Bu hafta iki parça ile karşınızdayız. Ortak özellikleri 1980’lerin popüler müzik dünyasını sallayan iki ünlü parçası olmaları ama bununla bitmiyor. Onları “Duydun mu”da birleştiren bir ortak yönleri daha var… Klasik batı müziği.
Evet…
Bu haftaki iki parçalı “Duydun mu” başlıyor.
Avusturyalı şarkıcı Johann Holzel, yani bizim bildiğimiz adıyla Falco’nun 1985’te çıkan üçüncü albümü Falco 3’ün unutulmaz parçası “Rock me Amadeus”u hemen hatırladığınızı düşünüyorum.
Almanca yazılan parçada acaba ne anlatılıyor?
Oraya gelmeden önce Falco’nun ilk uluslararası parçası olan “Rock me Amadeus”un o dönem kıta Avrupası’nda beklenen başarının ötesine geçerek ABD ve İngiltere’de de bir numaralı hit haline geldiğini söyleyelim.
Falco, Rob ve Ferdi Bolland kardeşler ile kendisi gibi Avusturyalı olan ve yine kendisi gibi genç yaşta ölen ünlü klasik müzik bestecisi Wolfgang Amadeus Mozart hakkında bir şarkı yazmak için bir araya gelir. Çünkü onun Avusturya’nın fenomenlerinden biri olduğuna inanmaktadır.
Parçada, 1756-1791 yılları arasında yaşayan besteci Wolfgang Amadeus Mozart’tan bahsediliyor. Evet, ünlü Türk Marşı’nın bestecisinden bahsediyoruz. Klasik dönemin en üretken bestecilerinden sayılan Mozart, beş yaşındayken ilk bestelerini yapacak ve konser verecek düzeyde bir dâhiymiş. Aşırı uçlarda bir yaşam tarzı varmış. Bu özelliklerinden dolayı ona “Tanrı’nın sesi” de denmiş “Uçkuru düşük velet” de. Ancak babasının koyduğu Amadeus ismi “Tanrı’yı kutsayan” anlamına geliyormuş.
Parçadaki temel fikir Mozart’ın kendi döneminin, yani 18. yüzyılın rock yıldızı olduğu. Nitekim sözler bunu yansıtıyor.
Girişi hatırlayalım…
…
Yani:
O bir Punk’tı ve büyük şehirde yaşıyordu,
Viyana’daydı, her şeyi orada yapıyordu,
Borç içindeydi çünkü içiyordu ama bütün kadınlar onu seviyordu,
Ve herkes bağırıyordu: “Gel ve beni salla, Amadeus!”
Mozart’a övgü niteliğindeki parçanın sözlerinde bahsekonu övgü şu kısımda zirveye çıkıyor:
O bir süperstardı, çok popülerdi,
Çok abartılı biriydi çünkü yeteneği vardı,
Bir virtüözdü, bir rock idolüydü,
Ve herkes bağırıyordu: “Gel ve beni salla, Amadeus!”
Parçada ayrıca, Mozart’ın parayla ilişkisine değinilir ve şöyle denir:
1780’lerdeydi ve Viyana’daydı,
Plastik para yoktu, bankalar ona karşıydı,
Borcun nereden geldiğini herkes biliyordu,
O kadınların adamıydı, kadınlar onun punk müziğini seviyordu.
Almanca’da “Kadınların adamı” tabiri yani “Mann der Frauen”, çapkın kişiler için kullanılırmış. Gene Almanca’ya hakim yorumculara göre “Ve herkes bağırıyordu,” cümlesi Mozart’ın kendi döneminde kadın, erkek herkesin ilgisinin odağında olduğunu gösteriyormuş.
Parçanın video klibi Mozart’ın zamanının öğelerini 1980’lerin çağdaş toplumuyla harmanlıyor. Klipte Falco, opera binasında 20. yüzyıl tarzı bir smokinle 18. yüzyıl kıyafetleri giymiş insanların yanından geçer. Ardından, bu defa Mozart gibi giyinmiş şekilde 1980’lerdeki motosikletçilerin omuzlarına alınır ve sonunda iki dönemin kalabalığı birbirine karışır.
Parça, Milos Forman’ın 8 dalda Oscar kazanan 1984 tarihli “Amadeus” filmiyle aynı dönemde çıktığı için tüm dünyada bir Mozart havası esmiş.
“Rock me Amadeus” ayrıca, ünlü “The Simpsons” çizgi filminin 7. sezonunun “Selma adında bir balık” isimli bölümünde kullanılmış.
Sonuç olarak belli ki iki buçuk asır önce yaşamış bir bestecinin sadece dehası ile değil yaşam biçimi ile de öne çıkarıldığı bir parçayla karşı karşıyayız. Yorumcular parçanın verdiği mesajı, Mozart’ın hayatından ders çıkarmak ve bir yandan çalışıp diğer yandan emeğimizin meyvelerini yerken kendimiz olmamız gerektiğini bilmek olarak görüyor.
Ben o kadar emin olamadım. Mozart’ın hızlı hayatı kaç kişiye ilham verir ya da emeğimizin meyvelerini yemekten ne anlamamız gerek, orası kişiden kişiye değişir. Yine de…
DEĞİŞTİR
Ooo, hemen diğer parçamıza geçiyoruz. Peki.
Klasik batı müziğinin ünlü bestecilerine gönderme yapan ve 1980’lerde popüler müzik alemini sallayan ikinci parçaya geldik şimdi de…
Tanımayan çok azdır sanırım. Evet… Retro müzik hayranlarının vazgeçilmezlerinden olan Gazebo’nun “I like Chopin”ine kısa bir bakış için “Duydun mu” devam ediyor.
“I Like Chopin”, İtalyan şarkıcı Paul Mazzolini, yani bildiğimiz adıyla Gazebo’nun 1983’te çıkan ve kendi adını taşıyan albümünün dünyaca üne ulaşmış parçası. Pierluigi Giombini tarafından bestelenen parçanın sözlerini Gazebo yazmış.
İtalyan bir baba ve Amerikalı annenin çocuğu olan Gazebo aslında Beyrut’ta dünyaya gelmiş bir dünya vatandaşı. Bazen daha az İtalyan ve daha çok yabancı görünmek için adını John Bini olarak söylediği belirtilen Gazebo, 1983’te yaptığı üç single’ı içinde “I like Chopin”in sivrilmesiyle kariyerini başka bir düzeleme çıkarmış. Parça o kadar sevilmiş ki, Japonya’da bile listelerin ilk onunda yer bulmuş.
Parçanın anlattıklarına geçmeden önce Polonyalı besteci Frédéric François Chopin hakkında birkaç önemli bilgiyi aktaralım.
1810-1849 yıllarında yaşayan bestecinin piyanonun baş rolde olduğu müziğinde başka yerde bulunması imkansız belli bir sakinlik olduğu ve bestelerinde romantizmi mükemmel işlediği ifade ediliyor. O da zamanının sıra dışı sanatçılarından ama hayatında Mozart gibi aşırılıklar yok.
Peki, “I like Chopin” bize ne demek istiyor?
“I like Chopin” aşık olmakla ilgili bir parça. Sözler, bir ilişkinin tutkusunda kaybolma metaforuyla besteci Frederic Chopin’e atıfta bulunuyor. Dönemin elektronik müziğinin unsurlarının yansıtıldığı parçada, Chopin’in zaman üstü müziği, asla bitmeyecek olan aşk ve bağlılık duygularını ifade etmenin bir yolu olarak kullanılıyor.
Ki bunu da girişten hemen sonraki “Hep söylerdim, Chopin’i seviyorum,” cümlesiyle kayda geçiriyor.
Ve tabi ki daha girişte Chopin denince akla ilk gelen enstrüman, piyano var.
Hatırla o piyanoyu,
Çok lezzetli, alışılmadık,
O klasik algı,
Duygusal karmaşa.
Burada, Chopin’in müziğinin Gazebo’da uyandırdığı klasik histen ve duygusal karışıklıktan bahsediliyor.
“I like Chopin”in nakarat bölümüyle Frederic Chopin arasında fark edilmesi zor bir ilişki olabilir mi?
Şöyle ki… Nakaratta:
…
diyor. Yani…
Yağmurlu günler birlikteyken arzu duymaya,
Asla elveda demezler.
Yağmurlu günler gözlerimizde büyür,
Söyle bana, benim yolum neresi?
Acaba burada anlatıcı, yağmurlu günlerde tutkudan vazgeçmenin imkansız olduğunu söylerken, yine o günlerde sevgilisinin gözlerine bakarak bu yolun nereye gittiğini sormayı, yani bir anlamda birlikteliklerinin sürekli olacağını karşısındakine onaylatmayı istiyor olabilir mi?
Ve tabi ki yağmur imgesi, konu Chopin ise tesadüf olmayabilir. Çünkü onun “Raindrop Prelude” yani “Yağmur Damlası Prelüdü’nde” basit bir yağmur temasının ele alındığı ve eserde yağmurun her şeklinin her türlü duygu yoğunluğuna uygun olduğu izleniminin var olduğu belirtiliyor.
Acaba parçadaki yağmur vurgusu Chopin’le buradan ilişki kuruyor olabilir mi?
Yorum sizin.
Parçayla ilgili birkaç ilginç notu da aktaralım.
Parçadaki tutkunun tarafları hakkındaki kafa karışıklığını 2017 yılındaki şu sözleriyle Gazebo bizzat bitirmiş: “Şarkı sözleri bir atmosfer, bir ruh hali yaratmalı. Burada Chopin’i ve güçlü, tutkulu bir kadın ve dönemin ünlü yazarı olan sevgilisi George Sand’ı anlatmak istedim. Farklı insanlar olabilirler ama aşkları çok yoğun ve gerçekti.”
“I Like Chopin”in video klipi İngiltere’nin Essex kentinde bir evde çekilmiş. Klipte Gazebo, evde düzenlenen bir kutlamada dans ederken ve flört ederken gösteriliyor. Ancak bir anda kendini bir kıskançlık dramının içinde buluyor ve klipin sonunda haksız yere cinayetle suçlanarak tutuklanıyor. Ben sözlerle bağlantıyı kuramadım. Belki sadece Gazebo’nun bildiği bir ilgisi vardır. Bilen varsa anlatsın lütfen.
İlginç bir not da 1980’lerde şarkının aslında Chopin tarafından bestelendiği şeklinde bir şehir efsanesinin yayılmış olması.
Ve Gazebo, 2020’de parçanın “Korona Versiyonu”nu yaparak “I like Chopin”i, Dünyayı sarsan pandemi ile mücadele eden doktorlara ve hemşirelere adamış.
Evet, bugün bir ilke imza attık ve aynı bölümde ortak yönleri olan iki parçayı inceledik.
İkisi de 1980’leri salladı…
İkisi de müzik dünyasının ana akımının dışında ülkelerin sanatçılarındandı.
İkisi de 39 ve 36 gibi çok erken yaşlarda hayatını kaybetmiş iki dev klasik müzik bestecisine atıf yapıyordu.
Tercihinizi sorsak ne derdiniz?
Hızlı yaşayıp genç ölmenin 18. yüzyıl örneği Wolfgang Amadeus Mozart’tan esinlenerek yazılmış “Rock me Amadeus” mu yoksa 19. yüzyılda piyano tuşları üzerinden hissettirdiği romantizm bugüne kadar ulaşan Frédéric François Chopin’i sevdiğini söyleyen “I like Chopin” mi?
Siz hangisinden daha çok etkilendiniz?
Haftaya yeni bir bölümle buluşmak dileğiyle, hoşça kalın sevgili “Duydun mu” dinleyicileri.