Birçok açıdan belirleyici gelişmelerin yaşandığı 1960’lara ilgi duyanlardan olabilir misiniz? Eğer cevap evet ise büyük olasılıkla müziğe de kayıtsız kalmamışsınız demektir. O zaman o yıllarda ortaya çıkmış bir klasiğin arkasındaki hikâyeyi öğrenmek üzere on dakikanızı rica ediyorum.
Evet, “Duydun mu” yeni bir parça ile yeniden karşınızda.
1962’de kurulan İngiliz rock grubu The Rolling Stones 1966 ilkbaharında öyle bir parça yaptı ki, parçanın o dönem yaşananlar ile kurduğu bağ onu bugünlere kadar getirdi. “Paint it black” piyasaya çıktığında Dünya enteresan bir dönemden geçiyordu.
Soğuk savaşın hızlanması, kültürel paradigmaların değişmesi, gençlik hareketinin bambaşka bir şekil alması ve Vietnam Savaşı o dönem tüm Dünyayı etkilerken “Paint it black” ABD’nin dört bir yanında ve İngiltere’de duyulmaya başlandı. Kısa zamanda fazlasıyla gürültü çıkararak müzik yapan yeni bir grubun büyük ilgi gören sert rock ‘n roll parçası haline geldi.
Parça, grup üyelerinden Mick Jagger ve Keith Richards tarafından bir önceki ay Avustralya’da turnedeyken yazılmıştı. Sözler Mick Jagger’a aitti. Ancak, o hali ile parça grubun içine hiç de sinmiyordu. İşte o sırada işin içine Hint enstrümanı sitar girdi.
Araştırdım… Sitar, Farsça’da “30 telli” anlamına gelen ve İran-Afganistan bölgesinde ‘sehtar’ olarak bilinen bir çalgıdan türetilmiş uzun saplı bir enstrümanmış. Grup üyelerinden Brian Jones’un Avustralya turnesi sırasında bu enstrümanla tanışması ve onu parçada kullanmasıyla “Paint it black” doğu müziği havasına bürünmüş, böylece makas değiştirerek başka bir yöne girmiş.
Peki parçada ne anlatılıyor?
“Paint It Black”, sevgilisini kaybetmiş ve tüm dünyasının “siyaha boyandığını” görerek gelecekten umudunu kesmiş bir adamla ilgili. Keder o boyutta ki, güneşin bile sönmesini istediğinden bahsediyor. Çöküntü yaşıyor, ayrıca değersiz ve yönünü bilmeyen bir ruh hali içinde. Girişte şu cümleler var…
Kırmızı bir kapı görüyorum ve siyaha boyanmasını istiyorum.
Artık renkler yok, siyah olsunlar istiyorum.
Daha şarkının girişinde ıssızlık ve dönüşüm var. Yorumlara göre, sıcaklık ve davetin simgesi olan kırmızı renkte bir kapının siyaha boyanması, bir zamanlar önemli olan bir şeyi silme veya gizleme arzusunu ima ediyor. Şarkı boyunca ‘siyahın’ tekrarı, tekdüzeliğe duyulan özlemi ve hayatın renklerinden uzaklaşmayı akla getiriyor.
Bu noktada biraz ‘siyah’ üzerinde duralım.
Yorumcular, geleneksel olarak yas ve kederle ilişkilendirilen siyahın, bu parçada klasik çağrışımlarını aşarak daha geniş bir duygusal ve psikolojik boşluğu temsil ettiğini savunuyor. “Siyaha boyama” arzusu, üzüntüyü veya dış dünyanın kaosunu bastırma veya yok etme isteğinin bir metaforu olarak görülüyor.
Buna göre tuttuğu yas onu, diğer renklere karşı duyarsızlaştırmış. Hatta diğer renklerin de siyaha dönmelerini istiyor. Karanlığı kaybolana kadar başını çevirmek zorunda olduğunu söylüyor. Yani başka kimseyi düşünemiyor.
Parça ilerledikçe anlatılan kederin daha da derinleştiğini görürüz. Hatta bir yerde “Bunun senin başına geleceğini tahmin edemezdim,” diyor…
Araştırmamda bu kısmın kişinin öngörülemeyen krizlerle başa çıkma çabasına bir gönderme yaptığı yorumunu gördüm. Bu da şarkıya bir kırılganlık katmanı eklemiş. Ayrıca, insanın taşıdığı yükün hayatın kontrol edilemeyen beklenmedik yönleriyle mücadele etmekle daha da ağırlaştığını hatırlatmış.
Parçada şöyle bir bölüm var…
…
Yani…
İkisi de asla geri dönmemek üzere giden,
Çiçeklerin ve aşkımın olduğu,
Hepsi siyaha boyanmış,
Bir sıra araba görüyorum.
Siyah arabalardan oluşan sıra, çiçekler, geri dönmeme vurgusu burada bir cenaze töreni olduğunu anlatıyor olsa gerek.
Parçada kötümserliğin yanı sıra az da olsa iyimser bir şeyler yakalayabilirsiniz. Örneğin;
Batmakta olan güneşe doğru,
Yeterince dikkatli bakarsam,
Sabah olmadan önce,
Aşkım benimle gülecek.
kısmı ile girdiğimiz kasvetli ruh hali,
Karanlığım gidene kadar,
Başımı çevirmem lazım.
denmesiyle yerini biraz olsun umut da olduğu hissine bırakıyor.
Aslında sözlerin bana göre en can alıcı kısmı şu bölüm:
Kendi içime bakıyorum,
Ve kalbimin siyah olduğunu görüyorum.
Kırmızı kapımı görüyorum.
Onu siyaha boyamalıyım.
Belki o zaman kaybolurum.
Ve gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmam.
Çünkü tüm dünyam karardığında
Onlarla yüzleşmek kolay olmuyor.
Yani yüzleşmenin yükünden kaçınmak için dış dünyaya açılan kapısını da siyaha boyayarak tamamen kaybolmayı kederiyle mücadelede bir yol olarak görüyor.
Sözler böyle…
“Paint it black”in bugüne kadar gelmesinde güçlü bir ezgi ve anlatının olmasının yanı sıra 1980’lerin sonlarında hem Hollywood filmlerinde hem de TV şovlarında kullanılması da rol oynamış. Parça, hiçbir açık politik gönderme olmamasına rağmen çıktığı dönemin kaçınılmaz gerçeği olan Vietnam Savaşı ile ilişkilendirilmiş. Bu yüzden, 1987 yapımı ünlü “Full Metal Jacket” filminin bitiş jeneriğinde, ayrıca, 1987-1990 yıllarında gösterilen “Tour of Duty” dizisinde kullanılmış.
Sözlerde böyle bir şey olmamasına karşın parça ile Vietnam Savaşı arasındaki bağın oluşmasında, şarkıdaki bazı kavramların çok iyi ifade edilmesinin rol oynadığı belirtiliyor. O kavramlar, depresyon, erken ölüm travması, masumiyetin kaybı ve umutların terk edilmesi. Hatta Vietnam gazilerinden birinin bir programda bu ilişkiyi şu sözlerle anlattığına dair bir bilgiye rastladım…
“Ölüm tarlalarında yürürken, hala hayattayken, fiziksel olarak sağlamken, her şeyin siyaha boyanmasını istersiniz, kalbiniz, ruhunuz, zihniniz, hayatınız gibi.”
Bununla da bitmiyor…
Bugüne kadar 400’ün üzerinde “Paint it black” cover’ı yapılmış.
Parçanın popülaritesinin bu kadar uzun süreli olmasında video oyunlarında bile kullanılmasının etken olduğunu da ekleyelim.
Bu sayede öğrendiğim başka şeyler de oldu. The Rolling Stones grubu 1965’te yapılan bir anlaşma uyarınca 1961-1969 arasında yaptığı tüm şarkıların haklarını eski menajerleri Allen Klein’a devretmiş. Bu yüzden, o dönemde önemli bir kazanç sağlayamamış ve “Paint it black” de bunlar arasındaymış.
Ayrıca, parçayı hem canlandıran hem de kendi zamanının çok ötesine taşıyan sitarı kullanma fikrinin, 1965 yılında çıkan Beatles’ın “Norwegian wood” parçasından çalındığı iddia edilmiş. Aslında o dönemde iki grup arasında sert bir rekabet varmış ama iki grubun üyelerinin aynı zamanda iyi anlaşan dostlar olmalarından dolayı bu durum bir yanlış anlamadan ibaret kalmış.
Bir ilginç not daha var…
Parçanın single’ı çıktığında başlıktaki ‘black’ kelimesinin öncesinde bir virgül varmış. Bu da anlamı sanki Black ismindeki birinden boya yapması isteniyormuş gibi bir hale sokuyormuş. Bazı dinleyicilerin bunu ırksal bir gönderme olarak yorumlamaya kadar vardırdığı bilinmekle birlikte virgülün oraya yalnızca bir hata sonucu konduğu belirtilmiş ve bu hata düzeltilmiş.
Parçanın tam olarak hangi temayı kullandığına dair yorum ve bilgiler böyle. Mick Jagger parçayla ilgili olarak bizzat o dönem ABD gençliğinin huzursuzluğu ve kolektif hayal kırıklığını aktaran bir araç olduğu vurgusunu yapmış ve şöyle demiş…
“Şarkılarımızın sözleri bir tür keskinlik içeriyordu… Alaycı, iğrenç, şüpheci, kaba… Şarkıların sözleri ve ruh hali, gençlerin Amerika’da yetişkinlerin dünyasına olan hayal kırıklığıyla uyum içindeydi ve bir süre için bu isyanın sesini duyuran, o toplumsal sinirlere dokunan tek araç bizmişiz gibi görünüyordu.”
Görünen o ki, umutsuzluk, kayıp ve dönüşüm gibi konuları ele alması, hem sözlerin yazarının kişisel bunalımını hem de dönemin toplumsal huzursuzluğunu yansıtması bakımından “Paint it black” çok özel bir parça olmuş.
Parça, 1960’ların kültürel hafızasına adeta bir marş gibi yerleşmiş.
Sonuç olarak, The Rolling Stones hayatın sorunlarıyla ilgili çok sayıda parça yazmış bir grup. “Paint it black” de bunlardan biri.
Parçaya ilişkin yapılan yorumlarda, acaba sitar kullanılması gibi kritik bir hamle olmasaydı “Paint it Black” yine de bu kadar güçlü olur muydu şeklindeki sorunun cevabını sizlere bırakarak parçanın geneli hakkında kendi düşüncemi söylemek isterim.
Parçanın dinleyiciyi kendi deneyimleri ve duyguları üzerinde düşünmeye davet ettiği kesin. Düşünmek istemesek de sorular ve sorunlar her zaman orada durur.
İnsan sevdiği birini kaybettiğinde bununla başa çıkabilmek için ne yapar? Her şeyin siyaha dönüşmesi metaforu kişiden kişiye nasıl değişir? Ve en önemlisi…
Renklerimizi tekrar geri alabilir miyiz?
Ağır sorular sorduran ağır bir parça.
Bu hafta sizi biraz üzdük. O yüzden haftaya şöyle neşeli bir şeylerle karşınıza çıkma sözü verelim.
Evet, haftaya yeni bir parçada buluşmak dileğiyle hoşça kalın.