Dansa başlayanları pistten alalım ve efsanevi İngiliz New Wave grubu Depeche Mode’un “Söz gümüşse sükut altındır” diyormuş izlenimi veren 1990 tarihli unutulmaz parçası “Enjoy the silence”ın hikayesine ve sözlerine yapacağımız on dakikalık kısa yolculuğa odaklanalım.
Evet… “Duydun mu” başlıyor.
“Enjoy the silence”, grubun yedinci stüdyo albümü “Violator”ın ikinci single’ı olarak yayınlandı. Şarkının yazarı aynı zamanda grubun beyni de olan Martin Gore. Parça aslında eski takipçilerce grubun piyasalaşmış parçası olarak görülmekle birlikte Depeche Mode’u küresel dinleyicilerin her kesimine taşıyan, onları başka bir düzleme çeken hiti oldu. “Enjoy the silence” belki de bugünkü kuşakların en iyi bildiği, hatta birçok gencin tek bildiği Depeche Mode parçası dahi olabilir.
“Duydun mu”da bugüne kadar incelediğimiz parçaların genelinde başlangıçta başarı beklenmemesi durumuyla karşılaşmıştık. Ancak “Enjoy the silence” bu çizginin dışında. Çünkü Martin Gore 2012’deki bir röportajda “Enjoy the Silence”ın grup tarihinde birbirlerine bakıp, ‘Bu bir hit olabilir’ dedikleri tek parça olduğunu söylemiş.
Grubun vokalisti Dave Gahan da “Enjoy the silence”ın yarattığı farkla albümü ve grubu başka bir yere çektiğini şöyle ifade etmiş: “Bu parça albümün gerçekten başka bir kozmoza geçmesini sağladı. Önceki on yıl boyunca grupça sürekli tırmanıştaydık ama sanırım gelmek üzere olanlara hazır değildik. Albüm dünya çapında bir başarı elde etti.”
Peki, dünyadaki tüm önemli müzik listelerini alt üst eden bu parçanın sözleri ve hikayesi ne?
“Organize İşler”in o ünlü ‘Üzeyir Abi’ repliğini hatırladınız mı? Çok konuşup az iletişim kurabildiğim anlarda hemen aklıma geliverir.
Aslında sözler yoruma açık. Hatta tabiri yerindeyse “Ne menem bir parçadır bu,” dedirten türden. Genel olarak sessizlik ve parçaya ismini veren sessizliğin tadını çıkarma teması işleniyor. Bir yorum parçayı, her taraftan üzerimize yağan gereksiz dikkat dağıtıcı kelimelere ve sözlü saldırılara maruz kalan bir adamın ağıtı gibi görmüş. Ancak, bazıları oldukça karamsar ve yüzeysel gelebilecek yorumlar da yapılmış.
“Violator” albümündeki şarkıların yaşam ve aşk üzerine yeni bir bakış açısı sunduğu gerçeği ve grubun genel karanlık çizgisi dikkate alındığında parçanın sözlerinin bu şekilde algılanmasına şaşmamak lazım. Örneğin bir yorumda, parçada anlatıcının, sevgilisinin sadece bedenine değer verdiği ve sözleri ile ilgilenmediği gibi bir fikir var. Ucu uyuşturucuya kadar giden başka karanlık yorumlar da cabası ama benim anlamlı bulduğum yorum farklı.
Bunu da hem parçanın video klipine hem de Dave Gahan’ın şu sözlerine dayandırıyorum: “Parçanın sözleri oldukça karanlık ama günümüzde gürültü her yerde olduğu için sözler daha da güçleniyor. Sessizliğe ihtiyacımız var. Sessizlik iyileştiricidir.”
Parçanın girişinde kelimeler anlatıcıya acı veren, bir anda dünyasına çarparak onu delip geçen bir tür şiddete benzetilir. Kelimeler sessizliği bozmaktadır. İlerleyen kısımda kelimeler iyice önemsizleştirilir ve onların yerini duyguların, haz ve acıların aldığı vurgulanır. Küçük bir not, Depeche Mode şarkılarında acı, acı çekme ve haz vurgularına bolca rastlayabilirsiniz.
Sözlere dönelim…
Yeminler bozulmak için edilir,
Duygular yoğun, sözler önemsizdir,
Kalan sadece hazlar ve acılardır,
Kelimelerse anlamsız ve unutulabilir.
Bazı yorumcular bu sözlerle bir ilişkinin sessiz tatmininin ve sessizliğin boşluğu doldurduğunun ifade edildiğini söylüyor. Onlara göre sözlerde, sevgilinizin kollarınızda olduğu ve dünyanın var olmaktan çıktığı o hassas anlara dikkat çekilmekte. Hatta bir yorumda anlatıcının dünyadan sessizlik istediği, çünkü kelimelerin şiddet gibi olduğu söylenmiş. Bunun, başarılı bir ilişkinin yalnızca yalanlara dayanabileceğini savunan albümün sonraki şarkısı “Policy of Truth” ile karşıtlık oluşturduğu ifade edilmiş.
Benim dikkatimi çeken yorumsa özellikle nakaratı öne çıkartan bir yorum.
Nakaratta kelimelerle ortaya çıkan olumsuz durum tekrar ediliyor, anlatıcıya iyi gelen şeyin nerede olduğu belirtiliyor. Nakarat şöyle:
…
Yani,
İstediğim her şey,
İhtiyacım olan her şey burada, kollarımda.
Kelimeler çok gereksiz,
Onlar sadece zarar verebilirler.
Elbette burada anlatıcının sessizliğin kutsallığını pekiştirerek, içsel bir monolog halinde sevgilisiyle sonsuza dek sürecek sessiz, şefkatli bir an talep ettiği anlaşılabilir. Ayrıca, kişinin gerçekte nasıl hissettiğini jestlerin göstereceği de anlaşılabilir. Ama bir yoruma göre burada aslında derin bir felsefe var. Şöyle ki sözler, MS birinci yüzyıldan itibaren yaşanan Stoa felsefesinin üçüncü evresinin önde gelen isimlerinden Epiktetos’u çağrıştırmış. Kişisel zorluklarla başa çıkmada disiplinli bir zihni ve öz sorumluluğu öne çıkaran Epiktetos, birçok kişinin hiç de çekici bulmayacağı bir yaşam yaklaşımı öneriyor. Örneğin, dedikoduyu şiddetle caydırıyor, özveriyi ve arzuların kontrol altına alınmasını teşvik ediyor. Zaten Stoacılık, yıkıcı duyguların üstesinden gelmenin bir yolu olarak öz denetim ve metanetin geliştirilmesini öğreten bir felsefe ekolü.
Nitekim yoruma göre, “Enjoy the Silence”da, özellikle kelimeler ve dil konusunda, bu türden bir sadelik ve özveri var. Nakaratta da anlatıcı kendi kendine yeterliliği öne sürüyor, aynı zamanda dili ve konuşmayı da engelliyor.
Epiktetos’un temel amacı kişinin kontrol edebilecekleri ve edemedikleri arasındaki farkı fark etmeleriymiş. Örneğin, başkalarına karşı nasıl davrandığımızı kontrol edebiliriz, ancak onların bize karşı nasıl davrandıklarını kontrol edemeyiz. Doğa ve genel olarak şans da kontrolümüz dışındadır. Arzularımızı kontrol edebileceklerimizle (yani etikle) uyumlaştırırsak, acıdan ve zararlı birçok şeyden kaçınabiliriz. Ve bu felsefe, bizi üzen şeyin yargıladığımız olaylar değil yargılarımızın kendisi olduğunu ileri sürüyormuş. “Enjoy the silence”dan gidersek yargılamak için kullandığımız kelimeler gereksiz acılara yol açar. İşte gene kelimelerin yıkıcılığına geldik.
Hatta yoruma göre Budizm de benzer bir duruş sergiliyormuş. Budizm’deki “Dört Gerçek” acı ve arzu arasındaki ilişkiyi özetliyor ve arzularla nasıl başa çıkılacağını anlatıyormuş. Kafaları karıştırmamak adına konuya girmeyeceğim, merak edenler araştırabilir.
Ama bana gerçekten ilginç geldi.
Cover’ı en fazla yapılan parçalar diye bir liste varsa ilk üçte olduğuna inandığım “Enjoy the silence”la ilgili birkaç küçük notu da iletelim.
“Enjoy the silence”ın video klipi, Antoine de Saint-Exupéry’nin (Antuan de Sen Eksüperi) ünlü çocuk kitabı Küçük Prens’e gönderme yapıyor. Hollandalı olan Anton Corbjin’in (Anton Corbeyn) yönettiği klipte grubun solisti Dave Gahan kafasında bir taç, sırtında pelerin kral kılığında İskoç yaylalarında, Portekiz’deki Algarve (Algarv) kıyılarında ve İsviçre Alpleri’nde elinde şezlong dolaşır. Buradaki fikir, Kral’ın “Dünya’daki her şeye sahip, sadece oturmak için sessiz bir yer arayan bir adam”ı temsil etmesidir. Yani aslında krallığı olmayan bir kral. Dave Gahan’ın 2017’de yaptığı kliple ilgili açıklaması şöyle: “Anton yanıma geldi. Bildiğiniz gibi kendisi Hollandalı. Hollanda aksanıyla ‘Dave, bir fikrim var. Bir taç takacaksın. Her yere yürüyen bir kral olacaksın ve bir şezlong taşıyacaksın…’ dedi. Hiçbir şey anlamadım. Ama başladığımızda ve bana görüntüleri gösterdiğinde ne yaptığını anladım.”
Parçanın sessizlik temalı bir diğer parçayla, Simon and Garfunkel’ın “The sound of silence”ı ile kaçınılmaz olarak kıyaslaması da yapılmış elbette. Aradaki fark şöyle özetlenmiş… “Sound of silence” iletişim kuramamayı anlatırken, “Enjoy the silence” sessizliği konuşmaktan daha güçlü bir araç olarak sunuyor.
Sonuç olarak, “Enjoy the silence” sizde nasıl bir izlenim yarattı? Hala sözün gümüş olduğu yerde sükutun altın olduğu noktasında mısınız yoksa görüşleriniz biraz daha farklı yerlere gitti mi?
Sadece bu çağın değil her çağın belki de ilk toplumsal sorununun iletişimsizlik ya da yanlış iletişim olduğunu düşünürsek susmak bizi birçok sıkıntıdan korur mu gerçekten? Kelimeler düşündüğümüz kadar çekici değil mi acaba? Ya da bölümde geçen replikte dediği gibi… Sessizliğin değerini anlamak için bir dönem çok konuşmak ve konuşmanın işe yaramadığını muhakkak görmek mi gerekiyor?
Bazı duyguları sessiz kalarak vermenin çok daha etkili olduğuna inanan biriyim ama yeri geldiğinde kendini uzun uzun anlatarak, yeri geldiğindeyse taşı gediğine koyarak ifade etmenin hazzı da biz insanlar için. Doğru seçilmiş kelimelerle iletişim kurmanın keyfini bir köşeye atamayız.
“Enjoy the silence” size ne düşündürdü, takdir size kalmış.
Haftaya yeni bir parça, yeni bir hikayeyle buluşmak ümidiyle hoşça kalın.