İsveç’in 1972-1982 arasında müzik dünyasında fırtınalar gibi esen efsane grubu ABBA’nın en sevdiğim parçası “The winner takes it all”u anında tanıdınız. Zarlar atılıyor, kartlar oynanıyor, kazanan her şeye sahip oluyor falan ama şarkının bir ayrılık parçası olduğu gün gibi açık.
Peki acaba arkasındaki ayrılık hikâyesi ne? Bugün buna bakacağız.
2 Haziran 1980’de İsveç’teyiz… Şarkıyı yazmak üzere grubun erkek üyeleri Bjorn Ulvaeus ve Benny Andersson, Ulvaeus’un Stockholm dışındaki yazlık evinde bir araya gelmişler. ABBA’da parçaların söz ve bestesinin genelde bu ikiliye ait olduğunu hatırlatalım. Ulvaeus ve Andersson başlarda oldukça zorlanmış, hatta bu parçayı bırakıp diğer şarkılar üzerinde çalışmışlar. Dört gün sonra ise ellerinde bir mücevher olduğu hissiyle onu kaybetmemek için yeniden “The winner takes it all”a dönmüşler.
Andersson parçayı Fransızların chanson tarzı dedikleri bir tarzı kullanarak yeniden düzenlemiş ve Ulvaeus da üzerine anlamsız Fransızca sözler yazarak bir demo kaydı yapmış. Ardından Ulvaeus demoyu kendi başına çalışmak üzere almış.
Bilmeyenler için kısa not… Chanson, 16.yy başlarında Fransa ve İtalya’daki Franko-Flaman bestecileri arasında popüler olan bir türmüş. Fransızca’da ‘şarkı’ anlamına gelmesine karşın başlı başına bir müzik türü olan şanson, Orta Çağ ve Rönesans’tan günümüze kadar gelmiş ve aynı zamanda Fransa’nın en büyük müzik geleneğiymiş.
Yeniden parçaya dönelim…
“The winner takes it all”, aslında grup üyelerine hiç de uzak olmayan bir ayrılığı anlatıyor. Evet, grup üyelerinden Bjorn Ulvaeus ile yine ABBA üyesi olan eşi Agnetha Fältskog’un ayrılmalarından bahsediyoruz. Parçada bir tarafın bu boşanmaya hiç istekli olmaması ve hatta evliliğine umutsuzca bağlı olması işleniyor. Ancak, ilginç olan bir şey var… Agnetha Fältskog, Sezar’ın hakkını Sezar’a vererek, eski kocası tarafından yazılan bu parçaya bayılmış ve bundan dolayı parçayı kendisi söylemek istemiş. Bu nedenle, bizler senelerce parçayı terk edilmiş bir kadının hikâyesiymiş gibi dinledik ama gerçek durum bunun tam tersiymiş.
Şimdi madem bu bilgiye sahibiz, sözlerin şu bölümüne bu gözle bakalım…
…
But tell me, does she kiss
Like I used to kiss you?
Does it feel the same
When she calls your name?
Yani,
Ama söyle bana,
Seni benim gibi mi öpüyor?
İsmini söylediğinde,
Aynı şeyi mi hissediyorsun?
Burada, İngilizce sözlerde muhtemelen erkek olan üçüncü şahıs kadın ile değiştirilmiş olmalı diye düşünüyorum…
Bjorn Ulvaeus, başlangıçtaki niyeti bu olmasa da ve kendi söylediği demo kaydı çevresinde çok beğenilse de gene de parçayı Agnetha Fältskog’e götürmüş. Demek eşini gerçekten seviyormuş. Stüdyoda parçayı Agnetha’nın yorumlaması herkesin ortadaki ironiyi dikkat çekici bulması ile sonuçlanmış.
2010 yılında yapılan bir röportajda Bjorn Ulvaeus, normalde şarkı yazarken alkol almadığını söylemiş. Ancak, bu parçaya oturduğu sırada yanında duran bir şişe brendi parça bittiğinde tamamen boşalmış. Ona göre bu şarkının sözleri onun hayatında en hızlı yazdığı şarkı sözü. Sözleri daha sonra okuyan Agnetha Fältskog ise gözyaşlarını tutamamış.
Bununla birlikte, Ulvaeus parçanın sözlerinin %90’ının kurgu olduğunu söylüyor. Zaten bu nedenle parçayı eski eşinin seslendirmesi ile ilgili bir sorun da yaşamamış. Parçada kafasında eşyaları kaldırılmış boş evde dolaşan bir adam görüntüsü var ve bu da onun için boşanma eyleminin bir simgesi. Ona göre aslında ortada bu parçada belirtilen bir kazanan ve bir de kaybeden yok.
Parça bir ayrılık parçası ama sözler tam olarak ikisinin durumunu yansıtmıyormuş. Bu nedenle sözleri, yaşanan ayrılığın getirdiği hüzünden ilham alarak yazdıkları genel ifadeler olarak kabul etmenin daha doğru olacağını söylüyorlar. Ancak, müzik medyasında yer alan yorumculara göre ise bu pek öyle değil. Onlara göre “The winner takes it all”, bir tarafın kalbinin kırılmasına yönelik yapılanların sessizce kabul edildiği ve suçluluk bilincinin hissedildiği bir ayrılık şarkısı. Takdir sizin.
Şarkının klibinde Agnetha Fältskog terk edilmiş ve yalnız bir kadın olarak gösteriliyor ki bu da sözlere uygun. Sözlerde terk edilmiş kadının eski eşini bu ayrılıkta ‘kazanan’ olarak gördüğünü anlıyoruz. Ancak, kadın bir taraftan da kendisi acı çekerken eski eşinin hayatına devam edişini biraz da alaycı bir şekilde ifade ediyor.
Yine de sözlerden kadının derinlerde durumu kabullenmiş olduğunu anlıyoruz.
The winner takes it all
The loser has to fall
It’s simple and it’s plain
Why should I complain?
Kazanan her şeyi alır,
Kaybeden düşmeye mahkumdur.
Bu gayet basit ve sade,
Neden şikâyet etmeliyim ki?
Ya da…
Somewhere deep inside
You must know I miss you
But what can I say?
Rules must be obeyed
İçerlerde, derinlerde bir yerde,
Seni özlediğimi bilmelisin.
Ama ne diyebilirim ki?
Kurallara uyulması gerekir.
Bazı yorumlara göre sözlerde sembolizm yapılmış. Buna göre boşanma pokere benzetiliyor. Bu oyunda kazanan her şeyi alır (the winner takes it all) ve ikinci gelen de dahil olmak üzere diğerleri sadece önemsizleşir (the looser standing small). Ayrıca, bir boşanmada kazanan olmadığını, her iki tarafın da kaybettiğini düşünenler de var.
Araştırmamda, aslında bu şarkının klibi ile iki mutlu çift tarafından kurulmuş olan ABBA üzerinden verilen mutluluk illüzyonunun çökmüş olduğunu gördüğümüze dair bir yoruma rastladım.
Bu şarkının bir özelliği de hem kadın hem erkek üyelere sahip ünlü grupların içinde erkek üyenin kadın üye için yazdığı kişisel duygularını yansıtan bir şarkı olması. Bu yönüyle Fleetwood Mac’in “Go your own way” parçasını anımsatıyor.
Agnetha Fältskog, 2013 yılında parçanın evliliğinin son buluşunu tasvir ediyor olmasına rağmen en sevdiği ABBA parçası olduğunu düşündüğünü ve bu parçayı hiçbir zaman canlı seslendirmemiş olduklarına üzüldüğünü söylemiş. Ona göre bu parça hem kendisinin hem de Bjorn Ulvaeus’un hissettiklerini, hatta grubun diğer iki üyesi Anni-Frid Lyngstad ve Benny Andersson’un yaşadıklarını da içeriyor.
Parça çok sayıda ünlü isim tarafından seslendirilmiş. Meryl Streep “Mamma Mia” isimli filmde bu parçayı muhteşem yorumlamış. Ayrıca, Kylie Minogue, Cher, Susan Boyle, Matthew Morrison ve Jayne Lynch de şarkıyı çeşitli anlarda ya da dizilerde seslendirenlerden.
Ayrılık, birleşme kadar doğal ama doğası gereği hüzünlü bir süreç. “Winner takes it all” bu hüznü yoğun şekilde hissettiriyor. Peki ayrılığın bir tarafın her şeyi kazandığı diğer tarafın sadece kaybettiği ile kaldığı bir süreç olduğuna katılır mısınız?
Yoksa duruma göre her iki tarafın da kazandığı veya kaybettiği bir süreç olması ihtimalini de düşünmek gerekir mi?
Ne düşünürsünüz bilemem ama bu parça bana en çok Murathan Mungan’ın meşhur sözlerini hatırlattı ki sanırım konuya ilişkin en derin felsefe de bu sözlerde…
Kimdi giden, kimdi kalan?
Aslında giden değil,
Kalandır terk eden.
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten.
Bu bölüm hüzünlendik… O yüzden bir sonraki bölümde neşeli bir konu ile birlikte olma sözü verelim ve herkese mutlu günler dileyelim sevgili Duydun mu takipçileri…
Hoşça kalın…