değer bir parça. Muhtemelen Friedrich Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabındaki meşhur “Üstinsan” kavramında bahsettiği forma ulaşmadıkça, böyle bir form varsa tabi, bu iki yüzlülüğümüz devam edecek. O zamana kadar maalesef durum Latince atasözünde denildiği gibi görünüyor… Homo homini lupus... Yani “İnsan insanın kurdudur!”